Bir
gemi yanaştı Samsun’a sabaha karşı, selam durdu kayığı, çaparı, takası, selam
durdu tayfası, bir duman tüterdi bu geminin bacasından, bir duman. Duman değildi
bu! Memleketin uçup giden kaygılarıydı.
Elif Şafak - Futbol sevdası - HABERTÜRK
19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
Bir
gemi yanaştı Samsun’a sabaha karşı. Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar,
kalktı takalar, isteseydi Mustafa Kemal, ardından gürleyip gideceklerdi, ta
Erzurum’a kadar.
İBRAHİM ÇÖL
13 Mayıs 2012
Rüstem Şen'e saygılarımla!
Gece yarısı Mucur’dan sonra lacivert gökyüzünün yıldız aydınlığı
ile Erciyes Dağı ve İsmail Sivrisinin önünde birden bire beliriverir hep aynı
direklerde yanan sokak lambaları ile köyümüzün silueti. Yaklaşık yedi yüz
kilometre yol gitmişim de bitmez kalan sekiz on kilometre…
Yorgunluk sakinlik karşılar hep. Arabanın ışığında dikilen
ağaçları tanımaya çalışır gözler. Çocukluğumun sokak sıcaklığını ararım Karşı
Mahalleden eve varıncaya kadar.
Bu mevsimlerde alabildiğince sakin, dingin hava.
Sabah güneş vurmuş evlerin ardından. İliklerine kadar ısıtır
kıştan sonra. İpek yumuşaklığı ile salınan ekinler. Sanki denizin rengi
değişmiş gibi, yeşil yeşil dalga dalga. Arada ekilmemiş boş tarlalar gümüş
adacık. Anadolu bozkırı alabildiğine, bağlardaki seyrelmiş ağaçlar inadına
yeşil. Kelilere açmış nazik gelincik çiçekleri nazenin. Adını tadını unuttuğum
bir sürü çiçek ot kokuları ile buradayım der gibiydiler. Sanki bütün yeryüzü
bezenmiş bürünmüş.
Film şeridi gibi geçiyorken anılar…
19 Mayıs kutlama programında Cumhurbaşkanına sunulmak üzere
Samsun’dan çıkarılan Bayrak geçişleri canlandı gözümün önünde. Okulların yaz
tatilinde olduğu bir gün sabahı Rüstem Öğretmen’in çağırdığını söyledi
arkadaşlarım.
Öğretmenim temiz atlet ve kısa şortla Bayrak taşıyacağımızı
söyledi yanına varınca. Yarın Uçkuyu’ya gideceğiz dedi. Kızılağıllı atletlerden
alacağımız bayrağı taşıyacaktık köyümüzün topraklarından geçen asfalt yolda.
Atletimiz vardı ama şort ayakkabı giyip giymediğimizi de hatırlamıyorum. Aldık
üçgen şekilli Bayrağı taşıdık biraz. Hâlâ bilmem Bayrağı ben mi yoksa Bayrak
beni mi götürdü önümde giden arabanın arkasından. Homurtuyla geçen otobüslerden
gazete atmaları için ne işaretler uydurduk sonraları bu kısa yolda.
Şimdi Köşektaş Kayasının yanından bakıyorum aşağılara, nereye
gitti o hep akıp duran derenin suyu. Ne bahçeler sulandı ne kavgalar edildi
uğruna. Ne oyunlar oynadık bu suyla yetiştirilen sebze meyvelerle. Bazen çaldık
kopardık kökünden, arabalar yaptık hayallerimize, bazen kılıç kalkan oynadık
taze devramer kafalarıyla. Kışları yağan karın eksiğinden çıkardık kuyulardan
havuç turp yerelması saçtık karlar üstüne.
Şimdi dünyanın en kıymetli halısı serilmiş rengârenk, asfalt ince
bir süs üzerinden geçen arabalarla.
Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanların yoğun çalışma temposu ve stres nedeniyle sıklıkla karşılaştıkları unutkanlık sorunu, bazı besinlerin düzenli tüketilmesiyle giderilebiliyor.
Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslı İçingür, güçlü bir hafızaya sahip olmak için özellikle orman meyveleri ve omega 3'ten zengin bir beslenme programı uygulamanız gerektiğine dikkat çekiyor. İşte beyni çalıştıran besinler…
Kimi zaman not aldığımız ajandamızı, cüzdanımızı, anahtarımızı nereye bıraktığımızı, kimi zamansa randevularımızı unutuyoruz… Çeşitli hastalıkların yanı sıra modern yaşamın getirdiği yoğun iş temposu, stres ve hatalı beslenme gibi olumsuz şartlar yüzünden ‘unutkanlık’ artık sadece ileri yaştaki kişilerin değil, her yaş grubunda sıkça görülen bir sorun haline geldi.
Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor. Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor
Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.
Google arama önerisi Facebook'ta bazı kullanıcıların ortak bir dertten muzdarip olduğunu ortaya çıkardı: "Why do Turkish people add me on Facebook?" (Türkler neden beni Facebook'ta ekliyor?).Google, arama yaparken ilk girdiğiniz kelimelere göre size en çok yapılan aramaları baz alarak önerilerde bulunuyor. Genelde oldukça işlevsel olan bu uygulama bazen can sıkıcı gerçekleri yüzümüze vurabiliyor.
İngilizce olarak arama kutucuğuna "Why" (Neden) yazıldığında önerilerin ilk sırasında şu çıkıyor: "Why do Turkish people add me on Facebook?" yani "Türkler neden beni Facebook'ta ekliyor?"
Habertürk'ün haberine göre, bu öneri sayesinde, hatırı sayılır sayıda Facebook kullanıcısının aynı dertten şikayetçi olduğu sonucuna varmak çok mümkün.
Zeynep Ölgün, vaktiyle Acı mevkiindeki bir tarlada, toprağa düşmüş birkaç karpuz çekirdeğinin döllenmesiyle yetişmiş tek bir karpuz görmüş ve hayrete düşmüş. Hiç kimsenin karpuz ekmediği bu mevkiide nasıl olmuştu da bu karpuz yetişmişti, diye merak etmiş. Karpuzu dalından kopardıktan, bir iki kez evirip çevirdikten ve karpuzun üzerinde kendiliğinden oluşmuş Arap alfabesindeki harfleri andıran kimi hatları gördükten sonra, şaşkınlığı bir kat daha artmış. Hemen oracıkta oturarak ne yapması gerektiğini düşünmüş. Epey bir düşündükten sonra, bu işte bir keramet var demiş, kalkıp Akif Hoca’ya gitmiş.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı İlköğretim anasınıfı ve 1. kademe öğrencilerine süt içirme projesi uygulamaya konulduğu ilk günden itibaren, her yeni işimizde olduğu gibi büyük gürültü kopardı.
Süt dağıtma işi bana, 60’lı yıllarda okullarda Amerikan süt tozu dağıtımını hatırlattı. Amerika 3. dünya ülkelerine yaranmak ve sempati kazanmak amacı ile hazırladığı projeyi uygulamaya koymuştu. Süt tozları hakkında pek çok spekülasyonlar yapılmış ve iddialar uzun yıllar sürmüştü. Süt tozlarının çöpe atılacak kadar bayat olması, içinde beyni geliştirmeyecek madde bulundurması gibi.
Öğretmen Emin Karatekin'e, yazmış olduğu "Benim İçin" adlı bu güzel şiirini şiirini ziyaretçilerimizle paylaştığı için çok teşekkür ederiz! kosektas.net...
Bir gün olur da dönersen gittiğin yerden,
Beni görecek gözlerin varsa yeniden,
Sevda şarkılarının çaldığı telden,
Bir iki mısra çal benim için.
Duyulmamış aşklar yaşamak isterse yüreğin,
Yıldızların koynunda uyumaksa dileğin,
Yeniden tomurcuk açmaksa isteğin,
Savur tohumları, açsın benim için.
Hayal dünyamın en karanlık köşesinde,
Bana hazanı yaşatma gözlerinde,
Umutlarım yeşersin sözlerinin her hecesinde,
Savur gazelleri, yeşillensin benim için.
Elinde sazıyla karşılıyor Erkan Oğur yine bizi. Tıpkı altı yıl önce olduğu gibi. Kendi konuşmadan onu tıngırdatıyor, hatta röportaja başlamadan ufak bir beste yapıyor, onun deyişiyle bu bir “doğuş”, eğer dolanıma girer, başkaları tarafından da söylenirse “deyiş” olacak. Bunu daha sonra anlayacağınız, şimdi bizim konumuz sekiz yıl aradan sonra Kalan Müzik’ten çıkan ve çoktan “deyiş”e dönen solo albümü “Dönmez Yol”. Çeşitli amaçlarla kayıt altına alınmış ancak yayınlanmamış 19 parçadan oluşan albüm, hem CD hem de 180 gram plak olarak çıktı.
Köşektaşlılar Kültür ve Dayanışma Etkinliği’nde Buluştu!
Bu yıl ilki düzenlenen Köşektaşlılar Kültür ve Dayanışma Etkinliği, 14 Agustos 2006 Cumartesi günü, Köşektaş Köyü ortaokulu önünde gerçekleştirildi.
Etkinliğe Köşektaş Köyü halkının yanı sıra; AKP milletvekili Osman Seyfi, Nevşehir valisi Alaattin Turhan, Hacıbektaş kaymakamı, Karaburna ve Kızılağıl kasabaları belediye başkanları ile çevre köylerin muhtarları da katıldılar.
Açılış konuşmasını Köşektaş Köyü muhtarı Hulusi Altuntaş yaptı. Bu yıl ilki gerçekleştirilen etkinliğin anlam ve ereğine değinen Hulusi Altuntaş, Köşektaş’ın acilen çözüm bekleyen sorunlarına dikkat çektikten sonra, her yıl geleneksel olarak düzenlenen Ağaç Bayramı’nın gelecek yıl Köşektaş’ta düzenlenmesini talep etti.
Özel Medicana İnternational Ankara Hastanesi'nde düzenlenen toplantıda, beyin cerrahisindeki gelişmeler konusunda bilgiler veren Yaşargil, gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Beyin ve sinir cerrahisindeki gelişmelerle ilgili bir soru üzerine Yaşargil, bu alanda büyük ilerlemeler olduğunu belirterek, ''Bilhassa bilimsel teknoloji ve endüstrinin gelişmesiyle teşhiste çok büyük gelişmeler oldu. Nerede ne var, ne olabilir, ne yapabiliriz diye daha isabetli görebiliyoruz'' dedi.
Genç cerrahların da mikrocerrahi ve iletişim alanındaki gelişmeler sayesinde büyük başarılara imza attığını ifade eden Yaşargil, küreselleşmenin tıp alanına yansımasıyla dünyanın farklı yerlerindeki bilim insanlarının birbirleriyle daha rahat görüş alışverişinde bulunabildiğini söyledi.
Orhan Pamuk’un "Masumiyet Müzesi" adlı kitabından esinlenerek açmayı
planladığı müze ziyaretçilere açıldı. Bu özelliği ile dünyada bir ilk
oldu masumiyet müzesi. Müzenin açılması romanın yayımlanmasından tam üç
buçuk yıl sonra gerçekleşti. Romanı yazmaya başladığı anda müze için
çalışmalara da başlamıştı yazar.
Müzedeki eşyalar romanın kahramanları
olan Kemal ve Füsun’un romanda geçen eşyalarından oluşuyor. Roman
kahramanlarına ait olarak gösterilen eşyaların sahibi aslında Orhan
Pamuk’un kendisidir. Masumiyet Müzesi İstanbul Çukurcuma’daki eski bir
evin üç katından oluşuyor. Orhan Pamuk bu evi 15 yıl önce satın almıştı.
O zamanlar geri kalmış bir yer olarak görülen Çukurcuma bugünlerde ise
İstanbul’un popüler mekanlarından biridir.
Masumiyet Müzesi Salı ve
Pazar günleri arasında saat 10.00 ile 18.00 arasında ziyaretçilerine
açık. Cuma günü ise saat 21.00′e kadar gezilebiliyor. Elinde Masumiyet
Müzesi adlı kitabıyla gelen ziyaretçilerine ücretsiz olan müzeyi kitabı
olmayan ziyaretçilerin ise ücret ödemesi gerekiyor.