Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret411944
Savaş ve Cinayet


Cinayete dönüşen hiçbir eylem insanlığı kurtarmamıştır. Din savaşları, uygarlık savaşları, sömürgecilik, kölelik, esir ticareti... Bir milyar aç insan. Barbarlarla savaş yok. Haçlı savaşları yok. Sömürge yok. Kızılderili tehlikesi yok. Ama mafya, çete, terör, hırsız, soyguncu, zorba tehlikesi var. Müslümanlar birbirlerini kesiyor. Tarihte cinayetler, değişik tabelalar altında, hep aynI amaçlarla yapılıyor. Kahramanlar, kendini feda edenler, genel tabloyu değiştirmiyor. Ölen ölüyor. Sömürü ve cinayet devam ediyor. Bu günkü cinayetlerin amacı da güç ve ona bağlı servettir. Romalı aristokrat, Avrupalı dük ve kral, Çağdaş zengin, ya da kalantor politikacı ayni koşularda yaşıyorlar. Ayni oranda insafsızlar. Cinayetler ulusların sefaletini azaltmıyor. Öldürenler ve ölenler uluslararası emperyalizmin kurbanları. Canlı bombalar bunu anlamadan kendilerini feda ediyorlar. Bundan daha önemli ahlaki ve kültürel bir sorun daha var: Suruç’a gidenlerin eylemi doğru muydu? Haklı mıydı? CHP ona katılıyor mu? 32 genç insanın canı, nedeni sorulmadan, kim vurduya mı getirilecek? Burada Kılıçdaroğlu’nun, aydınların, yazarların bir görüşü neden ortaya çıkmıyor, ya da vurgulanmıyor? Türkiye’de insanların bunu yapma hakkı var mı, yok mu? Bu özgürlük var mı, yok mu? Devletin burada takınması gereken tutum ne olmalıydı? Gezi olaylarında polis yedi kişi öldürürse, İŞİD de 30 kişi rahatça öldürür. Şimdi CHP bunları tartışmaz ve ‘Suçlu aramayalım’ sloganı arkasına sığınıp, koalisyon pazarlıkları yaparsa, bu uygar ve hatta politik bir tutum olmaktan çıkar. İnsan özgürlükleri karşısında CHP’nin AKP’nin davranışlarını onaylaması olarak da yorumlanabilir. Gerçi Kılıçdaroğlu ‘yolsuzlukların hesabını sormamak, CHP’ye kilit vurmak demektir’ de demişti. Ama bundan koalisyon nasıl çıkar? Bunu pek hesaplayamıyorum. Çünkü cahil ve kafası karışık bir toplumda poker masası blöfleriyle yaşıyoruz. Adetim olmadığı halde, hiç sevmediğim politikadan söz ettim. Üstelik ad kullanarak. Özür dilerim. Fakat Kılıçdaroğlu en güvenilir politikacılardan biri. Ve ölenler torunlarımdan daha genç. Çok canım yandı. Uygarlığın temel özelliği, insan hakları, düşünme ve düşündüğünü söyleme özgürlüğüdür. AKP özgürlük sözü veriyor, CHP de bunu sağlayabiliyorsa, koalisyon yapsın! Yapamazsa kilidi kendine vurmuş olacak...

DOĞAN KUBAN Kültür CBT 1480/31 Temmuz 2015

Anasayfa

www.kosektas.net



Barbarlarca öldürülmüş tüm aydın ve yurtseverler anısına!
Joan Baez - We Shall Overcome (Üstesinden Gelmeliyiz!)

ALIŞKANLIK VE TUTSAKLIK



Gelenekler zaman zaman toplumsal hayatı kolaylaştıran bir faktör olarak çalışsa da, geleneklerin ve alışkanlıkların her zaman tek doğru
olduğunu söyleyemeyiz.

 

Olaylar ve Görüşler, Alışkanlık ve Tutsaklık, 2 Ağustos 2015

2 Ağustos 2015, Cumartesı

Çünkü kentin insanları bu niteliği taşıyan bir çevreyi isteyen bir dünya vizyonuna henüz sahip değiller.

Yurtdışındayken bir Amerikalı arkadaşın tuz ile karpuzu birlikte yediğini görüp hayretler içinde kalmıştım. Kendisine neden tatlıyla tuzu karıştırdığını sorduğumda “O kadar güzel oluyor ki istersen bir dene” demişti. Bunu Türk arkadaşlara söylediğimde “Hiç olacak iş değil, bu Amerikalılarda yeme zevki zaten gelişmemiştir” yanıtını almıştım.
Kimsenin de deneme amacıyla bile olsa karpuzu tuza batırarak yeme gibi bir niyeti yoktu. Kendi kendime düşündüm, tatlıyla tuzluyu karıştırmak ne kadar doğru? Sonra bizim yeme kültürümüzde de tatlıyla tuzlunun karıştığı birçok yiyecek aklıma geldi.
Karpuzu tuzla yemiyorduk ama beyaz peynirle çok da güzel gidiyordu. Keza beyaz peynirle üzüm de birbirine çok yakışıyordu. Etle şekerin birlikte yendiği tavukgöğsü bir bakıma tuzluyla tatlının karışımı değil miydi? Bir keresinde de bir arkadaşım “en lezzetli yemekler annemin yemekleri” demişti de bir diğer dost yavaşça kulağıma eğilip “annesinin yemeklerini biliyorum, hiç de güzel değil” diye fısıldamıştı.

Alışkanlıklar
Peki, neden Amerikalı dostun yeme davranışını bu kadar yadırgayıp küçümsemiştik? Annesinin yemekleri arkadaşıma çok hoş geldiği halde bir başka kişiye niye aynı tadı vermemişti?
Bence bunun tek yanıtı var: Çocukluktan beri edinilen alışkanlığımızın etkisinde kalmak, yorumlarımızı bu etki altında yapmak.
Yeme konusunda önyargılı olmanın kimseye pek bir zararı yok. İstediğinizi istediğiniz ile karıştırıp yiyebilirsiniz. Ama her konuda aynı şeyi söylemek mümkün değil. Özellikle düşünsel alışkanlıklarımızda... Örneğin çocukluktan beri annemizden, babamızdan görüp öğrendiğimiz, kendimize mal ettiğimiz etnik ve dinsel inançların bazen saplantıya varır ölçüde savunulması büyük felaketlere yol açabilir.

Tutsaklık
Yani tüm alışkanlıklar için tutsaklık demek insanoğluna haksızlık olur. İnsan denen yaratık bir anlamda alışkanlıklar edinen ve bunları idame ettiren canlı değil midir?
İnsan sözü de ünsiyetten yani bir anlamıyla alışkanlıktan gelmiyor mu?
Karakter de böyle oluşuyor. İnsanlar genetik olarak bazı karakterlere (saldırgan, savunmacı, dışa dönük, içine kapanık gibi) daha eğilimli olabilirler ama bunların kişiye özel bir şekilde ortaya çıkışı, anne babanın çocuk üzerindeki etkisi ve yakın çevresi ile doğrudan ilişkili.
Alın size çok temel bir eğitim konusu, anadil öğrenimi. Dünyada 6000’e yakın dil var ama biz yalnızca bir ya da bilemediniz birkaç dili konuşuyoruz, özellikle de anadilimizi.
Tabii anadil öğrenimi, hele onu güzel bir biçimde kullanabilmek alışkanlık oluşturmanın insana özgü olumlu bir yanı. Böylelikle önümüzü görerek yol alıyor, Amerika’yı yeniden keşfetmek zorunda kalmıyoruz.

Gelenekler
Gelenekler de aldığımız eğitim ve yaşadığımız çevreyle etkileşim sonucu içselleştirilerek oluşuyor. Zaman zaman toplumsal hayatı ve birlikte yaşamayı kolaylaştıran bir faktör olarak çalışsa da geleneklerin her zaman tek doğrular olduğunu söyleyemeyiz. Öyle olsaydı tüm dünyada geçerli olurdu. Ona da bilimsel gerçeklik derdik.
Toplumsal hayatın birçok alanında, çocukluktan beri süregelen alışkanlıklar sonucunda yerleşmiş rasyonel olmayan düşüncelerin izine rastlamak mümkün. Belli davranışları, düşünce kalıplarını öğreniyor sonra aynı perspektif içinde kendi davranışlarımızı ve düşüncelerimizi tek doğru ya da en doğru gerçeklermiş gibi sunuyoruz. Bu alışkanlığı kırmanın yolu kendi bakışımızın tek doğru olmadığını öğrenmek, başka kültürlere ve insanlara saygılı olmaktır. Örneğin günümüz koalisyon tartışmalarını düşünün. Koalisyonların ekonomik gelişmeyi yavaşlattığı tek doğruymuş gibi sunulabiliyor. Oysa Almanya ikinci dünya savaşından sonra hep koalisyonlarla yönetilerek Avrupa’nın süper gücü olabilmiştir. Demek ki koalisyonların ya da tek parti iktidarının ekonomi üzerindeki etkisi bizim işbirliğine ve uzlaşmaya bakışımızla yakından ilgili. Koalisyonları karalamaktansa Almanya örneğindeki gibi bir uzlaşma kültürünün oluşumuna imkân verilse belki de tek parti iktidarından çok daha iyi olacak. Otoriterleşmeye karşı bir emniyet supabı gibi çalışabilecek. İnsanımıza kazandırılması gereken en önemli alışkanlıklar arasında, objektif olabilmek, karşısındakine empati yapabilmek, kendi duygu ve davranışlarını sorgulamak olmalıdır.
Ne yapıp edip çocuklarımıza, gençlerimize bu türden iyi alışkanlıklar kazandırmanın yolunu bulmalıyız. Bu da eğitim sistemimizin masaya yatırılıp tümden yenilenmesiyle gerçekleştirilebilecek zor ama uzun bir süreci gerektirmektedir. Burada iyi alışkanlıkların neler olduğu konusunda her zaman anlaşmak mümkün değilse de asgari müştereklerde birleşerek işe başlanabilir.


 
Uyarı - HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek,
bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve
belgelerden yararlanılabilir!
 
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 2 Ağustos 2015
İnadına Barış

Artık hiç şaşırmıyorum. Baştan söylemişti. 400 milletvekili istiyorum, demişti. Verin Meclis’te 400 milletvekilini, siz de rahat edin ben de...
Olmadı. Bu millet 7 Haziran’da seçimini yaptı. Tek adam saltanatına, diktasına, buyruğuna hayır dedi. Parlamenter rejimi seçti.
Ne 12 Eylül’ün seçim yasaları, yüzde 10 baraj, ne orantısız propaganda ve şiddet, ne eşit olmayan olanaklar, ne de HDP’ye yönelik saldırılar, Diyarbakır’daki bomba; hiçbiri 13 yıldır iktidarda olan partiye istediği sonucu vermedi...
Unuttunuz mu? Seçimde siyaset kazandı!
O günden bu yana, seçim sonrası yaşadığı şokla Erdoğan’ın sessiz kaldığı ilk 3-4 günü saymazsak, san ki seçim olmamış gibi! San ki AKP iktidarı kaybetmemiş gibi!
Anımsayın: Seçimde silahlar değil, siyaset kazandı!
O günden bu yana, nere deyse 2 ay geçti. Meclis’in çalışmaması için her yol mu bah sayılıyor. O günden bu yana kaçak Saray’dan salta natını sürdürmeye çalışan ve onun emir eri, 400 milletvekili kotaramamanın intikamını al maya çalışıyor.
Nedeni açık: Er geç hesap sorulacak korkusu! Yalanın talanın, yolsuzluğun hesabı! Karşıdevrimin hesabı! IŞİD yandaşlığının hesabı! Komşularla sıfır sorundan komşularla savaş haline gelinme sinin hesabı! Diyarbakır’ın, Soma’nın Reyhanlı’nın, Suruç’un hesabı!
İşte bu hesap sorulmasın diyedir bunca gayret, bunca hainlik, bunca savaş kışkırtıcılığı!

Bu bir darbedir
Sanki seçimde siyaset kazanmamış gibi... Bu bir dar bedir. Meclis’i çalıştırmamak bir darbedir. Seçimi yok saymak darbedir!
Ordudan MİT’e, Diyanet’ten yargıya, eğitim den ekonomiye, imardan talana, eğer seçim öncesi durumunuzu sürdürmek istiyorsanız, bir an önce erken seçimle dilediğiniz sonuca ulaşmak için bizi savaşa, kana, korkuya mahkûm ediyorsanız, bu yaptığınız bir darbedir!
Bir gün mutlaka bunun da hesabı sorulacaktır!
Bu hesap sorulmasın diyedir bir an önce erken seçim çalışmaları! Sanıyorlar ki, yeniden seçim olursa 400 milletvekili alacaklar; parlamentoyu çalıştırmamaları bundandır!
Yanılıyorlar! Bu millet sandıkları denli aptal değil.
 
Savaş kışkırtıcılığı
Seçim öncesi “Analar ağlamasın”la başlayıp “Barış sürecini bombalamak isteyenler vatan hainidir” diye haykıran; bugün en acıklı duruma düşmüş Bahçeli’den bile daha şahin kesilmiş, savaş kışkırtıcılığı yapıyor...
Hepsi yalandı. Barış sürecine hiç inanmamıştı. 400 milletvekili için oynanan bir oyundu... Amaç seçim öncesi, “şehit cenazeleri olmasın”dı. Ötekilerin anaları ağlayabilirdi... Şimdi yüz de 13’ün intikamını alma peşinde!
Bugün PKK’nin yaptığı her hain saldırı, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmekte, Demirtaş’ın işini biraz daha güçleştirmektedir.
Bizler uykuda vurulan polislere, sırtından kurşunlanan askerlerimize, Suruç’ta katliama uğrayan barış gönüllülerimize ağlarken F16’ların bombardımanı sürüyor.
AKP politikalarıyla beslenen, içimize yerleşen IŞİD’e karşı mı bomba yağdırıyor sanıyorsunuz? Güldürmeyin beni... Savaş ve korku diktasını alt etmenin tek yolu, bir an önce Meclis’i çalışır hale getirmektir. İnadına barıştan yana olmaktır! Politikalarıyla besle nen, içimize yerleşen IŞİD’e karşı mı bomba yağdırıyor sanıyorsunuz? Güldürmeyin beni... Savaş ve korku diktasını alt etmenin tek yolu, bir an önce Meclis’i çalışır hale getirmektir. İnadına barıştan yana olmaktır!

Zeynep ORAL, 30 Temmuz 2015