Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam61
Toplam Ziyaret429940
Mainz Karnavalı

Komik figürlar, kostümlü danslarla o yılki siyasi gelişmelere, gündemdeki olaylara mizahsal anlamda göndermelerin yapıldığı, politikacıların yerden yere vurulduğu, maskeli ve kostümlü insanların şarkılar eşliğinde dans ettiği, şeker ve çikolataların havada uçuştuğu, „helau“ (sevinç çığlığı) naralarının yeri göğü inlettiği renk cümbüşü Rosen Montag (Pembe Pazartesi) kutlamalarına 500.000’in üzerinde insan katılır.


Mainz Karnavalı, yılın beşinci mevsimi olarak, her yıl çok çılgınca kutlanan bir halk şenliğidir. Mainz Karnavalı aynı zamanda, „Mainz bleibt Mainz, wie es singt und lacht“ adlı televizyon programı sayesinde, Mainz sınırlarını aşmış ve adını tüm dünyaya duyurmuş bir kültür görüngüsüdür de. Son derece ziynetli ve süslü bir sarayda (Kurfürstliches Schloss Mainz) toplanılarak yapılan kutlamalar, televizyon ekranlarından tüm Almanya, Avusturya ve İsviçre’den kalabalık bir izleyici kitlesi tarafından izlenir.

Karnaval kutlamalarına her
yıl 11 Kasım günü, saat 11:11:11’den itibaren, „kaçıklar anayasasının“ (Das Närrische Grundgesetz) ilanıyla başlanır. Yapılan bu anayasa ilanının hemen ardından Schillerplatz (Schiller Meydanı) adlı bir meydanda toplanan on binlerce kostümlü ve maskeli kaçık (Narren), Narrhalla-Marsches ve Ritzamban adlı müzik parçaları eşliğinde, çılgınca dans etmeye, coşkulu bir şekilde eğlenmeye başlar.


Devamını okumak için tıkla

Anasayfa

www.kosektas.net  



Köşektaşlı resim sanatçısı Adnan Yalım`ın çizdiği erotizm özdeşi kadın figürleri, sadece erotik yanlarıyla dikkat çekmemekteler, yanı sıra başı dik, iddialı kadın düşüncesinin temsilini de yapmaktalar...
-----------------------------------------

-----------------------------------------
Sürekli anlaşmazlığın ve uyumsuzluğun nedenleri; kadınla erkek arasındaki dinsel ve yasal engeller ile toplumların arasındaki sınırlar ve kurallardır!
Adnan YALIM

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 43. BÖLÜM

 
Şairimiz, şiirimiz ve nesrimizle biz farklıyız, çünkü biz Köşektaşlıyız!
Seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi'nin yazmakta olduğu, 46 bölümden
oluşan, "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 43. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

5 Şubat 2016, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 43 - Cevap

Günumüzde olduğu gibi, 30’lu, 40'lı… yıllarda da kavgalar vardı yazın dünyasında. Yumruk yumruğa değil tabi; yazı yazıya, şiir şiire.

Her yerde ve her dönemde yaşandı bu kavgalar: Eski ile yeninin; çağdaş ile çağdışının; hurafe ile bilimin... kavgaları.

Her alanda ve her yeni oluşumda “eski,” ya kendisini yenilemek (yeniye uyum sağlayarak kendisini değiştirip, dönüştürmek) ya da yeniye savaş açmak zorundadır: Varlık nedeni ortadan kalkmak üzeredir çünkü.

Nâzım Hikmet ve arkadaşlarına: “Saman karışık hamurla beslenmiş nesil,” “Fantezi heveslisi, garaipperest,” “Yeni moda müptelası bir edebiyat züppesi,” “Bolşeviklere iltihak eden vatansız,” “İşçi şairi,” gibi; ağır ve aşağılayıcı suçlamalarda bulunuluyordu.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Emin Yurdakul, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmet Haşim ve diğerleri… Nâzım’ın kavga ettiği edebiyatçılardı.

Başlangıçta Nâzım için olumlu konuşan Ahmet Haşim de “eskilerin” yanında yer alarak; gençleri alaya alan, suçlayan yazılar yazmaya başladı. Nedeni bilinmez, “işçi şairi” sözüne de takılmak gereğini duymuştu.

Nâzım Hikmet, Ahmet Haşim’e yönelttiği “Cevap No 2” adlı yergisinde (aşağıda) özellikle bu konuya değinmektedir.

İKİ SERSERİ

İki serseri var:
Birinci serseri
köprü alt
ında yatar,
sularda yıldızları sayar geceleri..

İki serseri var:
İkinci serseri
atlas yakalı sarhoş sofralarında
Bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır.
Fransız emperyalizminin
idare meclisinde ayvazdır..

Ben:
ne köprü alt
ında yatan,
ne de atlas yakalı sarhoş sofralarında
saz çalıp Arabistan fıstığı satan-
-ların
şairiyim;
topraktan, ateşten ve demirden
hayat
ı yaratan-
-ların
şairiyim ben.

İki serseri var:
İkinci serseri
yolumun üstünde duruyor
ve soruyor
bana
"PROLETER
dedi
ğimin
ne biçim kuş
oldu
ğunu?"
Anlaşılan
Ba
ğdadi şaklaban
unutmuş,
Mösyö bilmem kimle beraber
Adana - Mersin hatt
ında o kuşu yolduğunu...

İki serseri var:
İkinci serseri
halkın alınterinden altın yapanlara
kendi kafatasında hurma rakısı sunar.

Ben h
ızımı asırlardan almışım,
bende her mısra bir yanardağ hatırlatır.
Ben ne halkın alınterinden on para çalmışım
ne bir şairin cebinden bir satır...

İki serseri var:
İkinci serseri,
meydana dört topaç gibi saldığım dört eseri
sanmış ki yazmışım kendileri
için.
Halbuki benim
bir serseriye hitap eden
ikinci yaz
ım işte budur:
Atlas yakalı sarhoş sofralarının sazı,
Fransız sermayesinin hacı ayvazı,
bu yazdığım yazı
örse balyoz salanların şimşekli yumruğudur
katmerli kat kat yağlı ensende..
Ve sen o kemik yaladığın
sofranın altına girsen de,
- dostun KARAMAÇA BEY gibi -
kald
ırıp kaldırıp yere çaaal-
-mak için
can
ını burnundan al-
-mak için,
bulaca
ğım seni..
Koca göbeklerin RUSEL kuşşağı sen,
sen uşşak murabbaı,
sen uşşak mik'abı,
sat
ılmış uşşakların uşşağı sen!!! 

Devam edecek.

 


Uyarı - HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 5 Şubat 2016

Şehirden dışarı çıkıyorum. Çıktığım yer bayır. Hemen aklıma, Muş türküsü geliyor, “burası Muş’tur yolu yokuştur, giden gelmiyor acep ne iştir” Yürüyorum, eski bir yol üstündeyim. “Ah, diyorum kendi kendime, bu yol, bu sokaklar, bu kerpiç evler ne güzel düzenlenir turizme kazandırılırdı.” Her yer, çer çöp. Çevre temizliği ve bilinci ülkemiz insanının sorunu. Vadinin kucağına, dağların doruğuna kurulmuş üç beş villamsı evler. Onlar da paranın keyfini çıkartmaya çalışan ülkemden insan manzaraları.
27.01.2016
Sonbahar ve Eskibağ, birbirine çok yakışan zaman ve mekan. Çocukluğumdan beri beni çeken bir yanı vardır Eskibağ´ın. Bozkır ortasında az da olsa bitki örtüsüne sahip olması, belki de bende ormanlık alan izlenimi bırakmış olmalı. Zerdali, badem, alıç, kara erik ağaçlarının kapladığı alanın zemini harap kalmış bağlarla kaplıdır. Yirmi yıl öncesindeki yangında büyük zarar görmesine rağmen, hala o özgün yapısından izler taşıyor.
27.01.2016
Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
"Komşu komşunun külüne muhtaçtır" sözü eski çağlardan beri geçerli. İnsan, binlerce yıl toplu yaşadı. Savunma, tehlikelerden korunma, daima grup ya da topluluk içinde birlikte gerçekleştirildi. İhtiyaçlar birlikte giderildi. Tarlada, bağda, bahçede, kırda insanlar sürekli birbiri ile iletişim halinde yaşadı. Ailede birlikte sofraya oturdu, işbölümünü birlikte yaptı, işe birlikte başladı. Dertlere, kederlere, üzüntülere ortak oldu, sevinçler beraber paylaşıldı.
08.11.2014
Kuş Ali, yılın birinde, Almanya’dan izine gelirken teyzesi Cülü’ye donluk, eşinin teyzesi Kamalı’ya da seksen marklık yün hırka getirmiş. Ancak Cülü’ye donluk gizli verilmiş. Cülü’nün yorumu:
28.04.2012
Köşektaşlılar Kültür ve Dayanışma Etkinliği’nde Buluştu! Bu yıl ilki düzenlenen Köşektaşlılar Kültür ve Dayanışma Etkinliği, 14 Agustos 2006 Cumartesi günü, Köşektaş Köyü ortaokulu önünde gerçekleştirildi. Etkinliğe Köşektaş Köyü halkının yanı sıra; AKP milletvekili Osman Seyfi, Nevşehir valisi Alaattin Turhan, Hacıbektaş kaymakamı, Karaburna ve Kızılağıl kasabaları belediye başkanları ile çevre köylerin muhtarları da katıldılar. Açılış konuşmasını Köşektaş Köyü muhtarı Hulusi Altuntaş yaptı. Bu yıl ilki gerçekleştirilen etkinliğin anlam ve ereğine değinen Hulusi Altuntaş, Köşektaş’ın acilen çözüm bekleyen sorunlarına dikkat çektikten sonra, her yıl geleneksel olarak düzenlenen Ağaç Bayramı’nın gelecek yıl Köşektaş’ta düzenlenmesini talep etti.
27.04.2012
Geçen hafta, 31 Mart 2012 Cumartesi günü, Brüksel’de, Köşektaşlı Muhterem Fidan ile Bayram Fidan’ın kızı Nurdan’ın düğünündeydik. Avrupa‘nın dört bir yanından kalkıp düğüne gelmiş Köşektaşlılarla sohbet ederken, Yusuf Şeref, salonun giriş kapısını işaret ederek, „Bakın, bakın kim geliyor? dedi. Hepimiz birden başımızı o yöne çevirdik, ancak şaşırmadık. Şaşırmadık, çünkü gelen Oğuz Akdemir’di ve orada bulunan herkes biliyordu ki, her kim, her ne zaman, Avrupa'nın her neresinde olursa olsun, Oğuz Akdemir‘le karşılaşabilirdi.
06.04.2012
İnsanın yazmaya elinin varmadığı ya da insanın söylemeye dilinin dönmediği şeyler vardır. İşte bu yazı onlardan biri. Ahmet Çavuş’u yazı diliyle anlatmaya çalışmak öylesine güç ki. İnsanın ruhunu sızıyla kavuran yaşam hikayesini her anlatışında, o hayatı kendim yaşamışcasına duygulanır, ağlamamak için kendimi zor tutardım. Yıkıntının, döküntünün, kıtlığın, sefilliğin kol gezdiği, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda doğdu Ahmet Çavuş. En kötüsü de, babası yoktu doğduğunda. Öksüz büyüdü. Annesi iki çocukla yalnız kalınca, fazla dayanamayıp anası evine döndü ve başka birisiyle ikinci bir evlilik yaptı. Küçük Ahmet’i ebesi Kıçey Karı yanına alarak büyüttü. Açlık, sefalet ve horlanma ile büyüttü. Altı yaşına kadar konuşamadı. İlk okulu üçüncü sınıfa kadar okudu. Okulda olağanüstü başarılı bir öğrenciydi. Öğretmeni Musa Kazım Dündar’ın onca ısrarına rağmen ebesi Kıçey karı daha fazla okumasına müsaade etmedi.
10.03.2012
İbrahim Yalım, aşağıdaki dörtlükle kime hitap etmiştir bilinmez. Bilinen bir gerçek var, o da, yeğin düğürçüler göndererek bir türlü alamadığı, bir ömür boyu aynı yastığa baş koyduğu eşi Fadime’yi, birkaç arkadaşıyla birlikte kaçırıp kendine eş edindiğidir. Zaten o yıllarda evliliklerin çoğu ya kaçırma, ya sürüme ya da kızın bohçasını alarak sevdiği erkeğin evine gidip oturmasıyla, yani oturudüşmesiyle yapılırmıştı. Fadime (Fatma) Yalım, asıl adından çok, “Fati’nin kızı” diye bilinirdi. Kapı komşuları Cülü karı ile laz kızı Kadın’ın tam tesrine oldukça sessiz ve sakin bir kişiliğe sahipti. Hangi konuda olursa olsun, fazla öne çıkmaz, az değil, hemen hemen hiç konuşmazdı.
13.03.2012
Güzel Sanatlar


Özgür YALIM
150X120 cm
Tuab 2002

Güzel Sanatlar İlgi Bekliyor

Musa Kâzım Yalım

Anlaşılan o ki, Türkiye'de, güzel sanatlarla ilgili değerlerin değeri, hâlâ kavranamamış durumda. Oysa Rönesans hareketi, resim sanatıyla başlamıştır.

Resim sanatıyla doğaya ve onun bir parçası olan insana dönülmüştür. Bundan sonra da doğayı ve insanı araştırıp incelemeyle deneysel metoda geçilmiştir. Bilimin ve tıp biliminin, hızla gelişmesi ve bugüne ulaşması sağlanmıştır.

Güzel sanatlar ve bilim, demokrasi ve hoşgörünün kaynağıdır. Güzel sanatların ve bilimin önemsenmediği toplumlarda demokrasi de olamaz. Çağdaş dünyada, demokrasiyi tam anlamıyla uygulayan toplumlar, güzel sanatlara ve deneysel metoda dayalı bilimsel bilgiye borçludur. Güzel sanatlara ve bilime dayandırılmayan demokrasi, göstermelik ve aldatıcıdır. Güzel sanatlar, bilimin, yaratıcılığın ve hümanizmin anasıdır. Güzel sanatlar, insansal duyguların dostu, içgüdüsel duyguların da düşmanıdır.

İnsanı insanlaştıran güzel sanatlar ve bilimdir. İnsan hayatta ne kadar bilgilenmiş ve ne kadar güzel sanatlarla ilgilenmişse, o oranda insani değerlere ulaşmıştır. Güzel sanatlar ve resim sanatıyla ilgili olarak, dünya çapındaki büyüklerin görüşleri, güzel sanatlara ve özellikle de resim sanatına çok büyük önem vermemizi zorunlu kılıyor.

Büyük sanatçı Leonardo da Vinci, eşi ve benzeri bugüne kadar daha dünyaya gelmemiş, Tanrı tarafından çok yönlü ve ayrıcalıklarla yaratılmış tek insandır. Yüce Tanrı, dünyada hiçbir öke (dâhi) için bu kadar cömert davranmamıştır.

Atatürk 'ün, resim sanatı ve güzel sanatlarla ilgili görüşleri, çağdaş Türk sanatına ve sanatçısına ışık tutacak ve sanatta gidilecek yolu gösteren köklü bir devrim niteliğindedir. Yazar İhsan Akay, Atatürk ile ilgili ''Atatürkçülüğün İlkeleri'' adlı yapıtının 166. ve 167. sayfalarında şöyle diyor:
''...Atatürk'ün, yaşamayı sever, iyimser bir insan olduğunu gördük... Yeryüzüne tutkun bir adam, resim sanatına sırt çeviremezdi. Devrim ateşi içinde resim ve heykel sanatına da ilgi duydu ve izlenmesi gereken yönleri gösterdi. Yeni Türk resmi, İslam geleneğinden uzaklaşıp Batı tarzı ile yoğrulacak, Türk'e özgü olanı renk ve çizgi halinde verme çabası güdecekti...
Yurt gerçeklerinin çizgi ve renkle de bir an önce anlatılmasının özlemini çekiyordu Atatürk. Kendi toplumsal yaşayışını Batı'daki gibi tabloya ve heykele, din geleneği yüzünden aktaramamış olan ülkemiz, Batı'ya yöneliş çağında gerçekleştirmek zorundaydı bu özlemi. Soyut sanat ve başka etkenler biraz köstekledi bu gidişi. Ama bilelim ki zamanı geldiğinde, sanatta da Atatürk'ün çizmiş olduğu yola dönülecektir.''

1 Kasım 1936'da BMM'nin açılış söylevinde yine güzel sanatlar konusuna değinir Atamız: ''Güzel sanatların her şubesi için, kamutayın göstereceği ilgi ve emek, ulusun insanlık ve uygarlık hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir. Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.''

Atatürk ile Leonardo da Vinci'nin güzel sanatlar ve bilimle ilgili değerlendirmeleri, büyük ve tam bir benzerlikle örtüşmektedir.

Musa Kâzım Yalım

Şairimiz, şiirimiz ve nesrimizle biz farklıyız;
çünkü biz Köşektaşlıyız! 

Seçkin şairimiz Dr. Salim ÇELEBİ`nin yazıya yansıtmış olduğu “ŞİİRLERLE ŞENLENDİK“ adlı yazı dizimizin 44. bölümü önümüzdeki Cuma günü kosektas.net`te!

KOSEKTAS.NET
KÖŞEKTAŞ KÖYÜ BİLGİSUNUM SAYFASI