• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam419
Toplam Ziyaret842564
Yaren Leylek Geldi


Yaren Leylek'in geçen yıllara nazaran bu yıl erken gelmesi dikkat çekti.

Bursa'nın Karacabey ilçesinde, Uluabat Gölü'nün kıyısındaki kırsal Eskikaraağaç Mahallesi'nin simgesi "Yaren Leylek", on beşinci kez gelerek, balıkçı Adem Yılmaz'ın teknesindeki yerini aldı.

Bursa’nın Karacabey ilçesinde yıllardır süren bir bahar geleneği bu yıl da bozulmadı. Balıkçı Adem Yılmaz ile kurduğu sıra dışı dostlukla milyonların sevgisini kazanan Yaren leylek, göç yolculuğunu tamamlayarak on beşinci kez Eskikaraağaç Leylek Köyü’ne döndü ve dostunun kayığına kondu.

Türkiye'yi, Avrupa Leylek Köyleri Birliği'nde temsil eden tek köy olan Bursa'nın Karacabey ilçesi Eskikaraağaç köyünde balıkçı Adem Yılmaz ile Yaren leyleğin dostluğu, milyonlar tarafından ilgiyle takip edilen hikayeye dönüştü.

Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği göç rotası üzerinde yer alıyor. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.

Haber: DW Türkçe

Hastamın Öğretmeni -7- Nahit Hanım ve Orhan Veli (1)

Hastamın Öğretmeni

7 - NAHİT HANIM VE ORHAN VELİ (1)

“Orhan Veli kocamın öğrencisiydi, ”diye anlatmaya başlıyor ünlü şairi Nahit Hanım. “Orhan’ı çok severdi Vedat. Orhan’ın kimsede olmayan bir tarafı vardır: Fevkalade terbiyelidir. Nazik ve terbiyeli. Laubalililiği hiç yoktu.”

“Orhan Veli'nin, ağaçtan benim evimi gözetlediğini söyleyen, kimse; o,eşeğin tekidir. Çünkü Orhan Veli bize gizli gelmiyor ki! Günde on kez geliyor, gidiyor. Bir gizlilik olur, anlarım... Orhan neden cambazlık yapsın benim için ince dallara tutunup. Bunu söyleyenlere, ‘Siz deli misiniz?’ dedim.”

Ünlü yazar Ayten Aygen şöyle anlatıyor. "Orhan Veli bizim bahçedeki müştemilatta otururdu. Ağabeyim Mahmut Ekrem, annemden aldığı harçlığı Orhan'a verir; o da kira diye anneme götürürdü." Parasız zamanlar… Çok yoksul bir hayat süren Orhan Veli'nin ev kirasını bazen ilham perisi Nahit Hanım ödermiş. Aygen, "Sabahları onu, Nahit Hanım'ın verdiği bozuk paraları sayarken görürdüm,” diyor.

1950 yılında, Ankara Belediyesinin açtığı bir çukura düşerek yaralanır ve 3 gün sonra da 36 yaşında, İstanbul’da vefat eder Orhan Veli. Haberi, Edirne’den eşine gitmek üzereyken öğrenen Nahit Hanım, “Vedat gelemem, Orhan’ı hastaneye kaldırmışlar,” diye haber gönderir eşine.

Orhan Veli öldüğünde, cebinden 28 kuruş para ve sarı bir ambalaj kâğıdına sarılı bir diş fırçası çıkar. Ambalaj  kağıdında, Orhan Veli’nin aşklarını anlattığı “Aşk Resmi Geçidi” adında bir şiir vardır ve şiir şöyle bitmektedir:

“Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine bağlanmadım ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan;
ne kibarlık budalası
ne malda mülkte gözü var;
hür olsak der
eşit olsak der;
insanları sevmesini bilir
yaşamayı sevdiği kadar...”

Edebiyat dünyasındaki genel kanı; Orhan Veli’nin bu şiiri, ilham perisi olan Nahit Hanım için yazdığı yönündedir.

1950 yılında vefat ettiğinde, Orhan Veli için büyük bir tören düzenlenir. Cenazesinde birçok çelenk vardır ve çelenklerin birini de editörler göndermişlerdir Ne ilginçtir ki, editörlerin gönderdiği çelengin üzerinde,”editerler” yazmaktadır.


          
 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi



Soğuk suyun akışı,
Serçelerin ötüşü,

Gökyüzünde şenlikti,
Leyleklerin uçuşu...

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde havanın nisan ve mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri döner, beş altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.

Altı yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri kat edip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi hedefi hiç şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar; gagalarını tüylerine gömer, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra huzur içinde uykuya dalarlardı.

Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeye başlardı. İşi bittiğinde ise özlem içinde başını gökyüzüne çevirip dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.

Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört ya da beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için telaş başlar; baba leylek, çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerdi.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.

Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.

Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz başka bölgelerden gelen leyleklerle gökyüzünde birleşerek seyredilmeye değer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş ve İsrail’e doğru yola koyulurlardı.

Süllü amca: Süleyman Ceyhan

Lütfullah ÇETİN 

17 Şubat 2004