Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret623813
Kitap Tanıtım Köşesi


Kurmaca Kişiler Kenti
Emin Özdemir
'Yazmak gibi okumak da hayatın yetersizliklerine karşı bir protestodur... Öyküyü ve romanları tek bir hayatımız varken pek çok hayatı yaşayabilmek için yaratırız. Roman ve öykü olmasaydı özgürlüğün, hayatı yaşanılır kılmadaki öneminin; özgürlüğün, bir zorbanın, ideoloji ya da bir dinin ayakları altında çiğnenmesinin, hayatı nasıl bir cehenneme çevirdiğinin farkında olamazdık!'
Türk edebiyatında bir ilk!
Özdemir'in, içinde dolaşırken nerdeyse bütün roman kahramanlarıyla özgürce bağlantılar kurduğu kurmaca kent, gerçekler üzerine temellenmiş düşlemsel bir kent. Ölümün, kapısından içeri girmediği bir kent. Gelecek zamanın olmadığı, geçmiş zamanın, şimdiki zaman içinde yaşandığı bir kent...

Her roman, oyun ya da öykü kişisi bu kentin yurttaşı olamıyor. Kuruluş yasasına göre yurttaş olacak kişinin belirli nitelikler taşıması gerekiyor. Acıdan seviye; korkudan direngenliğe; kıskançlıktan tutkuya, dostluktan ihanete değin insana özgü varoluşsal hallerden birini yansıtması isteniyor; bir de yansıttığının, belleklerde, yüreklerde iz bırakması...

Okur, Kurmaca Kişiler Kenti'nin sokaklarında dolaşırken her adımda unutamayacağı heyecanlı anlar yaşayacaktır. Anlatı dünyasından gelip kentte yerleşmiş nice kişilerle yüz yüze gelecektir. Bir şatonun önünden geçerken Don Kişot ya da Hamlet'le karşılaşacak, biraz yürüyünce karşısına Emma Bovary, Anna Karenina, Kaptan Ahab, Aslan Asker Şvayk çıkacaktır. Bir köşede oturmuş sohbet edenlerin yanına gidecek olsa orada Kuyucaklı Yusuf'u, Zebercet'i, Raskolnikov'u, İnce Memed'i, Mümtaz'ı, Selim Işık'ı, Will Loman'ı bulacaktır. Daha sonra bu kişilere konuk olacak, onların yazınsal serüvenini kendi ağızlarından dinleyecektir.

Emin Özdemir bu yapıtında böyle bir okur kimliğine bürünüyor, dünya romanının evrensel kişileriyle bir bir söyleşiyor. Bizi, onların sevinçlerinin, tutkularının, acılarının, mutluluklarının, düş kırıklıklarının dehlizlerinde dolaştırıyor. O kişilerle nice özdeş yanlarımız olabileceğini sezdirtiyor. Böylece başta kendimizle, daha geniş anlamda evrensel insanlıkla hesaplaşmanın yol haritasını çiziyor.

Bu benzersiz çalışmayı okuyun, Kurmaca Kişiler Kenti'ne ayak basın, bunun böyle olduğunu siz de göreceksiniz.
 
ISBN : 9789752204249




Anasayfa

kosektas.net 


KÖRİNANÇ NEDİR?

Bildergebnis für musa kazım yalım

Körinanç, en basit anlamıyla, “akıl ve bilim düşmanlığıdır!” Özellikle dinsel anlamda aşırı (tutkusal) bağlılıktır. Başka görüş ve düşünceye, özellikle de deneysel bilime, gelişip serpilme ve güçlenme hakkı tanımaz! Kendi inancı dışındaki hemen her şeyi yok etmeye çalışır! Menemen Olayı, Köy Enstitüleri’nin kapatılışı, Çorum, Maraş, Sivas ve Malatya katliamları, onlarca seçkin bilim insanımızın, araştırmacı - gazeteci ve yazarımızın katledilişi başlı başına birer körinanç olayıdır!

MUSA KÂZIM YALIM

3 Ocak 2022, Pazartesi

Körinanç Nedir, Musa Kâzım YALIM

Körinanç, güzel sanatlara, bilimsel doğrultuda doğruluğu kanıtlanmış maddeye dayalı ve varlıklarla ilgili gerçeklere dayanmamakta israr eden (direnç), bilimi dışlayan; deney dışı ve salt önsel verilere dayanan, dinsel ve düşsel bilgilere sığınan, fizik ötesi, öbür dünyacı düşünce ve inançlara karşı aşırı bağlılıktır.

Özellikle dinsel alanda görülen bu tutkusal ve aşırı bağlılık, dinsel ve düşselliğin dışındaki, bilimsellik başta olmak üzere, bütün düşünceleri yok sayma ve yok etmeyi kapsar.

Din ve inançla ilgili düşünce ve ilkeleri, hiç kanıt aramaksızın, incelemeksizin ve eleştirmeksizin gerçek bilgi sayan metafizik (fizik ötesi) düşünceyle, varlığımızın; bedenden bağımsız, ruhsal bir yapı olduğu inancına dayanan ve düşsel (hayali) bir anlayış körinançtır. (fanatizm).

Körinanca dayalı din anlayışı; yeniliklere ve çağdaşlığa kapalıdır. İnsanlığın, dinden başka hiçbir görüş ve düşünceye inanmasını istemez. Körinanç anlayışına göre, ölüm ötesi –öbür dünya – ahiret yaşamı bir gerçektir. Deneye dayalı bilimsel bilgi ve hür düşünceye karşıdır. Laik ve demokratik düzene inanmaz. Örneğin: Ortaçağ Avrupasını kasıp kavuran “engizisyon mahkemeleri”nin işkenceye ve öldürmeye dayalı uygulamaları böylesi bir körinancın ürünüdür. Engizisyon mahkelemeriyle 600 bin insan can vermiş, yalnız bunlardan 200 bin insan yakılarak öldürülmüştür. Ortaçağ boyunca, dine dayalı körinanç yüzünden 3 milyondan fazla insan öldürülmüştür.

Batı’da, Hıristiyan dünyasında, filozof Vanini’nin (Giulio Cesare 1585 - 1619), ruhun ölmezliğine karşı çıkışı, yani “ruh” beynin özel bir fonksiyonudur, beyin fiziki olarak yok olunca, ruh da yok olur, açıklaması, kilise babalarının öfkesini kabartmıştır.

“Ruh” kavramı dinsel kuralların temelini oluşturduğu için, kiliseye karşı düşünceler, dini inançları zayıflatıp yıpratacağından dolayı, Vanini’nin cezası çok büyük olmuştur. Vanini, kafası kesildikten sonra, diri diri ateşe atılarak yakılmıştır.

Körinanç anlayışının, dinsel konuya bağlı, fizik ötesi düşlenen ölüm ötesi –öbür dünya- ahiret yaşamına aşırı bağlılıktan öte, kişilerin inancı uğruna yakmayacağı can, yıkmayacağı yuva ve ocak yoktur.

Düşsel düşünceye dayalı inanç uğruna, başka düşünceleri, özellikle bilimin gelişmesine fırsat vermek istemeyen, öbür dünya –ahiret– yaşamının yoluna insanların canına bile kıyabilen ve bunu da Tanrı adına yaptığına inanan, insanları hep korku ve baskı altında tutan bir ruh ve anlayış “körinançtır.”

Ortadoğu’da İslâm Dünyası’nda: “Ben Tanrıyım” (En-el Hak) veya “Ben Tanrı’dan bir parçayım.” diye konuştuğu için, dinin emirlerine aykırı davranıyor ve Tanrı’ya “şirk” koşuyor, suçlamasıyla Hallâc-ı Mansûr’u döve döve öldürdüler.

Sunni mezhebine aykırı davranıyor diye de, derisi diri diri yüzülerek öldürülen Nesimi’ye uygulanan ceza insanlık dışı ve tüyler ürperticidir.

Hem İslâm ve hem de Hıristiyan dünyasında insanlara uygulanan işkence ve ölüm cezaları, “körinanç” anlayışının insanlık dışı vahşetini ortaya koymaktadır. Körinancın insafı, acıması ve insan sevgisi yoktur.

Evrensel ve hümanist bir din özelliği taşıyan İslâm dini, tarikat, mucize ve hurafelerle süslenmiş olup, evrenselliği ve hümanist yapısı gözardı edilmiştir. Tarikat, mucize ve hurafelerle, İslâm dini, körinanç anlayışına dönüştürülmüştür.

Nurculuk tarikatı, laikliğe karşıdır. Aynı zamanda kadercidir. Nurculuk bu dünyayı küçümser ve ölüm ötesi öbür dünyayı yeğler. Cennete ulaşabilmek, bu dünya ile ilgilenmemekle mümkündür. Bu dünya bir bekleme salonudur, amaç ölüm ötesi –öbür dünya– ahiret yaşamıdır.

Nurculuk, her türlü bilimsel araştırma ve açıklamayı dinsizlik sayar; mucize ve dine sonradan girmiş hurafelere inanır. Hatta Saidi Nursi’nin, Moskova’dan Berlin’e melekler gibi uçarak gittiği, sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatılır. İşte buna inanmak da bir körinanç anlayışıdır.

İnançların, körinanç içinde biçimlenmesi insansal duyguları yok etmektedir. Menemen Olayı, Köy Enstitüleri’nin kapatılışı, Çorum, Maraş, Sivas Katliamı, ve onlarca seçkin bilim insanımızın, ve yurttaşlarımızın katledilişi, bugünkü yaşadıklarımız Türkiye’deki körinancın açık birer göstergeleridir.

Musa Kâzım YALIM,

Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu



 


Köşektaş Köyü Internet Sayfası'nda yer ıalan tüm metin, resim, fotograf ve benzeri içeriklerin hakları sahiplerine aittir! Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda, kaynak gösterilse bile, izin alınmadan,
kullanılamaz, yayınlanamaz! 
kosektas.net,

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

 

www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 8 Ocak 2022
Öykülerinde okurlarını güldürmeyi, bir yandan da onlara gelgeç savaşları, altı boş telaşlarıyla hayatı sorgulatmayı amaç edinmiş bir yazar Hüseyin Rahmi... Aslında bu öğüdü Hüseyin Rahmi değil, onun 1933 yılında, Mazhar Osman’ın hazırladığı Sıhhat Almanağı’nda yer alan ve o tarihten beri yeniden yayımlanmayan “Bu da Bir Tedavi” öyküsündeki doktor karakteri veriyor. Ama Hüseyin Rahmi de öyküsündeki doktor gibi romanları ve öykülerinde okuyucularını güldürmeyi, bir yandan da onlara gelgeç savaşları, altı boş telaşlarıyla hayatı sorgulatmayı amaç edinmiş bir yazar. Yani öykünün baş karakteri Basri Bey, doktora değil de Hüseyin Rahmi Bey’e gitse ve derdini anlatsaydı, o da ‘yaşamanın büyük bir ilim, mühim bir sanat; hayatın ve sıhhatin asıl, hastalıklarınsa arızî’ olduğunu söyleyerek gam yükünü omuzlarından atıp bol bol gülmesini salık verirdi muhtemelen.
27.12.2019
Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
Türkler kendilerini tutucu (muhafazkâr) sanıyorlarsa kendilerini aldatıyorlar. Kuşkusuz aldanma da bir gerçek olgudur. Fakat insan gerçek kimliği sandığı kimlikle örtüşmeyebilir. Vitrinde gördükleri her şeye sahip olmak, televizyon karşısında saatler geçirmek, otomobil kuyruklarında sıraya girmek de çağdaş olmakla eşit değildir. Ama tutuculuk da değildir. Amerika tutucu bir toplum. Fakat çağdaş olan her şeyin neredeyse yaratıldığı ülke.
30.09.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Topaçlar



Yurtsever gazeteci Uğur Mumcu'yu, hayattan koparılışının 29. yılında saygıyla anıyor, onu katledenleri kınıyoruz!
kosektas.net
´´´´´´´´´´´´´´´´´´

Küçüklüğümüzde oynadığımız güzel oyunlar vardır. İp at­larız. Kaydırak oynarız. Bir topun peşin­den koşarız. Paten ka­yarız yokuş aşağı. Bir de “to­paç” çeviririz.

Topaç, tahtadan yapılmış bir küçük oyuncaktır. Topaca, “kaytan” adı verilen bir ip sarılır sıkıca. Sonra topaç ileri doğru fırlatılarak ip hızla geriye doğru çekilir. Bu hızla topaç, ekseni çevresinde dö­ner. Bir süre sonra yavaşlar ve durur. Güzel de­sen­li topaçlar vardır. Üstü alacalı bulacalı renklerle süslenmiş­tir. Topaç dönerken bu renkler birbirlerine karışır ve göze renkli, güzel görüntüler çarpar.

Topaç nasıl döner? İpi sağdan sararsanız sağa döner topaç; soldan sağa doğru sararsanız bu kez sola döner küçük oyun­cak.

Cesur gazeteci Uğur MUMCU, Frankfurt Kitap Fuarı'nda, "Tarikat, Ticaret, Siyaset"  adlı kitabını imzalarken. Fotograf sanatçısı Mehmet Ünal tarafından 1988 yılında çekilmiş bir fotograf.


Türkiye’de inançsız politikacılar da topaçlara benzerler. İh­tirasın ipi ne yöne sarılmışsa oraya doğ­ru dönerler. Bir süre sağa, bir süre sola...

Fakültelerde öğretim üyeleri vardır. Konuşmalar yapmış, ki­taplar yazmışlardır. Devrimcilik, solculuk, sosyalistlik tekeli kurmuşlardır düşünce hayatı üzerinde. Fakat bir olağanüstü dönemde üç dört aylık tutukluluk yetmiştir iflaslarına. Gazete­lerde yazı­lar yazarlar:

- Bütün inançlarımda haksızmışım. Yanılan bizmişiz... der­ler. Serüvenleri bununla bitmez. İş ve sermaye çevreleri ku­cak açar kendilerine. Bu kez işveren avukatlığında sermaye sa­vu­nuculuğuna başlarlar.

Topaçtır işte bunlar. Tutkularının iplerinde ha­vaya fırlayıp, hoş görüntülerle hızları kesilinceye kadar renkli görüntüler bı­rakırlar çevrede. Sonra bir küçücük oyuncak oldukları anlaşılır. Yeniden ele alı­nır ve bu kez tersten sarılır ip. Bu kez de bir başka yöne döndürülecektir. Dönerler, dönerler, dönerler yoruluncaya kadar...

Siyaset sahnelerinde eski ihtilalciler vardır. “Devrimciliği”, “Atatürkçülüğü” kimseye bırakmazlar. Bir güç dönem gelir. Bü­tün Atatürkçüler, bütün devrimciler ezilmek istenir tek tek. İhtilalci, ezilen­lerden yana değil ezenlerden yana çıkmıştır.

- Marksist kışkırtıcılığa karşıyım, deyip istifa ederler partile­rinden en güç günlerde, arkadaşları işkence evlerinde can çe­kişirken:

- İşkence iddiaları komünistlerin yalanıdır, diyen başbakan­ların partisine girerler tebessümlerle. Ve bütün bunları “Atatürkçülük” adına yaparlar. Sonra, siyasal geleceklerini par­lak görmedikleri için bu partiden de istifa ederler:

- Partide Atatürkçülük suçlanıyor, derler. Atatürkçülerin, devrimcilerin yargılandıkları günleri hiç hatırlamazlar...

Topaçtır işte bunlar. Tutkularının ipi bedenlerine ne yönde sarılmışsa o yöne dönerler. Bazen sa­ğa, bazen da sola döner­ler, dönerler, dönerler yoruluncaya kadar...

Siyaset sahnesine atılmış profesörler vardır. Kitaplarında özgürlük şarkılarına güfteler yazmışlardır. Söylevler vermişler­dir özgürlük için. Konferanslarda, açıkoturumlarda konuşmuş­lardır. Siyasi iktidar kendilerine üniversite kapılarını kapayınca, peşinden ge­len öğrencilerine:

- Nabza göre şerbet veren münevverlerden olmayınız, derler. Sonra da şerbet pınarlarından ka­seler doldururlar durmadan. Tutkularının ipleri öyle sarılmıştır o günlerde, Sola doğru dönmüşlerdir bir süre. Sonra ele alınıp bir başka yöne fırlatıl­mışlardır.

Bir güzel oyuncaktır topaç. Döner durur kendi ekseni çev­resinde. Bedenindeki ip ne yöne sarılmış­sa o yöne döner to­paç. Politikacılar vardır topaçlar gibi... Profesörler vardır topaç­lar gibi... İhtilalciler var­dır topaçlar gibi... Dönerler, dönerler, dö­nerler yoru­luncaya kadar...

Başbakanlar vardır. İşkencelerin yapıldığını, bunları kimlerin yaptığını da bilirler. Görevde oldukları günlerde susarlar. Amaç­ları iktidar merdivenlerinde tırmanmak, başbakan kalmak, cumhurbaşkanlığına seçilmektir. Partilerinin toplantılarında:

- Sosyalist Parti olduğumuzu ilan edelim. derler. Başbakan­lığı döneminde yargılanıp mahkum olan “Sosyalist Parti” yöne­ticilerinin cezaevlerinde kalmaları için çırpınır dururlar. Özgür­lükleri ülkenin coğrafyasına aykırı bulurlar. Özgürlük dendi­ğinde:

- Özgürlük lükstür ve de jeopolitiğe aykırıdır, diye ko­nuşmalar yaparlar.

Ne güzel oyuncaktır topaç! Büyüklü, küçüklü, renkli, renk­siz topaçlar... Bedenine sarılan iplerle hem sağa hem de sola dönen topaçlar. Yoruluncaya kadar dönen, döndükçe yorulan topaçlar...

Uğru MUMCU,

Suçlular ve Güçlüler,

(Yeni Ortam, 3 Mayıs 1974)