Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam34
Toplam Ziyaret379122
Üyelik Girişi
Şiir Tanıtım Köşesi

 

Sabahattin Ali

Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rügarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Elleri bana gönderin:
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.

Anasayfa

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Hermias - Yunus Sırtındaki Çocuk - İlk Gösteri - 31 Temmuz 2014
D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali, Müzik: Fazıl Say, Anlatıcı: Selçuk Yöntem, Metin: Özen Yula, Anne: Serenad Bağcan, Yunus: Fazıl Say, Piyano,
Hermias: Çocuk Solist, Şef: Naci Özgüç


 

Köşektaşlı İnternet kullanıcılarının menziline en fazla girebilmiş İnternet sayfası Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası ise, bu fırsatı iyi değerledirmek ve böylece o İnternet kullanıcılarının sanata, bilime, çevreye ve dünya barışına
olan duyarlılıklarını artırmak gerekir.

Musa Kâzım YALIM


BİLİM VE TOPLUM İLİŞKİLERİ

CELAL ŞENGÖR

22 Temmuz 2014, Salı

Öncelikle bilim, toplumun faydasını veya zararını gözetmeksizin, sadece ve sadece bilgi edinmek için yapılan bir iştir. Hiç kuşkusuz Einstein, ışığın hızının evrende bir sabit olup olmadığını araştırırken, bunun toplum için faydalı mı yoksa zararlı mı olacağı aklının ucundan bile geçmemiştir. Onun amacı, evrenin davranışını anlamaktı. Ben de Altaidler denilen dağ sisteminin içinde kıt’a kabuğunun nasıl oluştuğunu incelerken bunun muhtemel faydalarını düşünmedim.

Bilimin sonuçlarından toplum için fayda (veya zarar) üretmek, bilimin uygulayıcılarının işidir. Onun için muhtelif eğitim düzeylerinde bilimin esaslarını anlatan, coğrafya (meteoroloji ve klimatoloji gibi bilimlerin bilgileri ortaöğretimde coğrafya öğretimi çerçevesinde verilir), fizik, kimya, biyoloji, jeoloji (ortaöğretimde fiziksel antropoloji, paleontoloji gibi bilimlerin bazı temel bilgileri hem biyoloji hem de jeoloji eğitiminin konuları içerisindedir), astronomi, gibi dersler görür öğrenci. Amaç onu bu konularda uzman yapmak değil, ama bu konularda ortaya çıkarılmış olan bilgilerin, çevresine, toplumuna, nasıl faydalı veya nasıl zararlı olabileceğini anlamasına yardımcı olmaktır.

Bazı öğrenciler, gönüllerini bu konulardan birine kaptırır ve ya temel bilimlerde ya da temel mühendislik konularından birinde yüksek öğrenimlerini sürdürürler. Bunlar arasından bazıları bilim insanı olurlar. İşte bu bazıları insanlığı ileri götüren küçücük bir zümredir. Bu insanlar sadece ve sadece kendi merakları için bilim yaparak bilinmeyenin peşinden koşarlar. Onların bulguları, bazan bir mühendisin, bir toplum bilimcinin gözüne ilişir ve ona toplumun yararına veya zararına yeni fikirler ilham eder. Bu fikirlerin toplum çapında uygulanması veya yasaklanması ise toplumun seçtiği yöneticiler vasıtasıyla aldığı kararlarla belirlenir.

Bu nedenle toplumu yöneten kişilerin, meslekleri ne olursa olsun, temel bilimler hakkında kaliteli bir orta öğretim düzeyinde bilgilerinin olması şarttır. Bir zamanlar Türkiye’de böyle bir eğitim almak mümkündü. Sanırım benim neslim, bu tür bir eğitim alması mümkün olan son nesildi. Ondan sonra Türk ilk ve ortaöğretimi  tepetaklak oldu.  Bunun ilk nedeni, öğretmenlik mesleğinin özenilecek bir meslek olmaktan çıkarılmasıydı.

Burada en büyük sorumluluk ve dolayısıyla suç öğretmenleri ihmal eden politikacılarındır. Fabrika yapmak isteyen politikacı, en önemli fabrika olan insan fabrikalarını, yani okulları unuttu. En önemli öğretmen türü olan ilkokul öğretmenleri ve onlardan sonraki en önemli öğretmenler olan ortaöğretim öğretmenleri tamamen ihmal edildi ve öğretmen iş dilenen bir zavallı haline düşürüldü. Bu suç, yalnız Türkiye çapında değil, insanlık çapında affı mümkün olmayan bir suçtur ve  Hasan-Âli Yücel’den sonraki tüm eğitim yöneticilerimiz bu suçun ortaklarıdır. Gelecek, kendilerine topluca lanet edecektir.

İlk ve ortaöğretimin tepetaklak olmasının  ikinci nedeni üniversitelerdir. Üniversite hocalığını, aylıklı aylaklık  olarak algılayan öğretim üyelerimiz, politikacılarımızla işbirliği halinde Türk yüksek öğretimini bitirmişlerdir. Sanırım bu olay bilhassa 1958 devalüasyonundan sonra çok hızlandı. Bugün artık Türkiye’de üniversiteye gitmek tamamen bir vakit kaybı haline gelmiş, hele AKP yönetimiyle beraber, Türk üniversiteleri Osmanlı medreselerinin acıklı durumlarına düşmüşlerdir. Büyük bir kalitesiz güruh içinde bulunan birkaç pırlantaya tesadüf eden öğrenci şanslı olmakta, o pırlantalar, onları hem çevredeki pislikten koruyarak, hem de onlara kendi parlaklıklarından vererek, onları yurtdışında kaliteli bir yüksek lisans veya doktoraya hazırlamakta ve akıllı olan öğrenci de bu fırsatı kullanıp derhal kapağı uygar bir ülkeye atmaktadır. Benim bu şekilde kurtulan öğrencilerim arasında Türkiye’ye geri gelen olmadı. Ben de zaten kendilerine gelmemelerini, geldikleri takdirde (benim gibi özel imkânları yoksa) ziyan olmalarının kaçınılmaz olduğunu söylüyorum. Ben kendimi bir insan fabrikası olarak görüyorum. Bu fabrikanın ürünlerini de o ürünün kalitesini takdir eden kullanır.

Bilimin ülkemizdeki çöküşünün en önemli sebebi ise tamamen bilgisiz politikacılardır ki bunun en güzel örneği  Tayyip Bey’ dir. Bilimden en küçük bir haberi olmayan bu zat, bugün antropolojiyi ırkçılık, yarın Darwinizmi komünistlik, öbürgün fiziği ve kimyayı toplu katliam aracı olarak takdim edebilir.

Akademimizi yok eden bu kafanın üniversitelerimizi götüreceği yer ise Osmanlı medresesinin miskinliğidir.

 

HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz! Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!

 

Şebeke: www.kosektas.net | İletişim: kosektas@kosektas.com | Son Güncelleme: 22 Temmuz 2014
Şiir Tanıtım Köşesi

Liberté / Özgürlük

Okul defterlerime
Sırama ağaçlara
Kumlar kar üstüne
Yazarım adını

Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Taş, kan, kağıt veya kül
Yazarım adını

Yaldızlı tasvirlere
Toplara tüfeklere
Kralların tacına
Yazarım adını

Ormanlara ve çöle
Yuvalara çiğdeme
Çın çın çocuk sesime
Yazarım adını

En güzel gecelere
Günlerin ak ekmeğine
Nişanlı mevsimlere
Yazarım adını

Gök kırpıntılarıma
Güneş küfü havuza
Ay dirisi göllere
Yazarım adını

Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölge değirmenine
Yazarım adını

Fecrin her soluğuna
Denize vapurlara
Azgın dağın üstüne
Yazarım adını

Bulutun yosununa
Kasırganın terine
Tatsız kaba yağmura
Yazarım adını

Parlayan şekillere
Renklerin çanlarına
Fizik gerçek üstüne
Yazarım adını

Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hınca hınç meydanlara
Yazarım adını

Yanan lamba üstüne
Sönen lamba üstüne
Birleşmiş evlerime
Yazarım adını

İki parça meyveye
Odama ve aynaya
Boş kabuk yatağıma
Yazarım adını

Obur köpekçiğime
Dimdik kulaklarına
Acemi pençesine
Yazarım adını

Kapımın eşiğine
Kabıma, kacağıma
İçimdeki aleve
Yazarım adını

Camların oyununa
Uyanık dudaklara
Sükutun ötesine
Yazarım adını

Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına
Yazarım adını

Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Ölüm basamağına
Yazarım adını

Geri gelen sağlığa
Kaybolan tehlikeye
Hatırasız ümide
Yazarım adını

Bir tek sözün şevkiyle
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum
Seni haykırmaya

Paul ÉLUARD

Çeviri: Orhan Veli KANIK / Melih Cevdet ANDAY