Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam60
Toplam Ziyaret396098
Uğur Mumcu
Fotograf: Mehmet Ünal
Frankfurt, 1988
 
Karanlığı korkutan, korkuyu utandıran gazeteci Uğur Mumcu, Frankfurt Kitap Fuarı'nda, "Tarikat, Siyaset, Ticaret" adlı kitabını imzalarken.
 
Cesur gazeteci Uğur Mumcu, 80'li ve 90'lı yıllarda Almanya'ya sık gelir, "Tarikat, Siyaset, Ticaret" - "Mürit, Rant, Şiddet, Şeriat" ve benzeri konularda konferanslar verir, bugünleri anlatırdı.
 
Yurtsever gazeteci Uğur Mumcu'yu, hayattan koparılışının 22. yılında saygıyla anıyor, onu katledenleri nefretle kınıyoruz!
 
kosektas.net

Anasayfa

www.kosektas.net


Fotograf: Canel ÖLGÜN - Kızılgerdan (Erithacus rubecula) - Uzunluğu 14 cm, sırtı sütlü kahverengi, yüzünün alt bölümü ve göğsü turuncuya çalan parlak kızıl, karnı beyaz olan bu tür, ormanlarda, ağaçlıklarda ve bahçelerde yaşar. Tatlı bir ötüşü vardır. Böcekler, kurtlar ve diğer omurgasızlarla beslenir. Kuru yaprak ve otlardan bir ağaç kovuğuna ya da çalıların arasına yapılan yuvaya dişi beş-altı yumurta bırakır. Vikipedi

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 12. BÖLÜM

  
Şairimiz, şiirimiz ve nesrimizle biz farklıyız, çünkü biz Köşektaşlıyız!
Seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi'nin yazmakta olduğu, 46 bölümden
oluşan, "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizisinin 12. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

23 Ocak 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 12 - Ağıtlar ve Sarıkamış ve Haykırış

Soyadını çıkardığı dergiden alan ve 1960’lı yıllarda Adalet Partisi Antalya milletvekilliği de yapan Osman Yüksel Serdengeçti, 17 beşlikten oluşan “ıtlar” adlı şiiriyle, binli yılların özlemini yansıtıyordu. Turancı Nihal Atsız’ın mücadele arkadaşlarındandı ve ilginç bir kişiliği vardı: Hazır cevap olmasıyla tanınırdı.

Türkçülerin “Tanrı Türk’ü Korusun” söylemleri karşısında, “Tanrı Türkü, Allah da Müslümanları Korusun,” diyerek bir döneme damgasını vurmuştu.

   AĞITLAR

   Turan ellerinden haber gelmiyor
   Yarabbi derdimi kimse bilmiyor,
   Dört asırdır Türk'ün yüzü gülmüyor;
   Akşam olur sabah olur ağlarım
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım?

   Kimlere söylesem bilmem derdimi
   Acep dünya böyle zulüm gördü mü?
   Bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu;
   Bozkurdum der, öz yurdum der ağlarım
   Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım?

   Allah Allah diyen ezanlar nerde?
   Efeler, yiğitler, kızanlar nerde?
   Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerde?
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım
   Akşam olur sabah olur ağlarım...

Nedendir bilmem, Osman Yüksel Serdengeçti’nin bu şiirini ne zaman hatırlasam; Sarıkamış Faciası düşer aklıma: Çoğu soğuktan donarak, bir kısmı da tifüsten ölen 35.000 kişi. (bazı araştırmacılara göre 90.000 kişi.)

Sarıkamış Faciasında; 132 doktor, 25 eczacı, 1 diş hekimi, 7 tabip muavini (stajyer doktor-tıp öğrencisi) olmak üzere toplam 165 sağlık personeli de yaşamını kaybetmiştir. Bu grup içerisinde 21 Rum, 15 Ermeni, 1 Yahudi kökenli sağlık personelinin bulunması; Osmanlı'nın o günkü mozaiğini yansıtmaktadır.  

"Milli Şair" olarak da bilinen Mehmet Emin Yurdakul'un, 80 yıl kadar önce yazmış olduğu aşağıdaki şiir; gerek dili ve gerekse anlamı açısından güncel değil mi?

   BIRAK BENİ HAYKIRAYIM

   Ben en hakir bir insanı kardeş sayan bir ruhum;
   Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya iman var:
   Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar.

   Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum,
   Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
   Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

   Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et:
   Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
   Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.

   Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
   Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
   Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!  
 
(Devam edecek…)
 
 
 
Bilgi - Görüntü kalitesi ve kullanım kolaylığı bakımından, bilgisunum sayfamız
için en uygun İnternet tarayıcısı “Mozilla Firefox”tur!
Uyarı - HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek,
bu sitede bulunan fotograf,resim, bilgi ve
belgelerden yararlanılabilir!
Şebeke: www.kosektas.net | İletişim: kosektas@kosektas.com | Son Güncelleme: 23 Ocak 2015

 

Siteye kaydolan verilere göre sitemiz, 01 Kasım 2013’den, 31 Ekim 2014’e kadar geçen on iki aylık zaman diliminde, toplam 32.338 kişi tarafından ziyaret edilmiş. Bu veriden hareketle, sitemizin bir günde ortalama olarak 88 ayrı IP adresi tarafından ziyaret edildiği sonucuna varıyoruz. Her evde bir bilgisayar olduğu varsayımından hareket edip, yine her evde ortalama dört kişinin yaşadığını düşünürsek, sitemizin izleniş oranının, siteden dışarıya bilgi akışının, tahmin edilenden çok daha fazla olduğunu görürüz...
08.11.2014
"Komşu komşunun külüne muhtaçtır" sözü eski çağlardan beri geçerli. İnsan, binlerce yıl toplu yaşadı. Savunma, tehlikelerden korunma, daima grup ya da topluluk içinde birlikte gerçekleştirildi. İhtiyaçlar birlikte giderildi. Tarlada, bağda, bahçede, kırda insanlar sürekli birbiri ile iletişim halinde yaşadı. Ailede birlikte sofraya oturdu, işbölümünü birlikte yaptı, işe birlikte başladı. Dertlere, kederlere, üzüntülere ortak oldu, sevinçler beraber paylaşıldı.
08.11.2014
Tartışma götürmez bir gerçek. Zaman çok çabuk akıp gidiyor. Onu durduramadığımız gibi, bizi alıp kendi akışına kaptırmasına da engel olamıyoruz. Zaman akıp giderken beraberinde nice şeyleri de alıp götürüyor. Çoğu insanlarımızdan ya tesadüf ya da öldüklerinde ancak haberdar olabiliyoruz. İşte, henüz 25 yaşında iken kaybettiğimiz öğretmen Recai Özdoğan onlardan bir tanesi. Recai Özdoğan, daha hayatının baharını yaşarken amansız bir hastalığa yakalanmış, yakalandığı bu hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybetmiş ve 1993 yılının Sonbahar ayında hayata veda etmişti. Aradan neredeyse 19 yıla yakın bir zaman geçmiş. Büyük küçük herkes tarafından çok sevilen Recai Öğdoğan‘ın hayata çok genç yaşta veda etmiş olmasına çok üzülen annesi, kardeşleri ve arkadaşları bu üzüntülerini şiirler ve ağıtlarla dile getirmişlerdi.
17.03.2012
Top Sahamız

Geçmişteki anılarını yazıya yansıtarak bizimle paylaşan öğretmen Hacı ÇÖL'e çok teşekkür ederiz!
kosektas.net
 
Doğusu ilkokul, güneyi ortaokul, batısı Hidayet Şahin’in (şimdi Ünal Şeref’in) evi, kuzeyi İdris Gören’in evi ve harımı ile sınırlı alan top sahasıdır. Eskiden harman yeri ve mera olarak da kullanılır, koyun kuzu otlatılırdı.

Yer yer küçük taşlar çıkmasına rağmen, zamanla taşları temizlenmiş ve yumuşak bir alana dönüşmüştü top sahamız. İlkbaharda karın kalkmasıyla birlikte çimlerde bir canlanma olurdu. Yeşil çimenlerin arasında barınan, sadece erken baharda ortaya çıkan, kırmızı kadife böcekleri ayrı bir hoşluktu. Kabaran toprak ve yemyeşil otların üzerinde top oynamak, oynarken düşmek, yuvarlanmak, büyük bir çocuk mutluluğuydu.

Top sahası düzlük olsa da bölgenin topoğrafik yapısına uygun olarak güneyi yüksek, kuzeye doğru meyilli idi. Maçlarda yukarı kaleyi alan daha şanslı olurdu. Kaleler adımlanarak taşlarla belirlendiğinden, gol olup olmadığı anlaşılmazdı ve bu yüzden sert tartışmalar olur, hatta kavga bile çıkardı. Kaleler, kimi yıllar güney - kuzey doğrultusunda olurken, kimi yıllarda da doğu - batı yönünde olurdu. Buna kim karar verir, ne zaman değişirdi, pek kimse bilmezdi.

Çocukluğunu köyde geçirmiş çoğu kişinin top sahası ile ilgili anıları vardır. Bir gün, öğleden sonra, top sahasına, kasası insan dolu bir kamyon, bir de minibüs yanaştı. Gelenler Aşağı Barak ile Belbarak köylülerinin gençleriydi. Tarafsız sahada maça gelmişler. Bir ara, ortada para olduğu söylentisi de yayıldı. Takımlar sahaya çıktı. Hakem olarak, o güne kadar hiç top oynadığını görmediğim Yılmaz (Özdemir)’ı sçtiler. Maçın ilk yarım saatinde bir nizah, bir gürültü… Maç ortada kaldı. Arabalarına bindiler, gittiler.

Gün dönümüyle birlikte sahanın çimeni kurur, açık kahverengi bir hal alır. Top sahası artık sığır yolu olur. Kocayol’un başından Barak yoluna doğru kesen bir hipotenüs (dik bir üçgendeki en uzun kenar), sahayı iki dik üçgen şeklinde böler. Yazın kimi harman döker, sonbahara doğru devramer çırpma alanı olurdu. Bütün bu yapılanlar, toprağı besler, çimlerin daha sağlıklı olmasını sağlardı.

Paletli bir dozerin top sahasında çalışma yaptığını görünce sevinmiştim. Ölçünlü bir futbol sahamız olacaktı. Binlerce yılda oluşan bir karışlık üst toprak, dozer kepçesi ile karıştırıldı, dağıtıldı. Yerini boz kireç taşlı bir toprak aldı. Saha toprak altından çıkan beyaz kireç taşlarıyla doldu. Top sahası artık tesfiyelenmiş, gol, gol değil tartışmalarına meydan vermeyecek demir kale direkleri dikilmişti. Bununla da kalınmadı, etrafı tel örgüyle çevrildi. Tam teşkilatlı bu sahada beş kez maç yapıldı mı, yapılmadı mı, bilmiyorum.

Kabaran toprakla birlikte çıkan çimler, kadife böcekleri ve sahayı dolduran çocuk sesleri bir daha geri gelir mi? Kara kamunun elinin değdiği çoğu yer gibi, top sahamız; patoz ve biçercilerin yağ atıkları ile beslenerek, karşılıklı kale direkleri ile derin yalnızlığını yaşamaya devam edecek.

Hacı ÇÖL

24 Ekim 2010

 

Şairimiz, şiirimiz ve nesrimizle biz farklıyız;
çünkü biz Köşektaşlıyız!

Seçkin şairimiz Dr. Salim ÇELEBİ`nin yazıya yansıtmış olduğu “ŞİİRLERLE ŞENLENDİK“ adlı yazı dizisinin 13. bölümü önümüzdeki Cuma günü kosektas.net`te!

Feylesof Rıza'yım dinsiz anlama 
Dini ben öğrettim kendi babama; 
Her ipte oynadım cambazım amma 
Sırat köprüsünü geçemem hocam.  

KOSEKTAS.NET
KÖŞEKTAŞ KÖYÜ BİLGİSUNUM SAYFASI