• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam84
Toplam Ziyaret455465
Sosyal Medya


Facebook niçin kişiye kötü duygular veriyor?
Hüseyin Seyfi

Başlıktan dolayı, “Facebook’ta neden kendimi kötü hissedeyim?” diyenler olabilir.

Yazı başlığını okuyup, çeşitli tahminlerde bulunabiliriz. Tahminlerle gerçek ne derece örtüşecek? Kendini iyi hissetmemenin nedeni, bilgisayar karşısında çok zaman harcamanın sonradan duyulan pişmanlığı mı? Facebook’un havası mı, rengi mi, yoksa içerikleri mi?

Facebook, her yaş ve cinsiyetten insanların sosyal paylaşım sitesi. Site yerine zarf kullanılması daha anlamlı. Zarfı açıyorsunuz dostlarınız, arkadaşlarınız, akrabalarınız, kısaca tanıdıklarınız karşınızda. Resimleriyle, kalemleriyle, yorumlarıyla en çoğu da fotoğraflarıyla…

Facebook sayfasında doğum günlerini, nişanlarını ve düğünlerini paylaşanlar, gezip gördükleri yerleri resimleyenler ve bunları Facebook’ta tanıdıklarına sergileyenler, kendinizi kötü hissedecek ne var buralarda

“Sosyal yaşam içinde başarıları (neşeli doğum günü partileri, nişanlar, düğünler, geziler, yazılarla ilgili fotoğraflar) gördükçe ve bunların geri bildirimlerine- yorumlara vs. göz atıp kendi ile kıyasladıkça kişinin kıskançlık duyguları tetikleniyor, kendini mutsuz, stresli, kaygılı ve yalnız hissetmesine yol açıyor.”

Almanya’da iki üniversitede, facebook ile ilgilenen 600 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre, özellikle gezi fotoğraflarına bakanların üçte biri kendini kötü ve mutsuz hissediyor. Bunlardan çoğu kendi içeriklerini Facebook’ta paylaşmayanlar, sitede dolaşmaktan tatmin ya da hoşnut olamayanlar.

Araştırmacılardan Hanna Krasnova, (the Institute of Information Systems at Berlin’s Humboldt University) “Facebook’ta kıskançlık, stresli, kaygılı duygular içine girenlerin facebook zamanlarını azaltacaklarını veya tüm terk edeceklerini sanıyoruz” diyor.

Negatif duyguların nedeni olarak kişinin kendini akranları ile kıyaslaması olarak görülüyor; yorumlar, beğenilmeler gibi. Kıyaslama geri bildirimleri aleyhine ise, kişi negatif duygular içine giriyor ve kendini kötü hissediyor.

Hüseyin Seyfi

Kaynak:Time

Anasayfa

www.kosektas.net  


Müzik Dinle • Joan Baez • Brothers In Arms (Silah Arkadaşları)
Eşsiz sesi, duyarlı ve sorgulayıcı kişiliğyle dünya halklarının gönlünde taht kurmuş seçkin sanatçı Joan Baez'in seslendirmiş olduğu Silah Arkadaşları adlı
bu eser, savaşın anlamsızlığını ve savaşa karşı duyulan güçlü nefreti anlatır!
kosektas.net


İnsan, çevresinde olup bitenleri, sorgulamalı!
İnsan aklının iyiye ermesi bilgiyle; insanın çevresinde olup bitenlerin kaynaklarını, özdevinir bir akıl dürtüsüyle, sorgulaması ise
ancak ve ancak billinçle olasıdır!

Musa Kâzım YALIM

68. ULUSLARARASI FRANKFURT KİTAP FUARI



“Kitabın başkenti neresi ise benim başkentim orasıdır!”

Sevdiğim kentlerin beni oraya bağlayan, oraya çeken kültürel gerekçeleri vardır. Frankfurt da öyledir! Bir kitapseverin yüz binlerce kitabın çevrelediği bir yerde
yaşaması, onun en büyük rüyasıdır. İşte Frankfurt’ta bu rüya gerçeğe dönüşür.
Kitabın başkenti neresi ise benim de başkentim orası olur!

DOĞAN HIZLAN

17 Eylül 2016, Cumartesi

68. Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, 19 - 23 Ekim 2016


Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarının bu yılki konuk ülkesi Hollanda.

Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı bu yıl 19 – 23 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Fuar alanında ve kentin değişik bölgelerinde okuma etkinlikleri, paneller ve gösteriler de bu zaman dilimi boyunca ve sonrasında gerçekleştirilecek. 

Neden Frankfurt?

Frankfurt Türkiye ölçeğine göre küçük bir şehir. Almanya’nın finans merkezi Frankfurt aslında kent merkezindeki gökdelenleri ve bu gökdelenlerin arasındaki tarihi binaları, operası, belediye binası, müzeleri ile ilginç bir kent… Frankfurt Kitap Fuarı’nın tarihçesi 15. yüzyıla dayanıyor. Frankfurt’a yakın Mainz kentinde yaşayan Johannes Gutenberg 15. yüzyılda matbaayı buluyor. Matbaanın icadıyla o dönemlerde zaten fuar ve panayırlar kenti olan Frankfurt’un entelektüel çehresi de etkileniyor. Frankfurt’ta kitaplar sergileniyor. Kitap fuarı 18. yüzyılda Frankfurt’tan dönemin yayıncılık merkezi olan Leipzig’e kaysa da, savaş sonrası tekrar Frankfurt’a dönüyor. II. Dünya Savaşı sonrası ilk kitap fuarı 18-23 Ekim 1949'da gerçekleştiriliyor.

Her yıl ekim ayı gelince kentte bir hareketlilik göze çarpar. Mevsim sonbahardır. Yağmur bazen bardaktan boşanırcasına yağar, bazen de çiseler… Hafif bir rüzgar dökülen kırmıztrak yaprakları bir o yana bir bu yana sürükler… Kitap fuarı açılır. Kente kitap ve kağıt kokusu siner adeta…  Caddelerde ellerinde kitaplar, dosyalar, içleri tıka basa dolu ağır torbalar olan insanların kalabalığı dikkati hemen çeker. Kitapçıların vitrinleri yeni baştan fuar için düzenlenir. Frankfurt bir hafta boyunca fuarla yaşar, kitap fuarıyla yatıp kalkar adeta…

Bir sonraki yıl kitapların adeta kaderini tayin eden fuara girdiğiniz an kitapların o gizemli etkisine kapılmamak mümkün değil. Her bir köşede ünlü, ünsüz yüzlerce yazar, şair, çevirmen, eleştirmen, gazeteciyi görürsünüz. Dört bir yandaki söyleşilerden hangisini dinleyeceğinizi şaşırsınız. Velhasıl kitap denizinde boğulur gidersiniz.

Fuarın gündüzleri olduğu kadar geceleri de başkadır. Gündüz fuarda gördüğünüz takım elbiseli, kravatlı erkekler, koyu renk tayyörlü kadınlar akşamları lokantaları, otel lobilerini doldurur. Derin sohbetler başlar, dostluklar giderek koyulaşır. Kahkaha sesleri duyarsınız kalabalıklardan…

Edebiyatın cumhurbaşkanı olarak adlandırılan yazar, eleştirmen Doğan Hızlan 40 yılı aşkındır Frankfurt Kitap Fuarı’nı ziyaret eder. Doğan Hızlan: “Sevdiğim kentlerin beni oraya bağlayan, oraya çeken kültürel gerekçeleri vardır. Frankfurt da öyledir. Bir kitapseverin yüz binlerce kitabın çevrelediği bir yerde yaşaması, onun en büyük rüyasıdır. İşte Frankfurt’ta bu rüya gerçeğe dönüşür” der ve ekler: “Kitabın başkenti neresi ise benim başkentim orasıdır!”

Halit ÇELİKBUDAK

 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 17 Eylül 2016

Kapadokya Peri Bacaları, vadileri, tarihi veya coğrafyası yanında çeşitli konularla kendini tanıtmaya başladı. Bir zamanlar Türkiye genelinde belediyelerin kendi yörelerini tanıtmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlemeleri, yöresel şenlikler, televizyon dizileri için çevrilen filmler gibi etkinlikler iç turizm açısından Kapadokya’ya hareketlilik getirdi. Asmalı Konak filminin hala etkisi sürmekte. Dizide gösterilen konakların önü, kayısı, kabak çekirdeği, zerdali kurusu, kuru üzüm gibi yemişlerin yanında Dicle’nin sürmesi, Sümbül Hanım’ın fuları ile adeta bir satış panayırı. Sara, “sürme” yi sorunca, satıcı kadın, takılıyor,
02.09.2016
Öğretmenliğimin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı Gazilerimiz yetmişli yaşlarda idiler. Ben bu Gazilerimizi Cumhuriyet Bayramlarında okula davet eder, anılarını anlatmalarını rica ederdim. Hiç nazlanmadan gelirler anlatırlardı. Ama ne yazık ki, ne yazılı ne sözlü hiç birini kayıt altına almayı düşünemedim ve geçip gittiler. Bu yüzden daima içimde bir pişmanlık yaşarım. Galiba bu pişmanlıktan olacak nerede yaşlı birini görsem eşelerim. Konuşturur, kayda değer bulduklarımı not alırım.
02.09.2016
Cezalandırıp insan yaşamına şu ya da bu şekilde son vermek eski zamanlardan beri tartışılan konu. Giyotinle boyun kesmeler, vahşi hayvanlara parçalatmalar, urganla tavana asmalar, iğne ile zehirlemeler, taşla öldürmeler hep insanın idam için kullandığı yöntemler olmuştur.
02.09.2016


Kitap Tanıtım Köşesi

Boğucu Hiçlik
Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar
Kevin Tucker

Bugün, müthiş bir bilgi ve bilgi olmayan yağmuruna tutulmuş durumdayız. Sürekli güncellenen bu akışta ağların, profillerin ve bireysel tüketimin, kolektif bilinci sollayıp geçtiği bir gerçek. Hiçbir şeyden geri kalmamak uğruna “sosyal” ağlardan oluşan mega makineye tutsaklık için baştan gönüllüyüz. Kevin Tucker da “Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar” alt başlığıyla yayımlanan Boğucu Hiçlik'te öncelikle buraya dikkat çekiyor.

Tucker, bir uyarıda bulunuyor; teknolojiyle ve ağlarla kurduğumuz ilişkinin, insanlarla kurduğumuzdan çok daha yoğun ve bir o kadar da tuhaf olduğunu söylüyor. Bu bir devrim midir, orası tartışılır ama gözümüzün önünde bir gerçek var: Her türlü ruh halimizi dolaşıma verdiğimiz ağlar, onları ne zaman kullandığımızın farkında bile olmadığımız istem dışı bir harekete dönüştü. Artık bu âlemin çok derinlerindeyiz; “tıklama”nın tik halini aldığı ve Tucker'ın “modernliğin talepkâr boşluğu” dediği kuyunun içindeyiz. Durağanlığın “ölümle”, bir anlık düşünmenin veya ağırdan almanın komayla özdeşleştirildiği böyle bir dünyaya ve yaşama eleştiriler getiriyor Tucker.

Hareketsiz hareketlilik gibi tanımlanabilecek günümüzdeki akışı, yazarın neredeyse hiçbir şeyin gerçek olmadığı bir yarışa benzettiğini de belirtmek lazım. Yazılımcıların yarattığı bu denizde, ağlardan ve makinelerden yoksunluk, içe kapanmayı, yabancılaşmayı ve deliliği simgeliyor. Aksi ise kendimizi ifade etmeye ve herkesle bir olmaya denk düşüyor. Tucker'a göre bunun yan etkisi de gerçekleşen değişimi ve dönüşümü görmeyi engelleyen dikkat dağınıklığı. Odaklanabildiğimiz yegâne şey, son teknolojiye erişmek için sıranın en önlerinde yer kapma uğruna giriştiğimiz kavgalar.

Birbirimizle ve kendimizle yarışır, tüketir ve ağlarda gezinirken oluşturduğumuz çöp yığınını ise pas geçiyoruz. Kodlamanın yarattığı “gerçek”, etrafımızdaki hakikatin üstünü örtüyor; Tucker, geldiğimiz bu noktayı şöyle özetliyor: “Dünya, tamı tamına eskimesi için üretilmiş kısa ömürlü cihazlar denizinin altına gömülmüş durumda.”

O cihazlarla daima erişilebilir olma aşamasını artık geçtik. Onları şimdilerde sürekli ağda kalmak ve ağdaki insanların farkında olmak için kullanıyoruz. Bunu, o makineleri üretenler de tüketenler de biliyor. Güncellemeleri takip eden, akışı izleyen ve kendisinin bir uzantısı (veya uzvu) olarak gördüğü telefonunun ekranına boş boş bakan büyük bir kitlenin varlığı, kablosuzlaştırılan ve makinelerin işlevini içselleştirdiğimiz bir yaşama işaret ediyor.

ISBN: 9786058359703