Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam34
Toplam Ziyaret403266
Halim Çavuş



Öğrenci olaylarının boyutlarını genişleterek toplumu rahatsız ettiği günlerdi. Gece gündüz demeden sokak başlarında insanlar ölüyor, yollar kesiliyor, arabalar kaçırılıyor, kapılar zorlanıp içeri giriliyordu. Büyük illerde sokağa çıkılamaz olmuştu. Cumhuriyetin ilanından bu yana görülmeyen olaylardı bunlar. Şiddetin toplumun bir parçası, alışılagelmiş bir yaşam tarzı olarak benimsendiği günlerde yazmıştım.

Halim KARATEKİN


Niçin komünist diye atarsın bana,
Yalnız sen mi sahipsin vatana?
Benzetirsin beni vatan satana,
İnanma her söze hepimiz biriz!


Bilgi: Yukarıdaki dörtlük için Halim Karatekin'e teşekkür ederiz. 1976'da yazılan ve aslı bir hayli uzun olan çalışmanın bu sütuna sadece son dörtlüğü aktarılmıştır.

kosektas.net

Anasayfa

www.kosektas.net

 
Köşektaşlı resim sanatçısı Adnan YALIM tarafından çizilmiş bir tablodur.
Adnan bey`in tabloları; kim ne kadarını görebiliyorsa ona o kadar
görünen hayali bir dünya!

---------------------------------------------------------------------

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 21. BÖLÜM


Şairimiz, şiirimiz ve nesrimizle biz farklıyız, çünkü biz Köşektaşlıyız! 
Seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi'nin yazmakta olduğu, 46 bölümden
oluşan, "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizisinin 21. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ


17 Nisan 2015, Cuma - Şiirlerle Şenlendik, 21 - Abbas

Bekir Sıtkı Erdoğan askerin hasretini haykırırken, Cahit Sıtkı Tarancı akşamın olmasını dört gözle bekliyordu.

Askere gideni hem yâri, hem de anne-babası hasretle beklerdi. Kolay mı? Üreten bir kişi eksiliyordu o aileden; vatan borcu için. Bir yevmiye... Kışın çetin koşulları... Ayrılık...

Bir başkadır askerlik anıları… Yaşam boyu unutulmaz, unutulamaz. Artık günümüzde birçok insanın askerlik anıları da olmayacak. “Bedelli askerlik” diye yeni bir yasa çıkarıldı. Parası olan, hükümetin belirlediği ücreti yatırıyor bankaya ve alıyor terhis tezkeresini. Memleketin bekçiliğini artık yoksullar yapacak bu gidişle…

Kore Savaşına da gidenler olmuştu köyümüzden. İki kişinin gittiği kalmış aklımda. İsimlerini hatırlayamıyorum, ama bir tanesinin evleri, Münirlerin (Dündar) evlerinin hemen yukarı tarafındaydı galiba.

KARA GÖZLÜM EFKÂRLANMA GÜL GAYRİ

Kara gözlüm, efkârlanma gül gayri! 
İbibikler, öter ötmez ordayım. 
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayri! ' 
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. 

Ah çekerim resmine her bakışta! 
Bir mahzunluk var o boyun büküşte. 
Emin ol ki her sigara yakışta, 
Sanki duman tüter tütmez ordayım... 

Mor dağlara, karargâhlar kurulur; 
Eteğinde bölük bölük durulur... 
On dakika istirahat verilir; 
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım! .. 

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde; 
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda! 
Akşam olur, tepelerin ardında, 
Daha güneş batar batmaz ordayım... 

Aramıza dağlar girmiş koskoca! 
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce... 
Bir gün değil, beş gün değil, her gece, 
Yatağıma yatar yatmaz ordayım... 

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı, 
İki âşık, senelerdir bekleşti... 
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı; 
Vatan borcu biter bitmez ordayım!

ABBAS

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Ertelenmiş ve zamanında yaşanamamış yaşantılarla dolu hayatlarımız. Kimimiz imkânsızlık nedeniyle, kimimiz de gelecek kaygısıyla ertelemek zorunda kaldık bazı yaşayacaklarımızı. Yaşadıklarımız kadar, ertelediklerimiz de var her birimizin özel yaşamında.

(Devam edecek...)

 
Uyarı - HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek,
bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve
belgelerden yararlanılabilir!
 
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Şebeke: www.kosektas.net | İletişim: kosektas@kosektas.com | Son Güncelleme: 17 Nisan 2015
Çerçi Geldi



Çeşitli konularda sürekli yazılar yazan ve yazdığı bu yazıları Milliyet'teki blogu aracılığıyla paylaşan öğretmenimiz Hüseyin Seyfi'ye çocuksu ve masum duygularımızı kabartan bu yazısı için çok teşekkür ediyoruz.

kosektas.net

Ağustos sıcaklarında ne zaman ufuktan kalkan bir toz bulutu görsem, çocukluğumdan bir kare yakalarım. Kamyon hatırlarım, üstü çadırlı bir kamyon. Bazen uzakta bir hortum, şemsiye gibi yerden açılıp göğe savrulan bir toz bulutu. Ya da şehirden bir yolcu elinde bavulu ile, arka arkaya üç eşekli pazardan dönen. Bir çeşme şırıltısı başında yolcu yemeği yenilen.

İnsan, yaşı ilerleyince çocukluğuna çok dönüyor.  Bir gün batımı, bir gölge, uzaktan kalkan toz bulutu, iki üç damla yağmur alır götürür beni çocukluk yıllarıma.Kuzu güderim, çiğdem toplarım, nevruz koyarım samanlı defter sayfalarımın aralarına.

Toz bulutunun mayası mı olur?

Mayanın aslı öz değil mi? Bazen toprak, bazen çamur veya buluttan inen birkaç damla yağmur.

Deniz kıyısında yetişenin mayası, yosun kokusu ve deniz değil mi?

Bozkır insanının mayası da, dere, dağ, kır çeşmesi, söğüt, kavak ve sarı dikenler.

Tarihini ve kanalını pek hatırlayamayacağım, televizyonda bir belgesel seyretmiştim. Konuğun biri Adnan Binyazar, diğeri Gregoryan gibi hatırımda kalmış. İkisi de Diyarbakırlı ve onlarla ilgili belgesel. Çocukluklarının geçtiği yerleri görüntüler eşliğinde anlatmışlardı. Programda şu sözleri işittiğimi hatırlıyorum  onlardan;

”İnsanın çocukluğunun geçtiği yer, onun mayasıdır. Maya yedi, dokuz yaşına kadar tutar. O zamana kadar insan, hangi yörede kalmışsa, o yörenin özelliklerini taşır. Bizler yetmişine geldik, ama maya burada.” demişlerdi.

Her insan çocukluğunu özler. Bu özlem bazılarında az, bazılarında çok.

Yaşlılarla görüşmemde de aynı izlenimi ediniyorum.  Süleyman amca, doksanın içine girmişti. Aklı başında, hafızası yerindeydi. Bir gün ziyaretine gittiğimde,

“Be yavrum, yastığa başımı koyduğumda, gözümün önüne çocukluğum geliyor, bir film şeridi gibi alıp beni gidiyor.  Bu film, yedi yaşımdan tutturdu, beri tarafa doğru, yaşadığım son yıllara geliyor. Kuzu güttüklerim, döven sürdüklerim, değirmenlerde un öğüttüklerim, kıtlık günleri, savaşlı yokluklar, daha neler, hiç atlamıyor görüntü. Kopukluk yok. Tıpkı ikinci yaşam gibi. Belki  film bittiği an, arkasından ömür de bitecek.” dedi.

Bir başka yaşlı,

“Yaşlılık mı? Hiçbir anlamı yok. Emsallerin gitmiş, tek başına, anılarınla baş başa” diye yakınınca,

”Seni en çok etkileyen anın? " diye sordum .

“Anım mı?“ dedi. “Bir çerçiden aldığım bir avuç kırık leblebi ve üç keçi boynuzu” .

Nedenini sorduğumda,

“Ne zaman leblebi kokusu alsam, o günlere, çocukluğuma dönüyorum, nedenini bilemem o zamanın kıtlığından, yokluğundan  ve kıymetinden bir avuç kırık leblebinin” diye yanıtladı.

İşte, bir avuç leblebi ile üç kırık keçiboynuzu ve  birkaç damla yaz yağmuru alıp  götürüyor.

Hüseyin Seyfi


Çerçi: Eskiden, köy köy, mahalle mahalle dolaşarak, çerez türü yiyecekleri, tuhafiye türü eşyaları para ya da değiş tokuş karşılığı satan gezgin esnaf.

İlk kez 4. Kasım 2012, Pazar günü yayınlanmış bir yazıdır.