• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam91
Toplam Ziyaret878887
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Hastamın Ögretmeni - 10 - Nahit hanım ve Diğer Ünlüler (2)

Hastamın Öğretmeni

10- NAHİT HANIM VE DİĞER ÜNLÜLER (2)

Nahit Hanımın anlattıklarıyla devam edelim yazımıza: “Can Yücel'in babası lisede benim felsefe hocamdı. Can Yücel, bana göre orta halli bir şair. Bir Yahya Kemal değildir. Ama kendisi dünyanın en tatlı adamıdır.”

“Küçüktü, masada yanımda oturuyordu. Acık kalplidir Can. ‘Babamın mantinatosu var,’ dedi birden. Mantinato sevgili demek Rumca. Hasan Ali de orada oturuyor. ‘Sus,’ dedim, ‘Ayıp.’ ‘A yalan mı söylüyorum ben,’ dedi bana.”

“Bacağımda bir ben var. Bacağımdaki bene şiir yazmış Can. Kocam Vedat şakayla karışık, ‘Sen utanmıyor musun? Nahit Hanım’ın bacağımdaki bene şiir yazılır mı hiç,’ dedi ona.”

“Şairlerden Hamit yakışıklıydı. Nazım Hikmet biraz hantaldır. Hamit prens gibidir; çok yakışıklıdır. Yahya Kemal güzel değil.”

“Gençler arasında Muhip güzeldir, Oktay güzeldir. Melih Cevdet orta halli. Orhan Veli çirkindi, en nazikleriydi ama.

“Kıskanç bir adam değildi Vedat. Makul bir insandı. Dedikodu olsun istemezdi. Hatta, Vedat’ın arkadaşlarından biri eve gelip, onun evde olmadığını görünce kapıdan dönüp gidiyorsa, o adamı terbiyesiz bulurdu. ‘Sen evde hizmetçi değilsin Nahit,’ diyordu. ‘Hadlerini bildir. Ben olmasam da sen bir hanımefendisin. Nezaketen beş dakika oturup sonra gitmeleri lazım.’"  

“Vedat hakikaten medeni bir adamdı.”

Ataç huysuzdu ama ben yine de onu çok severdim. Sabahattin Ali tanıştırdı Ataç’ı bana. Ataç çok korkak adamdı.”

“Diğer kadınlar beni kıskanırdı: Edebiyat alemiyle ilgili bir şey olunca; hep beni arıyorlar, bana kitap yolluyorlar diye. Bundan dolayı diğer kadınlar bana garez oluyorlar. Ama ben evimi açmışım onlara, siz kapınızı açmıyorsunuz. Evime geliyorlar, birlikte yemek yiyoruz. Bir sürü adam tanıyorum. Siz de kapınızı açın buyur edin...”

“Güzel nerede, ben nerede! Güzel olduğum için değil, ben rahat halliyimdir. Nazlı değilim. Bir yere gidilecekse, ‘gidelim’ derim. Gidelim mi, gitmeyelim mi... Öyle naz yapmam hiç. Ben açık bir insanım. Gizli kapaklı değilim. En kalabalık meyhaneye gidip oturuyorum. Biraz meydan okuyorum her halde. Bu yüzden bana hayran oldukları söyleniyor. Sen duy da inanma!“

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355