• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam503
Toplam Ziyaret897867
Frankenstein
"Frankenstein"ı okumak için bilinmesi gereken her şey.

Videoyu rahat izlemek ve videodaki altyazıyı rahat okumak için video ekranını büyültünüz! Videodaki Türkçe altyazıyı etkinleştirmek için ayarlar düğmesine tıkladıktan sonra gözükecek olan dil seçenek listesinden Türkçe'yi seçiniz.

"Mary Shelley" tarafından yazılan ve ilk kez 1818'de yayınlanan "Frankenstein" yaratılış, hırs ve Tanrı’yı oynamanın sonuçlarını araştıran klasik bir roman. Roman, alışılmışın dışında bir bilimsel deneyde garip ama duyarlı bir yaratık yaratan genç bilim insanı Victor Frankenstein'ı konu alıyor. Roman, bilimsel gelişmelerin ahlaki ve etik sonuçlarını araştırıyor ve insan ile canavar arasındaki sınırları sorguluyor.

"Frankenstein", Robert Walton adlı bir Arktik kaşifin mektupları aracılığıyla sunulan, anlatı içinde anlatı olarak ortaya çıkıyor. Walton, trajik hikayesini paylaşan Victor Frankenstein'la karşılaşıyor.

Zeki ama hırslı bir bilim insanı olan Victor, bir deney yoluyla vücut parçalarını bir araya getirip canlandırarak bir yaratık yaratıyor. Ancak, yarattığı yaratığın görünümünden dehşete düşen Victor, onu terk ediyor. Reddedilen ve izole olan yaratık, kendi varlığıyla boğuşuyor ve sonunda intikam peşinde koşuyor.

Hikaye ilerledikçe Victor, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşiyor. Arkadaşlık arayan yaratık, zulüm ve ötelenmeyle karşılaşıyor ve insanlığa olan kırgınlığını körüklüyor, Victor'un yakınlarının ölümüne yol açan bir dizi trajik olay meydana geliyor.

Roman bilimsel sorumluluk, bilgi arayışı ve yaratılışın ahlaki sonuçları konularını ele alıyor. Toplumsal normlara meydan okuyor ve yaratıcı ile yaratım arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırıyor. "Frankenstein", bilimsel yeniliğin etik sınırları ve toplumsal reddedilmenin bireyin üzerindeki etkisi üzerine düşünmeye teşvik ediyor.

Yaratığın ahlaki gelişimi ana tema haline geliyor. Doğası gereği mi kötü niyetli, yoksa kötü niyetliliği toplumsal reddedilmeden mi kaynaklanıyor? Shelley, kendi zamanında yaygın olan determinist görüşlere meydan okuyarak, çevrenin ve beslenmenin bireyin karakteri üzerindeki etkisine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Hem Victor hem de yaratık derin bir izolasyon yaşıyor. Victor bilimsel çabalarını sürdürmek için kendini izole ediyor ve bu durum onun fiziksel ve duygusal açıdan gerilemesine yol açıyor. Toplum tarafından ötelenen ve izole olan yaratık şiddete yöneliyor. Shelley, izolasyonun umutsuzluğa ve düşmanlığa yol açtığını öne sürüyor.

Yaratığın görünümü ve toplumun onu ötelemesi Shelley'nin bilinmeyene ya da 'öteki'ne duyulan korku hakkındaki yorumunu yansıtıyor. Roman, okuyucuları önyargının sonuçlarını ve dış görünüşe göre yargılamanın sonuçlarını düşünmeye davet ediyor.

Walton'un mektupları ve Victor'un anlatımı dahil olmak üzere birden fazla anlatının kullanılması hikaye anlatımına katmanlar katıyor. Olaylara farklı bakış açılarına olanak tanıyor, öznelliği ve tekil anlatıların güvenilmezliğini vurguluyor.

"Frankenstein", bilimsel gelişmelerdeki etik ikilemleri keşfetmesi ve insanlığın durumu hakkında gündeme getirdiği kalıcı sorular nedeniyle güncelliğini koruyor. Shelley'nin çalışması, okuyucularda yankı uyandırmaya devam eden, bilimsel ve ahlaki seçimlerin sonuçları üzerine eleştirel düşünmeye davet eden, uyarıcı bir hikaye görevi görüyor.

Britannica l English Literature

Düğün Törenimiz l Sabiha Özsoy


DÜĞÜN GELENEĞİMİZ

Sabiha ÖZSOY

 

 


Fotograf: Özcan Antike

Geleneksel olarak yapılan  düğünler ülkemizde bölgeden bölgeye, ilden ile hatta yakın mesafedeki  köyden köye bile değişmektedir. kültür etkileşiminden kaynaklanan bazı benzerlikler olsa da bariz farklılıklar vardır.

Bizim köyümüz çevresiyle etkileşimi oldukça fazla olan bir köydür. Bu etkileşimden  dolayı  yeniliklere açık, hareketli bir yapıya sahiptir. Dolaysıyla bazı  kökleşmiş gelenekler dışında  çeşitli gelenekler değişikliğe uğramıştır. Geleneksel olarak yapılan düğünlerimiz de eskiye göre değişikliğe uğramıştır. Bu değişmelerin nedeni yukarıda da bahsettiğim gibi  kültür etkileşimidir.

Fotograf l Özcan Antike l Kel Köçekli Bir Düğün Görüntüsü
Bu sahne, sadece bir düğün eğlencesi değil; köyün ortak hafızasında yer eden, yıllar geçse de anlatılan, “o yılların neşesi” diye hatırlanan bir anın donmuş hâli. Davulun sesi, toprak meydanın kokusu, insanların birbirine karışan sesleri ve Kel Köçek’in o kendine özgü oyunu... Hepsi, köyün belleğinde bir ritim gibi hâlâ çınlamaya devam ediyor.
kosektas.net

Köşektaş Köyü orta büyüklükte nezih bir yerleşim birimidir. Fazla büyük olmadığı için insanlar birbirini tanır. Kış aylarında köyün nüfusu azalır, yaz  aylarında ise artar. Bazı köylüler şehirdeki eğitim, sağlık, sosyal hizmetler gibi olanaklardan  faydalanmak için göç etmiştir. Ama köyle bağlantılarını koparmamışlardır. Uzun tatillerde ziyaretlerini yaparlar.



 Fotograf l Zeynep Güneş l Takı Merasimi Sonrası Halay

Köyümüzde düğünler genellikle yaz aylarında yapılır. Özellikle temmuz ayı düğün ayıdır. Çünkü köyün nüfusu  en üst noktasına ulaşır. Düğünler genellikle Cuma günü  başlar  ve üç gün sürer. Düğünlerimizin geleneksel çalgısı davul ve  zurnadır. Düğün için günler önce  hazırlıklar yapılır. Geleneksek yemekler hazırlanır. Köy halkına yetecek kadar çok yemek yapılır. Günümüzde ise  bu  gelenek pek uygulanmamaktadır. Yemekler nelerden oluşur  derseniz; etli bulgur pilavı, köfte, yaprak sarması, dolma, mantı, şerbet, baklava  gibi.... Şimdilerde ise kolaylık sağlayan yönü düşünülerek  kıymalı pide yaptırılmaktadır.


Fotograf l Özcan Antike l Düğün Seyreden Bir Grup İnsan

Yemek hazırlıkları bittikten sonra, Cuma günü Cuma namazının ardından düğün başlar. Namazdan çıkan köy halkı erkek evine gider. Bayrağın altında kurban kesildikten sonra düğün duası yapılır. Bayrak, herkesin görebilmesi için erkek evinin çatısına dikilir. Davul çalmaya başlar ve önceden hazırlanan yemekler köy halkına ikram edilir.

Erkek evine köyün genç kızları ve delikanlıları toplanır. Gelin ve damadın yakınlarıyla birlikte gençler, köyü dolaşarak halkı düğüne davet ederler. Köy halkına “okuntu” adı verilen fıstık ve şeker dağıtılır.

Cuma gecesi bütün köy halkı düğün evinde toplanır. Kadınıyla erkeğiyle herkes, davul zurna eşliğinde gece geç saatlere kadar eğlenir. 

Düğünlerimizin ikinci günü daha yoğun geçer. Bu günde deve donatılır ve ikindi vaktinde gündüz kınası yakılır. Gündüz kınası için erkek evi deve donatır.


  Fotograf l Celalettin Ölgün l Deve Oyunu


Deve donatmada gerçek bir deve söz konusu değildir. Tamamen düzmece, bir tür oyun niteliği taşıyan bir gelenektir. Bütün düğünlerde kullanılan bir deve başı bulunur. Deve başının kulakları tahta kaşıklardan, gözleri ise aynadan yapılır. Rivayete göre gözlerin aynadan yapılmasının nedeni, nazarı geri yansıtmasıdır.

Erkek evinde bu hazırlıklar yapılırken, kız evinde tatlı bir telaş vardır. Gelin, yakın bir arkadaşı ya da akrabasının evine götürülür. Orada gelin başı yıkanır ve gündüz kınası için hazırlanır. Erkek tarafı, donattığı deveyi alıp gelin başının yıkandığı eve gider. Gündüz kınası burada yakılır. Kınadan sonra gelin, erkek tarafıyla birlikte kız evine götürülür ve takı merasimi yapılır. Herkes bütçesine göre bir şeyler takar.

Erkek tarafı kınayı yaktıktan sonra evine döner. Kız tarafı ise gece yapılan eğlencelere katılmaz; kendi düzenledikleri kına gecesinde eğlenirler.

 

 Fotograf l Celalettin Ölgün
Köşektaş düğünlerinin renkli simaları Kel Köçek ile Kelik Derviş yanyana ve kolkolalar..

Erkek tarafı, gece kınası için yeniden kız evine gider. Gelin bir sandalyeye oturtulur ve etrafında bir çember oluşturulur. Kına gecesinde türküler söylenir, gelin duygulandırılarak ağlatılır. Kaynana gelinin kınasını yakar ve gelinin avucuna kına altını (Cumhuriyet altını) koyar. Gelinin arkadaşları da kendi aralarında kına gecesi yapar; ardından tef çalıp hem eğlenir hem ağlarlar.

Pazar günü düğünün son günüdür. Gelin arabası süslenir ve diğer arabalarla birlikte gelin almaya gidilir. Kız evi için bu son gün oldukça zorludur. Kız tarafı gelinin çeyizini hazırlar; erkek tarafından sandık parası istenip çeyizler gönderilir. Erkek tarafı gelini almak için öğle vakti kız evine gider. Elbette gelin hemen çıkarılmaz; kız evi yüklü miktarda kapı parası ister. Gelinin erkek kardeşi ya da babası gelin kuşağını bağlar. Gelin, yakınlarıyla vedalaştıktan sonra alkışlarla gelin arabasına bindirilir. Bu an, kız evinin en hüzünlü zamanıdır. Gelin arabası hareket ederken arkasından su dolu bir çömlek kırılır.

Fotograf l Zeynep Güneş l Takı Merasimi İçin Toplanmış Bir Grup İnsan

Eskiden, gelin erkek evine getirildiğinde kaynana ile kayınbabanın güreş tuttuğu söylenirdi. Bu gelenek günümüzde artık uygulanmamaktadır.

Üç gün süren, yorucu ama bir o kadar da eğlenceli Köşektaş düğünlerini sizlere anlatmaya çalıştım. Düğünlerimizin amacı yalnızca iki kişinin evlendiğini duyurmak değildir. Düğünler, köy halkı arasında birlik duygusunu güçlendirir, mutlulukların paylaşılmasına vesile olur. Ayrıca genç kızlar ile delikanlıların birbirlerini görüp beğenmelerine de imkân sağlar.

Ne yazık ki kültürel yozlaşma, teknolojik gelişmeler ve yaşam biçimlerinin değişmesi gibi nedenlerle bazı geleneklerimiz yavaş yavaş kaybolmaktadır. Umarım düğünlerimiz, uzun yıllar boyunca büyük değişikliklere uğramadan yaşatılmaya devam eder.

 

 

 


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!


Yorumlar - Yorum Yaz
Narcissus ve Goldmund


Mariabronn Manastırı

Narcissus ve Goldmund
Hermann Hesse

Alman yazar Hermann Hesse tarafından yazılmış olan "Narcissus ve Goldmund", iki zıt karakter aracılığıyla, insan doğasının ikiliğini araştıran felsefi bir roman.

Hikaye Orta Çağ Almanya'sında geçiyor ve zıt kişiliklere sahip iki arkadaşın etrafında dönüyor. Narcissos, manastırda kapalı, disiplin ve düzen dolu bir yaşamı seçen bir entelektüel, Goldmund ise dünyayı keşfetmek için manastırdan ayrılan, tutkulu ve meraklı, özgürlüğü seven bir birey.

Roman, ikisinin Mariabronn Manastırı'ndaki buluşmasıyla başlıyor, acemi bir keşiş olan Narcissus, Goldmund'u kanatları altına alıyor. Narcissus münzevi hayatından memnunken, Goldmund çok geçmeden manastırdan ayrılıyor, macera dolu bir yolculuğa çıkıyor.

Goldmund'un yolculuğu romantik, şehvetli ve zahmetli geçmesiyle dikkat çekiyor, sevinçleri, zorlukları, sevgiyi ve kaybı yaşıyor, sonunda hayatın kasvetli ve şehvetli yönlerini kucaklayabilen bir gezgin kimliğine kavuşuyor. Goldmund'un yolculuğu boyunca sürdüğü hayat, insan doğasının ikiliğini yansıtan keskin zıtlıkları içeriyor.

"Narcissus ve Goldmund" sadece iki arkadaşın hikayesini değil; derin felsefi ve psikolojik temaları da derinlemesine inceliyor. Roman, hayatın ikilemini araştırıyor: Apolloncu anlayış (düzen, disiplin ve zeka) Narcissos tarafından temsil ediliyor, Dionysosçu anlayış (aşk, merak ve tutku) Goldmund tarafından. Roman aynı zamanda, ruhsal ile fiziksel, bilinçli ile bilinçsiz, zihin ile beden, sonlu ile sonsuz arasındaki gerilimi de inceliyor.

Sonunda Goldmund, yıllarca dolaştıktan sonra, manastıra geri dönüyor ve orada ölüyor. Narcissus, zıt yaşam anlayışına sahip olmuş olmalarına rağmen, paylaştıkları derin bağın farkına varıyor ve Goldmund’u vakitsiz kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyor.

 
Hermann Hesse'nin "Narcissus ve Goldmund" adlı kitabının Türkçe, Almanca ve İngilizce PDF sürümleri burada:

Türkçe  DeutschEnglish
TıklaKlickeClick




Bilgi: Bu sütuna aktarılmış bilgiler, Britannica sayfası aracılığıyla edinilmiş bilgilerdir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası