Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam116
Toplam Ziyaret598734
Refah ve Özgürlük

Yeterli beslenmeyi, barınmayı, nitelikli eğitimi imkânsız kılan, borç ve faturaları ödeyememe korkusuyla insanın aklını başından alan gelir adaletsizliği ve yoksulluğun, sağlığı, mutluluğu mahvettiğine dair araştırmaların sayısı giderek artıyor.

Yoksulluk beraberinde, artan hastalanma, sakat kalma ve erken ölüm riskini getirirken, kaliteli tedavilerden yararlanma şansını azaltıyor.

Yoksullukla birlikte eğitim düzeyi düşüyor, şiddet düzeyi yükseliyor.

Çocuklar için yoksulluğun uzun vadeli zihinsel sağlık etkileri daha da endişe verici.
Ailelerinin yoksulluk nedeniyle yaşadığı yoğun stres ve travmaya maruz kalmaları, çocukların beyin gelişimini, hatta genlerini kalıcı olarak etkileyen zararlı stres hormonlarını tetikliyor.
Yalnızca fiziksel gelişimlerini değil, zekâ ve öğrenme kapasitelerini de sınırlandırıyor.
Çocuk gelişimine verdiği zarar o denli büyük ki, artık yoksulluğun erken dönem etkileri bir çocukluk hastalığı olarak tanımlanıyor.

Applied Research in Quality of Life’ dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, ekonomik ve siyasi özgürlükle mutluluk arasında güçlü bağlar var.

Araştırıcılar özgürlüğü, ‘seçme imkânı’, mutluluğu ise ‘yaşamın öznel keyfi’ olarak tanımlıyor ve şöyle diyorlar:
“Siyasi özgürlük arayışının nedenlerinden biri, özgürleşmenin daha fazla sayıda insanın mutluluğuna katkıda bulunacağı inancıdır. Bu inancın arkasındaki teori ise yaşamımızı istediğimiz biçimde yönlendirdiğimizde, daha doyurucu yaşamanın mümkün olmasıdır.”

Bu saptamalara katılmamak mümkün mü!

Mutluluk, ekonomik ve siyasi özgürlükten beslenir; sağlığımızın düzeyini belirler...

Yoksulluk yalnızca parasızlık değil, kişinin insan olarak kendi potansiyelini gerçekleştirme imkânına da sahip olmaması demektir.

Ve insanların büyük çoğunluğu, yeterli kaynaklara sahip olup özgür seçimler yapabildikleri sürece, kendi mutluluklarını tasarlama yeteneğine sahiptirler.

Dr. Şafak Nakajima

Anasayfa

www.kosektas.net 




Farklı Dillerde, Ortak Nefesle, Müzik Şöleni

Gülten Kaya Hayaloğlu'nun Türkçe sözlerini yazdığı "Ağladıkça"

Yakın geçmişte; Ara Dinkjian, Eleftheria Arvanitaki, Yoav Itzhak, Maral Ayvaz ile Kardeş Türküler'in yer aldığı müzik şölenini siz ziyaretçilermizle
paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

ALMANYA'DAKİ TÜRK KÖKENLİ TOPLUM ÜZERİNE

Eğer bir kimse, içinde yaşadığı toplumun konuştuğu dili düzgün bir şekilde konuşamıyorsa, o kimse, ne başkalarıyla tanışabilir, ne kaynaşabilir, ne de başkaları tarafından ciddiye alınır! Hele, hele o kimse, yaşadığı bölgede çıkan yerel bir gazeteyi, haftada, ayda veya yılda bir gün olsun satın alıp okumaz, yakın çevresindeki olup bitenlerden bihaber yaşarsa, yaşadığı bölgenin hava durumunu değil de, >3000 km uzağındaki Türkiye’nin hava durumunu merak ederse, Almanya‘daki yaşama da, Almanya‘daki insanlara da yabancı kalır!

kosektas.net

LÜTFULLAH ÇETİN

2 Nisan 2021, Cuma

Almanya’ya geldiğim 1980 yılından beri, Almanya’daki Türk kökenli toplumun gelenek ve kültürel özellikleri kadar, inançları da yoğun tartışmalara konu olur. Kimi iyi dostluk örneklerinin yanısıra, geçmişe dayanan onca iyi ilişkilere, yıllardır birlikte sürdürülen yaşama rağmen, iki ülke insanları arasında, kimi istisnalar dışında, gözle görülür bir kaynaşma olmadığı söylenegelir durur.

Aslında burada yaşanan sorunlar, Türkiye’nin herhangi bir kentinde yaşanan sorunlardan pek farklı değil. Ancak buradaki sorunlara daha karamsar yaklaşılmakta, her şey olduğundan daha farklı yansıtılmakta.

Anadolu insanıyla, Alman halkının birbirleriyle kaynaşmalarının mümkün olmayacağını bilebilmek için, sosyolog olmaya bile gerek yok. Ama ne yazık ki göçün başladığı yıllarda, o zamanki Alman hükümeti ucuz emek, Türk hükümeti de döviz istediğinden, bunu akıllarının ucundan bile geçirmemişler. Açıkçası her iki ülke hükümeti de, bu insanları çıkarları uğruna kullanmışlar. Büyük işçi akınını başlatmadan önce, sosyal görgü, eğitim farkı ve inanç ayrılıkları olan bu insanların, bir araya geldiklerinde ne gibi sorunlarla karşılaşabilecekleri konusunda bir araştırma yaptırsalar ve gerekli önlemleri alsalardı, belki sorunlar bu boyutta olmaz, Türk şiirinin devi Hasan Hüseyin Korkmazgil de aşağıdaki dizeleri yazma gereği duymazdı.


Almanlar, sevgili kardeşlerim, bakın!
Goethe diyorum,
Wagner, Schiller, Schopenhauer!
Darwin’i tanıyorum,
Kant’ı, Nietzsche’yi, Spinoza’yı...
Beethoven sizin değil,
bizim sanki...
Brecht de öyle,
Thomas Man da...
Sanki bizim oraların adamı;
Hegel'iniz, Engels'iniz, Marks'ınız...
Sömürseniz, sıksanız da,
surat asıp kaş yıksanız da,
daha kötü değilsiniz,
inanın bana,
daha düşman değilsiniz,
beni size bir pula satanlardan!

Telafisi imkansız bu yanlışların faturasını birinci kuşak göçmenler çok acı bir şekilde ödediler, bir kısım ikinci kuşak göçmenler ise hâlâ ödemekteler. Kendilerini din ve Allah adına otorite sanan parazitlerin pençesine düşen çoğu birinci ve ikinci kuşak göçmenler, zor şartlar altında kazandıkları paralarını kaptırdıkları gibi, Alman kamuoyunda uyum eksenli tartışmaların içine de sürüklendiler.

İnanç ve kökenleri farklı insanlar arasındaki sıkça karşılaşılan önyargılar, ayrışmanın en önemli sebebi kuşkusuz. Bu ayrışmanın önü ancak karşılıklı tanışma, diyalog ve anlayış ile alınabilir. Karşılıklı tanışma, anlaşma ve kaynaşma ise ancak "dil" ve "sosyallik" ile mümkün olabilir!

Tüm bunlar bir tarafa, birlikte yaşamanın getirdiği avantajlar sayısız ve sınırsız Almanya‘da. Önceki kuşakların yaşamlarını zehir zıkkım eden saplantı ve şartlanmalara boyun eğmeyen, vaktiyle yaşanmış olumsuzluklara gülüp geçen, vasıflı ve donanımlı yepyeni bir kuşak yetişti. Gerek bu yeni kuşağın çalışma ve sanat alanlarında yarattığı yeni imaj, gerekse son birkaç yıldan beri Türkçe edebiyat ürünlerinin çeviri yoluyla Almanca’ya kazandırılıyor olması, önyargıları gözle görülür bir şekilde ortadan kaldırmakta. Bu bir anlamda, okuyan ve araştıran bir toplum için, ki Alman toplumu okumaya ve öğrenmeye meraklı bireylerden oluşan bir toplum, yazılı, görsel ve düzgün anlatımın, başka kültürlerin anlaşılmasını kolay kılan, önyargıların giderilmesini sağlayan en verimli kanal olduğunu gösteriyor.


Ekleme Tarihi: 2011-08-09, 21:26:43



 


Köşektaş Köyü Internet Sayfası'nda yer ıalan tüm metin, resim, fotograf ve benzeri içeriklerin hakları sahiplerine aittir! Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda, kaynak gösterilse bile, izin alınmadan,
kullanılamaz, yayınlanamaz! 
kosektas.net,

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

 

www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 2 Nisan 2021


20. yüzyılın başta gelen bilim felsefecisi Karl Popper 1973 yılında Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta "anlamlılığın anlamı nedir?" (what is the meaning of "meaning"?) sorusunu irdelemekteydi. Popper, insanı insan yapan, adına “dil” dediğimiz çok yönlü ve karmaşık mekanizmanın niteliğini ve günlük yaşamdaki işlevliliğini, kendi bünyesindeki dilbilgisi, sesbilgisi, sözdizimi, anlamlılık (semantik) yapılarıyla, somut ve şeffaf matematik - fizik işlemleri gibi, bir yandan saat gibi tık tık çalışan düzenli bir sisteme, öte yandan, algılanması güç soyut ve bulanık kara bulutlara benzetiyordu. Başlığı “Dil, bir saat ve karabulutdur” şeklinde olan konferansını, “Tüm fizik ve matematikçiler dilbilimci olma özlemindedir. Her dilbilimci de fizikçi veya matematikçi olma özlemindedir” (!) sözüyle konuşmasını bitiriyordu.
23.02.2013
Bilim insanları araştırmalarını yüzlerce ya da binlerce yıl sürdürebilselerdi, acaba hangi konular aydınlığa kavuşturulmuş olurdu?
12.01.2013
Kareli, vaktiyle Acı mevkiindeki bir tarlada, toprağa düşmüş birkaç karpuz çekirdeğinin döllenmesiyle yetişmiş tek bir karpuz görmüş ve hayrete düşmüş. Hiç kimsenin karpuz ekmediği bu mevkiide nasıl olmuştu da bu karpuz yetişmişti, diye merak etmiş. Karpuzu dalından kopardıktan, bir iki kez evirip çevirdikten ve karpuzun üzerinde kendiliğinden oluşmuş Arap alfabesindeki harfleri andıran kimi hatları gördükten sonra, şaşkınlığı bir kat daha artmış. Hemen oracıkta oturarak ne yapması gerektiğini düşünmüş. Epey bir düşündükten sonra, bu işte bir keramet var demiş, kalkıp Akif Hoca’ya gitmiş.
06.05.2012
Kuş Ali, yılın birinde, Almanya’dan izine gelirken teyzesi Cülü’ye donluk, eşinin teyzesi Kamalı’ya da seksen marklık yün hırka getirmiş. Ancak Cülü’ye donluk gizli verilmiş. Cülü’nün yorumu:
28.04.2012
İnsanlık tarihi kadar uzun bir geçmişe sahip olan ve zamanla değişik boyutlar kazanan müziğin, insanlar üzerine çok çeşitli tesirleri vardır. Bu tesirler hem menfî hem de müspet olabilmektedir. Müzik, halk arasındaki anlayışa göre ekseriyette bir eğlence vasıtası olarak görülmesine karşın, esasen duygu ve düşünceleri seslerle anlatma veya sesi düzenli ve estetik maksatlara uygun şekilde kullanma sanatıdır. J.J. Rousseau'ya göre müzik, sesleri kulağa hoş gelecek şekilde terkip etmektir. Müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığının, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunun anlaşılmasıyla, müziğin bu özelliğinden nasıl istifade edebiliriz düşüncesi, çok sayıda ilmî araştırmaya zemin teşkil etmiştir....
08.04.2012
Yağmurun bol yağması bolluğu; az yağması da kıtlığı, dolayısıyla da açlığı beraberinde getirdiğinden, ilkel dönem insanları, doğa olaylarını meydana getirdiklerini sandıkları güçlerden, gerek törenler düzenleyerek, gerekse adaklar adayarak medet ummuşlar. İslâmiyetin etkisi altında yapılan yağmur duasından degişik olarak, kaynağını İslâmiyet öncesi eski inanışlardan almış olan ve yöremizde Su Kızı Donatımı diye adlandırılan bu törenler, Anadolu’nun bir çok yöresinde olduğu gibi, eskiden köyümüzde de düzenlenirdi.
30.03.2012
Ferice Yılmaz, Samcak Aliağa’nın kızı, Ömer Yılmaz’ın karısıydı. Çok duygulu, anlamlı ağıtlar yaktığı söylenirdi. Kocası Ömer, karlı, soğuk bir kış günü Avanos’tan eşekle gelirken Avanos, Özkonak arasındaki ziyaret dağında donup ölmesi üzerine yaktığı ağıt o günlerde tüm kadınların dilindeydi (1961-62). Ferice’nin bu özelliğini iyi bilen babası Aliağa; “Ben ölünce nasıl olsa ağıt yakacaksın. O zaman ettiğin o ağıdı ben duyamam. Ben şimdi ölmüşüm gibi ağıdımı et!” demiş. Ferice’nin o gün ettiği ağıt, başta babası ve yanındakileri saatlerce ağlatmış. Ferice’nin ağıtçılığını ünlendiren ağıdı; daha bir yaşında ölen oğlu Hamit için yaktığı ağıttır: “Umudum, demidim de bir tek Hemidim. Bir yumurta gömdümde sana vermedim.” gibi saçmaladığı da olmuş.
08.03.2012
Kitap Tanıtım Köşesi

Okumuş yazmışların bir görevi olmalı: Bu olağanüstü baskıcı,
müstebit iktidarın yarattığı ortama alışmayı önlemek!


Veba Geceleri, Orhan Pamuk tarafından kaleme alınan ve Yapı Kredi Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan tarihi bir romandır. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk hayali bir Osmanlı vilayetinde kurguladığı romanında ölümcül bir veba salgınını konu alır. 2021 yılının Mart ayında edebiyatseverlerle buluşan eser, 544 sayfadan oluşur. Orhan Pamuk okurlarının uzun zamandır heyecanla beklediği romanda, siyasi ve tarihi ögeler bir arada harmanlanır. Sürükleyici bir aşk öyküsünü de içinde barındıran Veba Geceleri, Orhan Pamuk tarafından bir “Doğu-Batı romanı” olarak adlandırılır.

Minger’de Patlayan Korkunç Veba Salgını
Veba Geceleri, 1901 yılında, Sultan II. Abdülhamit’in hüküm sürdüğü dönemde küçük bir adada geçer. Kıbrıs ve Rodos civarında yer alan bir ada olan Minger’in nüfusunun yarısını Müslüman, diğer yarısını ise Rum kesimi oluşturur. Orhan Pamuk, merkez şehri Arkaz olan Minger Adası’nın her bir sokağını ve tüm detaylarını uzun yıllardır kafasında kurguladığını söyler. Minger Adası’nda 1894 yılında patlak veren ve Hindistan ile Çin’den taşınan veba pandemisi, adadaki tüm insanların yaşamını derinden etkiler.

Sultan II. Abdülhamit, Osmanlı İmparatorluğu’nun 29. vilayeti olan Minger Adası’nda başlayan veba salgınını teftiş etmeleri için adaya iki kişi yollar. Söz konusu kişilerden ilki olan kimyager Bonkowski Paşa, Sağlık Başmüfettişi olarak görevlendirilir. Adaya daha sonra giden Doktor Nuri ise, genç yaşta elde ettiği başarılardan ötürü salgından kısa bir süre önce Sultan Abdülhamit’in ağabeyi olan V. Murat’ın kızı Pakize Sultan’la evlendirilmiştir. Pakize Sultan, Doktor Nuri’ye adaya çıktığı yolculukta eşlik etmeye karar verir. Karakterler adaya vardıklarında, durumun vahametinin düşündüklerinden çok daha kötü olduğunu anlar.

Salgının Gölgesinde Derin Aşk Öyküleri
Minger Adası’nda okurları iki farklı aşk öyküsü karşılar. Genç bir Osmanlı subayı olan Kolağası Kâmil, ada halkının genç kızlarından biri olan Zeynep’e uzun zamandır aşıktır. Adadaki salgını kontrol altına almanın yanı sıra, bir yandan da diğer işlere yetişmeye çalışan Vali Sami Paşa ise, sevgilisi Marika’nın da desteğiyle düzeni sağlamaya çabalar.

Bahsi geçen tüm karakterler, ada halkının karantina kurallarına ve yasaklarına itaat etmesini sağlamak için ortak hareket eder. Ancak salgın nedeniyle başlayan ölümler, ada halkının karantina yasaklarına uymaması ve yaşanan panik sonucunda Minger Adası her geçen gün felakete biraz daha sürüklenir. Veba Geceleri, küçük bir adadaki farklı kültürlerin, ölüm korkusunun, aşkın ve geleneklerin birbirleriyle çatışmasını salgın ekseninde inceleyen bir romandır.

5 Yıllık Kapsamlı Bir Çalışmanın Sonucu: Veba Geceleri
Orhan Pamuk, Veba Geceleri romanı için yaklaşık 5 yıl süren hummalı bir çalışma yaptığını, romanın fikri üstünde yaklaşık 40 yıldır düşündüğünü ifade eder. Veba salgınını konu alan bir roman yazmaya başladığında, çevresindeki kişiler Orhan Pamuk’a bu tip salgınların geçmişte kaldığını söyler. Orhan Pamuk ise bu yorumları, romanında işlediği unsurların güncel hayatla ilişkili olduğunu söyleyerek cevaplar. Romanı yazmaya başlamadan önce çok sayıda kitap okuduğunu ve araştırma yaptığını belirten yazar, kitaba başlamasının üçüncü yılında tüm dünyada patlak veren koronavirüs salgınının da kendisi için oldukça şaşırtıcı olduğunu belirtir.

Salgın nedeniyle acılar içinde ölme korkusu hissetmeye başladığını ve süreç içinde bu korkuyla baş etmeyi de öğrendiğini söyleyen Orhan Pamuk, Sessiz Ev adlı eserindeki Faruk karakterinin yaptığı araştırmaların da Veba Geceleri’nde önemli bir rol oynadığını vurgular. Siz de Orhan Pamuk’un salgının toplum ve özellikle çocuklar üzerindeki etkilerini irdelediği romanı Veba Geceleri’ni en kısa sürede kütüphanenize ekleyebilir, kendinizi sürükleyici ve etkileyici bir okuma deneyiminin içinde bulabilirsiniz.