Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret406039
Fakir Baykurt


Fotograf: Claudia Behringer, 1996, Almanya/Ruhr
Fakir Baykurt, içinde yetiştiği toplum tarafından ödenememiş bir yazar.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

1960 döneminin önemli isimlerinden biri olan Fakir Baykurt roman, hikâye, şiir, masal, gezi kitabı, inceleme vb. eserleriyle olan ile olması gereken arasındaki ayrımı sözle ilişki içine girerek okuyucuya aktarabilen bir yazardır. Yazma eylemi ile yaşamı başkalaştırma amacında olan yazar, tüm eserlerinde aklın verilerini gerektiği gibi tanımlayarak bilinçli bir insan ve toplum modeli inşa etmeye çalışır. Baykurt romanlarının temel noktası her yönüyle bireydir, bireyi romanlarında yaşama ve kendine ait tüm değerleri ile yansıtır. Romanlarında birey bir bilinç biçimidir ve yazara göre her birey bu biçimi kendine ait değerlerle bütünlemeli ve kendini olumlanan bir güç ile tamlık olgusuna eriştirmelidir. Bu güçten yoksun olan herkes, zamanla kendi öyküsünden uzaklaşır, yaşama/ kendine refakat edecek tüm gerçeklik edinimlerini yok ederek yabancılaşmayı ve onun psikolojik bir uzantısı olan aidiyet sorununu yaşamak zorunda kalır. Yeliz AKAR

Tümünü okumak için tıklayın

Anasayfa

www.kosektas.net

Cumartesi Anneleri, 1948 yılında milli emniyet örgütü tarafından katledilen aydın yazar Sabahattin Ali’yi Kırklareli’ndeki sembolik mezarı başında karanfiller
ve "Benim Meskenim Dağlardır" şarkısıyla andılar.
Haber

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 25. BÖLÜM

Şairimiz, şiirimiz ve nesrimizle biz farklıyız, çünkü biz Köşektaşlıyız! 
Seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi'nin yazmakta olduğu, 46 bölümden
oluşan, "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizisinin 25. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

22 Mayıs 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 25 - İstek ve Gerçek

Ne çok insanlar öldürdük, ne çok beyinler yok ettik: Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok… Düşüncelerini yok edebildik mi? Yok edebilir miyiz?



Öldürtülen en değerli insanlardan biri de Sabahattin Alidir. Şiirleri, öyküleri, romanları, derlemeleri ve çevirileri bulunan; güzel insan Sabahattin Ali.

1928 yılında devlet bursuyla gittiği Almanya’dan, 1930 yılında yurda döndü. Kısa sürelerle çalıştı devlette. Yabancı dil bilenin mumla arandığı 1930’lu-1940’lı yıllarda; düşüncesinden dolayı, devlet, kurumlarında çalıştırmak istemedi O’nu. Sakıncalı gördü, açlığa mahkûm etti.

Bulgaristan’da çok tanınan ve eserleri okullarda okutulan bu büyük öykü ve roman yazarımızı, biz kendi okullarımızda okuyamadık, tanıyamadık… Vicdansızlık değil de nedir bu?

Sabahattin Ali; ordudan atılmış, yurt dışına adam kaçırmayı meslek edinmiş, istihbarat elemanı olduğu da söylenen Ali Ertekin tarafından katledildi. Cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde, Bulgaristan sınırındaki ormanlık bir alanda, kafası sopayla ezilmiş halde bulundu. Bir ağaç altında…

Cumartesi Anneleri, 16 Mayıs 2015 Cumartesi günü, Galatasaray
Lisesi önünde yaptıkları oturma eylemini 67 yıl önce katledilen
aydın yazar Sabahattin Ali'ye atfetti.
Fotograf: kosektas.net

Çaresiz bir insanın çığlığıdır, Sabahattin Ali’nin “istek” adlı aşağıdaki şiiri: İsyan ve dilek ve son…

İSTEK

Yanıyor beynimin kanı
Bilmem nerelere gitsem?
İçime sığmayan canı
Hangi rüzgâra eş etsem?
 
Akşam sular karardı mı
Bir dağa versem ardımı,
İçimi yakan derdimi
Sağır göklere anlatsam...

İçiliversem dem gibi
Kırılıversem cam gibi,
Şamdanda yanan mum gibi
Sabahı görmeden bitsem...
 
Bir yüce ormana dalıp
Ya bir dağ başına gelip,
Beni yaradanı bulup
Malını başına atsam...
 
Görünmez kollar boynumda
Yârin hayali koynumda,
Sıcak bir kurşun beynimde
Bir ağaç dibinde yatsam...    

Devam edecek...

 
Uyarı - HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek,
bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve
belgelerden yararlanılabilir!
 
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 22 Mayıs 2015
Baba, Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok yaşamak değil yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.
12.11.2014
İlk duruşmaya sloganlar ve marşlarla girdiler Kapıdaki askerlerden yumruk ve dipçik yediler. THKO’luların yargılanması, 16 Temmuz 1971 günü, Ankara Mamak Cezaevi’nde başladı. Günlerdir bu duruşmaya hazırlanıyorlardı. Mahkemede dimdik duracaklar, savunmalarıyla bir karşı iddianame yazacaklardı. Altındağ’da 1 No’lu sıkıyönetim mahkemesine çevrilen Askeri Veteriner Okulu binasına bu kararlılıkla geldiler. İkişer ikişer birbirlerine kelepçeli haldeydiler. Kapıda “Gündoğdu hep uyandık/ siperlere dayandık” diye haykırarak, sloganlar atarak girdiler. Görevli askerler, susturmak için yumruk ve dipçiklerle sanıklara girişti.
12.11.2014
Arjantin’deki mektup arkadaşı, 17 yaşındaki Deniz Gezmiş’e Yankilerden neden nefret ettiğini soruyordu. Benim yaş kuşağım “Penfriend” modasını iyi bilir. Bir dönem, İngilizce öğrenmenin en iyi yolu, yurtdışından mektup arkadaşı edinmekti. Onlarla yazışarak dil geliştirilirdi. Buna aracılık eden kuruluşlar, dünya gençleri arasında adres değiş tokuş ederdi. Facebook’un öncülüydü belki… Deniz’in de 17 yaşındayken, dört “Penfriend”i vardı. Ravalpindi’den Baby Maudud... Berlin’den Gabriele… Belçika’dan Jeannine… Ve Buenos Aires’ten Teresita...
12.11.2014
“Oğlum Deniz, 12 Ocak’tan beri Türkiye radyolarında ve basında banka soygunu ile ilgili haberleri büyük bir üzüntü içinde takip ediyorum. Kendi kendime bu suçun faili olup olamayacağını düşünüyorum ve bunun için çok önceleri yeniden yaşamış gibi canlandırıyorum hayalimde. Karlı bir şubat sabahı Ayaş’ta dünyaya gözlerini açtığın zaman ilk işin ağlamak olmuştu. Şimdi anlıyorum, karşında canlı yaratık olarak ilk defa bizi görmüştün; insanları... Ve içinden, ‘Ben bütün ömrümü bu nankör yaratıklar arasında mı geçireceğim’ diye düşündün, onun için ağladın. İnsanlar... Yani bütün istikbalini onların daha mutlu olmaları uğrunda feda ettiğin insanlar... Canavarların en korkuncu olan bizler… Tanrı’nın bahşettiği zekâ ve yetenekleri zehirli birer hançer gibi hemcinslerinin azap çekmesinde kullanılan uygar canavarlar.
09.11.2014
Kitap Tanıtım Köşesi

Çeşitli konularda yazılar yazarak ve araştırmalar yaparak bizi bilgilendiren seçkin öğretmenimiz Hüseyin SEYFİ'ye  minnettarız! Ona yüreğimizin derinliklerinden teşekkürler sunarız!

kosektas.net

PUDUHEPA
- Altı yüz sayfaya yaklaşan bir kitap. Yazarı Prof. Dr Ahmet Ünal. Kitabın adı, Eskiçağ Anadolu Toplumlarında Puduhepa ve Zamanı. 2014 baskı. Eskiçağ meraklılarının keyifle okuyacakları bir eser diyebilirim. Kitapta, En etkili Hitit Kraliçelerinden olan Puduhepa'nın yaşamı tüm yönleriyle anlatılıyor. Arkeolojik kazılardan elde edilen Hititlere ait tabletlerin dilimize aktarılışıyla birlikte, Hititlerde sosyal yaşam, kadının yeri, yasalar, savaşlar, antlaşmalar, inançlar, törenler gibi konulara geniş bir şekilde yer veriliyor. Ayrıca karşılaştırmalı olarak Eskiçağ uygarlıklarında kadının sosyal statüsüne vurgu yapılıyor. Kitaptan değişik sayfalardan bazı alıntılar kitap hakkında az da olsa bir fikir verebilir sanıyorum.

"Puduhepa sıradan bir rahibin kızı. Kadeş Savaşından sonra (M.Ö 1273) o zamanlar ikiye bölünmüş olan Hitit devletinin Orta Anadolu'da kalan kısmına hükmeden ve bir nevi korsan krallık tahtında oturan III. Hattuşili ile evlendikten sonra, hem kocası hem de onun yerine geçen üvey oğlu IV. Tuthaliya zamanında yaklaşık kırk yıl boyunca ( M:Ö 1273-1233) Hakmis ve Hattuşa'da ana kraliçelik yapmış yabancı bir kadındır.
Bir kültür tarihçisinin haklı olarak belirttiği gibi, dünyamızın bundan 3.5 milyar yıl önce çıktığı düşünülüp tarihi olaylar bir kronoloji şeridine dizildiğinde, Gudea, Hammurabi, Puduhepa, İskender ve Kleopatra ve daha nice insanların daha dün yaşamış gibi bize kapı komşusu gibi yakın gelmeleri gayet doğaldır. Puduhepa gerçekten dayanılmaz cazibeye sahip, çok güzel bir kadın mıydı da bir erkeğin, yani kocası III. Hattuşili'nin gölgesine sığınmak suretiyle Hitit kraliyet sarayında bu kadar etkin olmayı başarmıştı?
Hattuşa çivi yazılı devlet arşivlerinde bize resmi yazılı belge bırakan ve Hitit devletinin kurucusu olarak kabul edilen ilk kral Hatti dilinde "hükümdar" anlamına gelen Labarna-tabarna ünvanını da taşıyan I. Hattuşilidir. Hattuşili'nin saltanatı, çiftçi, çoban ve çapulcu bir kavmin yeni yeni kurmakta olduğu kabile devletinin en belirgin izleri ile doludur.
Puduhepa'yı iyi tanımanın yollarından birisi kuşkusuz kendisine en yakın kişi olan kocasını anlamaktan geçer. Hattuşili'nin daha çocuk yaşta başladığı kariyer çok çeşitli ve zengindir.

Puduhepa ömrünün sonlarına doğru iyice yaşlanmış ve saray içinde olur olmaz herkese rezil olmaya başlamıştı. Şimdi artık dul da kaldığı için biricik kocasının desteğinden yoksundu. Kızları evlenip gitmişlerdi, oğlan çocukları ise kim olduklarını ve yaptıklarını bilmiyoruz. Bu açıdan bakıldığında onun sonu da muhtemelen Kösem Sultanınkinden farklı olmamıştır. Sanki kendisinden sürdüğü bunca sefanın hesabı sorulmakta bir nevi intikam alınmaktaydı. En sıradan saray seyisleri bile onunla alay etmeye ve elindeki atları ve memleketinden gönderilen kuruyemişleri zorla almaya başlamışlardı. Kısa sayılamayacak ömrü boyu çevirdiği dolaplar ruh dünyasının içine iyice işlemişti ve dengesi çok bozulmuştu..."
Ne zaman, nerede ve nasıl öldü, Hatti'de mi, yoksa memleketi Lawazantiya'da mı defnedildi, gene yanıtı verilmeyen sorular arasındadır. Zaten hiçbir Hitit kralı ve kraliçesinin mezarı bulunamamıştır ki onunki bulunsun.
Mezarlar ve mezarlıklar, ölü gömme adetleri, Hitit arkeolojisinin muammalı soruları arasındadır.

Hüseyin SEYFİ