Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret414173
Salzburg Festivali

Dünyada sanatla en iç içe yaşayan, festivalleriyle en çok bütünleşmiş kent hangisi deseler, yanıtım kuşkusuz Salzburg olur. Avusturya’nın bu minik kasabası yılda beş kez festivallerle dolup taşıyor. En popüler olanı ve kentin yaşamını sağlayan ise 1920’de bu yana süregelen Salzburg Yaz Festivali. Bu festivalin önemli 3 özelliği daha var:
Çok geniş alana yayılması (Müzik, opera, tiyatro)... Niteliğin hep çok yüksek tutulması.. Yeniliklere açık olması, risk almaktan korkmaması...
Geçen hafta dört günlük Salzburg seferime sayısız olay sığdırdım: İçlerinde en tartışmalı ama en etkileyici olanı, ilk gecesinde kâh yuhalanan kah alkışlarla taçlandırılan “Fidelio” operasıydı.

Fidelio: İçimizdeki hapishane
Beethoven’in çok uzun yıllar üzerinde çalıştığı ve “Doğumu benim için en sancılı olan [Haber görseli]eserim” dediği tek operası “Fidelio” ... Özetle: Özgürlük savaşçısı Florestan’ı, tutuklu bulunduğu hapishaneden kurtarmak için karısı Leonore, erkek kılığına girip (Fidelio adını alıp) hapishaneye gardiyan yardımcısı olur.... Bu romantik opera, mutlu son ve zafer, özgürlük, sevinç kutlamalarıyla sona erer.
Son yılların gözde Alman rejisörü Claus Guth sahneye koymuştu eseri. (Onun ormanda geçen “Don Giovanni”sine hayran kalmıştım 2 yıl önce.) Bu kez radikal çıkışlar ve uygulamalar getirmiş. Operadan tüm diyalogları çıkarıp, yerine sanayi, trafik ya da derin nefes sesleri koymuş...(Diyaloglar gereksiz olsaydı, Beethoven de koymazdı diye düşünüyor insan.) Leonore’ya ve özgürlük savaşçısını hapse atan komutana gölgeler vermiş. Sahneye işaret diliyle dermanını anlatmaya çalışan bir ikinci sessiz Leonore katmış. (Söylenmeyeni anlatma çabası... Ama çok zorlama).
Kostüm ve dekorları tasarlayan Christian Schmitdt soyutlamayı seçmiş: Bembeyaz bir oda (Freud laboratuvarı) ve ortasında kapkara dev bir küp (Kâbe benzeri ya da içimizdeki hapishane.) Oyun o kara kütlenin çevresinde oynanıyor.

Jonas Kaufmann mucizesi
Yukarıda sahnelemeye ilişkin söylediklerim sizi yanıltmasın: Gölgeler, el işaretleri, soyutlamalara karşın birbirinden güzel sesler ve nitelikli oyunculuklar arasında - özellikle Kanadalı soprano Adrianne Pieczonka (Leonore), Ukraynalı soprano Olgas Bezsmertna (Marzelline) Polonyalı Basbariton Thomas Konieczny ve Alman Hans Perter König - o muhteşem müziğin peşine takılmış ilgiyle izliyordum ki nihayet o göründü sahnede.
O, yani Jonas Kaufmann. Bence son yılların operadaki müzice sesi... İki yılı, aç susuz hapiste geçirmiş özgürlük savaşçısı Florestan rolünde sadece sesiyle değil, oyunculuğuyla da öyle bir dramatik, tutkulu, içten ve derinlemesine etkileyici bir performans çıkardı ki, nerdeyse tüm algılarımı değiştirdi.
Özgürlüğüne kavuştuktan sonra bile karısına sarılamaması, kendi kendiyle mücadelesi, milletin sevincini (koro’nun zafer şarkılarını yönetmen sahne gerisine gizlemişti) bile hayal sanması, özgürlüğüne inanamaması adeta gerçeklikle delilik arasında gidip gelmesi...
Jonas Kaufmann’ın yorumu bir anda bana 12 Eylül döneminde hapisten çıkan nice arkadaşımın, onlar için her fedakârlığı yapan sevgili karılarıyla bir türlü buluşamamalarını çağrıştırdı. Ve o zaman yönetmene haksızlık mı ediyorum acaba diye düşünmeye başladım...
Bu romantik, mutlu aydınlık zaferle sonuçlanan aşk ve özgürlük eseri, Salzburg’da karamsar ve karanlık, acılı, soğuk bir buluşamamaya dönüşmüştü ama yine de nefes kesiciydi.
En büyük alkışı alan ise Franz Welser Möst yçnetimindeki Viyana Filarmoni Orkestrası ve Viyana Opera Korosu’ydu.

Zeynep ORAL, 21. Ağustos 2015

Anasayfa

www.kosektas.net

Watch world championship acrobatic divers tackle Mostar's 'Old Bridge' in Bosnia

Posted by The Telegraph on 16 Ağustos 2015 Pazar

16 Ağustos 2015 Pazar günü, dünya’nın en iyi 14 dalgıçı, Mostar köprüsü üzerine kurulan yükselti üzerinden Neretva'nın sularına atlayarak, Neretva’nın etrafını hınca hınç doldurmuş insanlara unutulmaz dakikalar yaşattı.
Video: The Telegraph


Mostar şehrini ikiye ayıran, Hersek Bölgesi'nin en büyük nehri Neretva'nın güzelliği. 1566 yılında Mimar Sinan'ın öğrencisi mimar Hayruddin tarafından
inşa edilmiş olan Mostar Köprüsü üzerinden 14 Temmuz 2011
Perşembe günü çekilmiş bir fotograf.  


GEZMEYİ VE GÖRMEYİ SEVEN HERKESE

MOSTAR VE ÇEVRESİ

16. yüzyılda yaşamış olduğu yıkıcı deprem, takip eden yıllarda uğramış olduğu veba salgını ve 20. yüzyılda almış olduğu onca darbeye
rağmen, Mostar hâlâ genç, eşsiz ve unutulmaz!

 Lütfullah ÇETİN

Başta 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından yapılan Mostar Köprüsü olmak üzere, bağrında daha birçok tarihi yapı barındıran Mostar, Hersek Bölgesi’nin en büyük kenti. Hersek Bölgesi’nin başkenti de olan bu kentte bugün, çeşitli uyruk ve inanca mensup 111.000 kişi yaşamakta.

Çeşitli inanç, kültür ve medeniyetlerin birleştiği ve iç içe yaşadığı kent, alçak ve dağlık Hersek geçidinde bulunmakta. Asıl kaynağı Karadağ (Montenegro) sınırı yakınlarındaki Zelengora Dağları olan, Hersek Bölgesi‘nin en büyük nehri Neretva kenti ikiye bölmekte. Nehrin batı tarafı daha düz ve geniş bir alanı kapsamakta, doğu tarafı ise daha dik, dar ve küçük. Neretva, Mostar önünde genişleyip alçalmakta ve Mostar’ın içinden geçerken çok dar bir bölgede bulunan bir kanyonu yarmakta ve böylece çok güzel bir manzara oluşturmakta. Mostar Köprüsü işte bu Neretva Nehri üzerinde kurulu. Köprünün Neretva Nehri'nden 24 metre yüksekte ve nehrin o bölgedeki derinliğinin 30 metreden fazla olduğu söylenmekte.


Mostar Köprüsü'nden Neretva Nehri'nin sularına atlamak için hazırlık yapan genç, orada bulunanların ilgisini çekmekte.


15. yüzyılda, Osmanlılar henüz bu bölgeye gelmeden önce, çok küçük bir yerleşim birimi olan Mostar, Osmanlıların gelmesi ve köprüyü inşa etmesiyle birlikte büyümeye ve gelişmeye başlamış. Kısa bir zaman sonra ise, o dönem o bölgedeki en büyük yerleşim merkezi olan Blagaj’ın üstünlüğünü elinden almış.

Hırvat rehber, Mostar’ı ve Mostar’ın olmazsa olmazı Mostar Köprüsü’nü anlatırken, 1566 yılında Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayruddin tarafından inşa edilen ve 400 yıldan fazla bir süre ayakta kalmayı başaran köprünün iç savaş sırasında, Sırplar ile Hırvatlar tarafından, tümden yıkıldığını, ancak köprünün Dünya Bankası ile UNESCO’nun desteğiyle 2004 yılında yeniden yapılarak koruma altına alındığını, Hırvatların köprünün batısında, Boşnakların ise doğusunda yaşadıklarını, savaş yıllarında başlayan bölünmelerin, ayrı inançlıların birbirlerine karşı olan kin ve nefretlerinin hâlâ devam ettiğini, kimi bağnazların nehrin bir tarafından diğer tarafına geçmediklerini, hatta okulların sabahları Hırvat öğrencilere, öğleden sonra ise Boşnak öğrencilere eğitim verdiklerini, Sırplar’ın ise kenti tümden terkettiklerini ve bir daha dönmediklerini söylüyor...


Neretva‘nın doğu ve batısında yer alan doğulu ve batılı kültürlerin eşsiz mimarileri


Osmanlılar bu bölgeyi, Blagaj ile birlikte 1466 – 1468 yılları arasında fethetmişler ve Hisar adını vermişler. 1474 yılından itibaren ise bölgeye, Neretva Nehri üzerinde bulunan zincirli köprüye bekçilik eden nöbetçilere verilen ad olan „mostari“ adından esinlenilerek, Mostar adı verilmiş. Mostar, Osmanlı egemenliği süresince, askeri görevlilerin ve yüksek rütbelilerin karargahı olmuş.

İzleyen yıllarda Osmanlılar, Mostar’ın yaklaşık 30 km güneyinde, Adriyatik Denizi istikametine doğru Neretva Nehri’nin sol kıyısında bulunan, oldukça dik ve sert kayalıklardan oluşan, Poçitelj adlı yerleşim bölgesini ele geçirmişler. Stratejik olarak önemli bir yer teşkil eden Poçitelj’e bugünkü görünümü, 16. ve 17. yüzyılları boyunca Osmanlılar vermişler. Osmanlı mimarisinin buradaki muhteşem yapıları Hacı Ali Camii, Saat Kulesi, Gavran Kapetanoviç’in evi, Şişman İbrahim Paşa Medresesi ile diğer han ve hamamlar, 1992-1994 yılları arasındaki iç savaşta çok büyük hasar görmüşler, ancak savaştan hemen sonra Dünya Bankası ve UNESCO’nun sağladığı yardımlarla yeniden restore edilerek tümden tahrip olmaktan korunmuşlar. 

 
Poçitelj’deki görkemli Hacı Ali Camii, çok dik ve sert kayalıklar üzerine 1563 yılında inşa edilmiş.

Poçitelj’den sonra, Neretva Nehri’ni takip ederek, Adriyatik Denizi’ne ulaşıyorsunuz. Bosna Hersek’in denize olan sınırı sadece 15 km’den ibaret ve bu 15 km’lik sahil şeridine de Osmanlılar sayesinde sahip olmuşlar. Vaktiyle kuzeyde bulunan Venedikliler tarafından sürekli rahatsız edilen, askeri açıdan güçsüz ancak siyasi, bilim ve ekonomik açıdan oldukça zengin olan Dubrovnikliler, 15 km uzunluğundaki bu sahil şeridini, kendilerini Venediklilerden korumaları koşuluyla, Osmanlılara vermişler. Böylece, Dubrovniklilere saldırabilmek, ganimet ve haraç sağlamak için önce Osmanlılarla başetmesi gereken Venedikliler, buna bir türlü cesaret edemediklerinden, bu kötü emellerine ulaşamamışlar. Zaten Dubrovnikliler, özgür kaldıkları 400 yıl boyunca, gerek Osmanlılara, gerekse Venediklilere, yüklü vergi ödemişler, varlıklarını ve özgürlüklerini ancak bu şekilde sürdürebilmişler.

Osmanlılar, Mostar’da inşa ettikleri tarihi taş köprünün doğu ve batısında çok sayıda cami, medrese, han ve hamam inşa ederek, bölgeye ayrı bir güzellik katmışlar. Neretva’nın her iki tarafının yamaçlarında görülen cami ve minareleri, medreseler, hamamlar, şadırvanlar, türbeler görenleri kendilerine hayran bırakmaktalar.

Hayatta bir kez olsun mutlaka görülmesi gereken bu kentin doğu tarafı yıllardır, sadece turistlerin değil, ressamların, şairlerin ve diğer sanatçıların uğrak yeri olmuş, her gelen bir kez daha gelip ışıklı ve eşsiz güzelliğinden keyif almak istemiş...

"Mostar’da konakladığınızda sizi sabah uyandıran, ses değil, ışıktır! Ben bunu kendi tecrübemden biliyorum. Mostar’a geldiğimde beni ışık karşıladı ve sabahtan akşama dek takip etti, ve sonra, terkederken, Mostar yadigarının en önemli özelliği olarak içimde kaldı." *** Ivo Andric, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Travnikli yazar *** İngilizce aslından çevrilmiştir!

16. yüzyılda yaşamış olduğu yıkıcı deprem, takip eden yıllarda uğramış olduğu veba salgını ve 20. yüzyılda almış olduğu onca darbeye rağmen, Mostar hâlâ genç, eşsiz ve unutulmaz!

Lütfullah Çetin.

20/07/2011



 
Uyarı - HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek,
bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve
belgelerden yararlanılabilir!
 
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 9 Ağustos 2015
Levent Üzümcü

Sevgili Levent, Eski öğrencimsin. Ondan sonrasının da çok değerli bir tiyatro sanatçısısın. Yıllar boyunca hiç susmadın. Yalnızca tiyatro sahnelerinde değil, ama şu kocaman dünya sahnesinde, en etkili politik araçlardan biri olan tiyatronun diliyle, başta özgürlük olmak üzere, insanı insan kılan bütün değerleri savunmayı sürdürdün.

Ve şimdi, insanlığa hizmetlerinden ötürü ülkende görevinden atıldın. Çünkü bu ülke hâlâ resmi bir yazıyla bir in sanın görevine son vermenin onu sanatçılığından da edebileceği inancında olan örümcek kafalılarla dolu.

Görevine son verildiğini bildiren o yazıyı hep sakla. Hatta çerçeveletip duvarlarına as. Çünkü o yazı, aslında senin bir sanatçı olarak hayatta alabileceğin en şerefli belgelerden biri ve inan ki  çocuklarına bırakabileceğin en değerli mirastır.

Ben, hep senin gibi ‘susmak nedir bilmeyen’ tiyatro öğrencileri yetiştirmeyi amaçladım. Hayatımın sonuna kadar da bundan vazgeçmeyeceğim. Seninle gurur duyuyorum.

Hocan Ahmet Cemal