Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam61
Toplam Ziyaret537399
Köşektaş Albümü
Köşektaş'ın Sol Köşesi

Köşektaş ve çevresi,

Açık hava müzesi,
Dilden dile dolaşır,
Özgündür efsanesi.

Bölgesinin en yeşil ve en güzel köyü Köşektaş ve yöresinden görüntüler.

Mayıs 2007

Necdet Cengiz Şen

Necdet Cengiz Şen'in Mayıs 2007'de çekmiş olduğu Köşektaş fotografları.

Bu güzel fotografları bize göndererek Köşektaş'tan ayrı kalmış olmanın vermiş olduğu hasret ile yanıp tutuşan gönüllerin hasretlerini bir nebze olsun gideren Necdet Cengiz Şen'e çok teşekkür ederiz!

kosektas.net

Anasayfa


www.kosektas.net

K Ö Ş E K T A Ş   M A N Z A R A S I
♥ ♥♥ ♥♥ ♥
Kuddusi Şen ile Necdet Şen'in, 2006 yılının Mayıs ayında, çekmiş oldukları üç ayrı fotografın birleştirilmeleriyle elde edilmiş bir fotograf.


K Ö Ş E K T A Ş

Köşektaş'ın Taşı'na, kuşlar konar başına,
Kimseler indiremez, çıktı gönül arşına...

YAŞAMI SAVUNMAK

  
Son Sözü Doğa Söyler

 ÖZER AKDEMİR

7 Mayıs 2019, Salı

Yaşamı Savunmak, Özer AKDEMİR

Ekoloji mücadelesi -bütün diğer toplumsal hareketler gibi- kendisinin dışındaki mücadeleler karşısında “Bizi ilgilendirmez” diyemez. Ekolojinin tanımına aykırıdır öncelikle bu durum. Canlıların birbiri ve çevreleriyle ilişkisi dendiğinde hiçbir hareketin, hiçbir olay- olgunun ekolojinin ilgi ve mücadele alanı dışında kaldığı söylenemez.

Bu yıl 1 Mayıs alanlarını dolduran ekoloji örgütleri elbette en başta kendi talepleri ile yürüdü. Ekonomik krizle ekolojik krizin eş zamanlı olduğunun, ülkede toprağın, havanın, suyun kirlenmesinin tarımı ve yaşam alanlarını yok oluşa götürdüğünün, bunun halkın sağlığı, gıda güvenliği ve elbette ekonomisini son derece olumsuz etkilediğinin mesajlarını taşıdılar alanlara.

Öte yandan, işçi-emekçi sınıfın bir parçası olarak işsizlik, pahalılık, ekonomik kriz, demokrasi yoksunluğu, hukuksuzluk, adaletsizlik, geleceksizlik karşısında ortak mücadele çağrılarına hem parçası oldukları işçi sınıfının penceresinden, hem de üzerine yoğunlaştıkları ekoloji cephesinden katılım sağladılar.

Ekoloji mücadelesi verenler kendilerine başka tanımların yanı sıra en çok “yaşam savunucusu” derler. Bu altı boş bir kavram değildir. Maden, taş ocakları, enerji yatırımları gibi doğanın büyük ölçüde tahribine yol açan projelere karşı dağın, ormanın, kurdun, kuşun, böceğin yaşamını savunurlar. Onların yaşamını savunmanın aslında kendilerinin, çocuklarının, herkesin ortak evi gezegenimizin varlığını savunmak olduğunu bildikleri için yaparlar bunu.

Göç yollarını tıkayan rüzgar enerji santrallerinin kanatlarına çarparak ölen kuşların yanındadırlar. Binlerce yıldır hep aynı rotayı izleyen kuşların yolunu kapatıp, “Başka yoldan uçsunlar” demek kadar zalim ve saçma bir düşünce olmadığını bilirler.

Ağacı kesilen sincabın, ormanı yakılan karıncanın, yuvası dağıtılan tilkinin acısını yüreklerinde hissederler. Yaşam alanları mega-çılgın projelerle yok edilmiş yaban domuzlarının boğazı yüzerek geçmeye çalışmaları ya da siteler arasında küçücük kalmış bir makilikte doğum yapmalarının nasıl bir yıkımın habercisi olduğunu bildikleri için hep endişelidirler.

Doğanın yüz binlerce, milyonlarca yılda kurduğu dengeyi altüst etmenin, ona saygı göstermeyerek değiştirmeye çabalamanın, onun üzerinde egemenlik kurma özlemlerinin nelere mal olduğunun binlerce örneğini okumuşlar, görmüşlerdir. O yüzden bir türün yeryüzünden silinmesinin, bir habitatın yok edilmesinin, çevrenin kirletilmesinin yaratacağı yıkımın er ya da geç bu yıkıma yol açanları vuracağının bilincindedirler.

Toplumdaki tüm kıpırdanmalara karşı hassas bir terazisi vardır ekoloji mücadelesinin. İş-ekmek mücadelesi kendi mücadelelerinin bir parçasıdır. Doğanın korunmaması durumunda ne işin ne de ekmeğin sürdürülebilir bir geleceğinin olmayacağını, temiz çevre olmadan sağlıklı bir yaşamın olanaksızlığını bilirler. Savaşın nasıl bir ekolojik yıkım olduğunu da en iyi bilenlerdir ekoloji mücadelesi verenler. Savaşta ölümün kazandığını, yaşamın kaybettiğini görerek barıştan yana, savaş karşıtı bir mücadele çizgisini savunurlar hep.

Ekoloji mücadelesi, son aylarda, ülke cezaevlerinde yaşanan açlık grevleri ve ölüm oruçlarını da bu düşünce çerçevesinde değerlendirmelidir. Meseleye her şeyden önce yaşam hakkı penceresinden bakmalı, toplumsal barışı zedeleyecek, acıları katmerleştirecek her gelişmenin şiddete körük vazifesi göreceğinin haklı endişesini taşımalıdır.

Ekonomik, ekolojik, demokratik taleplere sağır bir siyasi iklimde, barışı simgeleyen beyaz tülbentlerin bile suç sayıldığı bir karanlığın dibinde umudu yeşertmeye çabalamak, ölüme karşı yaşamı savunmak ve bunu cesaretle, ikircik göstermeden yapmak gerekiyor.

İçeride-dışarıda nerede olunursa olunsun onurlu bir yaşam herkesin hakkıdır. Ne en demokratik taleplerin dahi kısıtlanması/gasbı karşısında ölüme yatarak hak aramak, ne yaşam hakkının günbegün eriyip yitmesine karşı üç maymunu oynamak...

Ekoloji mücadelesi her koşulda ve her yerde yaşamı savunmak zorundadır...

Özer AKDEMİR
Evrensel


 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

 

www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 7 Mayıs 2019


Kapadokya Peri Bacaları, vadileri, tarihi veya coğrafyası yanında çeşitli konularla kendini tanıtmaya başladı. Bir zamanlar Türkiye genelinde belediyelerin kendi yörelerini tanıtmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlemeleri, yöresel şenlikler, televizyon dizileri için çevrilen filmler gibi etkinlikler iç turizm açısından Kapadokya’ya hareketlilik getirdi. Asmalı Konak filminin hala etkisi sürmekte. Dizide gösterilen konakların önü, kayısı, kabak çekirdeği, zerdali kurusu, kuru üzüm gibi yemişlerin yanında Dicle’nin sürmesi, Sümbül Hanım’ın fuları ile adeta bir satış panayırı. Sara, “sürme” yi sorunca, satıcı kadın, takılıyor,
02.09.2016
Cezalandırıp insan yaşamına şu ya da bu şekilde son vermek eski zamanlardan beri tartışılan konu. Giyotinle boyun kesmeler, vahşi hayvanlara parçalatmalar, urganla tavana asmalar, iğne ile zehirlemeler, taşla öldürmeler hep insanın idam için kullandığı yöntemler olmuştur.
02.09.2016
"Komşu komşunun külüne muhtaçtır" sözü eski çağlardan beri geçerli. İnsan, binlerce yıl toplu yaşadı. Savunma, tehlikelerden korunma, daima grup ya da topluluk içinde birlikte gerçekleştirildi. İhtiyaçlar birlikte giderildi. Tarlada, bağda, bahçede, kırda insanlar sürekli birbiri ile iletişim halinde yaşadı. Ailede birlikte sofraya oturdu, işbölümünü birlikte yaptı, işe birlikte başladı. Dertlere, kederlere, üzüntülere ortak oldu, sevinçler beraber paylaşıldı.
08.11.2014
Araştırma sonucundan önce yalanı biraz açıklamak gerekiyor; Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyet.. Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyetini taşıması. Yalan temelde insanların yanlış yönlenmesine yol açtığından başkalarına zarar verebiliyor. Yalan insan üzerinde gittikçe alışkanlık yapıyor ve onu toplum nazarında itibarsızlaştırıyor. Yalan, insanlar arası güveni zedeliyor.
02.10.2012
İnsan var olduğundan bu yana güzeli, iyiyi bulmak için kendince arayışlara girmiş, önce kendini düzeltmekle başlamış işe, sonra doğadaki diğer güzelliklerle buluşarak onların içine kurulmuştur. Sanat her şeyden önce bir güzelliktir.Sanatçı ise durmadan bu güzelliğin peşinde koşan ve onu yakalayabilen kişidir. Sanat, içimizdeki iyilerin dışa vurumudur. Bazen bir coşku, bazen bir boşalma olarak karşımıza çıkar. Sanata önem veren ve bunu içinde duyan birey ve toplumlar daha barışçıldırlar. Sanatın özü duygulardır. Duyguların kaynağı sanatçının içidir.
17.04.2012


Bir Bahar Önü

Elli, altmış yıl öncesinden
bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi.



A S L A N  K R A L
 UMUT CESUR