Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret534269
Köşektaş Albümü


Köşektaş'ın aşkına,
Deredeki taşkına,
Kimseler döndüremez,
Döndü gönül şaşkına.

"Köşektaş ve çevresi, bugüne dek, hiç bu kadar farklı açılardan görüntülenmemişti!" Özcan Antike

Köşektaş'ı çevreleyen tepelerden yamaçlara doğru, koyu yeşile bürünmüş doğa büyüsünü yansıtan fotografları görünce, insanın, Köşektaş ve çevresinde dolaşarak, Tasavvuf inancına göre, Tanrı'nın bir yansıması olan doğa ile iç içe olası geliyor.

Özcan Antike'ye, her yılın her mevsimi çektiği fotograflarla, "Köşektaş Albümü"ne katmış olduğu zenginlik ve renklilikten dolayı teşekkür ederiz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Anasayfa

ww.kosektas.net

 "Neden yürümek için ayaklarım olsun ki, uçmak için kanatlarım var!"



“Ben hiç rüyalarımın resmini yapmadım, kendi gerçekliğimin resmini yaptım.”
Frida Kahlo

 

Bir yıldır hastayım. 
Omurgamdan yedi ameliyat geçirdim. Doktor Farill beni kurtardı. Beni hayatın neşesine kazandırdı. 

Hâlâ tekerlekli sandalyedeyim 
ve yakında yeniden yürüyebilecek miyim bilmiyorum.

Alçıdan bir korsem var,
inanılmaz bir başbelası olsa da, omurgama yardımcı oluyor.

Hiç acı hissetmiyorum. 
Sadece şu inanılmaz bir yorgunluk ve doğal olarak kimi zaman da ümitsizlik. 

Hiçbir kelimenin tarif edemediği bir ümitsizlik. Hâlâ yaşamaya hevesliyim. 

Yeniden resim yapmaya başladım. Doktor Farill’e vermek için bütün sevgimle üstünde çalıştığım küçük bir resim.

BABAMIN ELİNDE ÜÇ PİLLİ FENER


HÜSEYİN SEYFİ

Bize gönderdiği bu çiçekle her göze görünmeyen bahçemizi
süslemiş olan öğretmenimiz Hüseyin Seyfi'ye
çok teşekkür ederiz!
kosektas.net

Zeki Müren - Akşam Olur Gizli Gizli Ağlarım
Muazzez Türing - Geçti Dost Kervanı
 Aliye Akkılıç - A Kızım Sana Potin Alayım
Hacı Taşan - Bugün Ayın Işığı
A. Gazi Ayhan - Dayımın Oğluna Mektup
Nezahat Bayram - Kara Tren
Saniye Can - Bir Dalda İki Kiraz

18 Nisan 2019, Perşembe

Babamın Elinde Üç Pilli Fener l Hüseyin Seyfi

Çocukluğumun köyünde şapalama karı hiç sevmezdim. Vıcık vıcık yapardı her yeri. Çamur belimize çıkardı yürüdükçe. Geceleri ay ışığı da olsa görünmezdi çamurlu gölekler. Basardık bilmeden çamur deryasına ve çorabımıza işlerdi çamur. Çünkü elektrik yoktu köyde. Yollara asfalt değil, kum bile dökülmezdi. Adını taşlardan alan Köşektaş sokakları yazın toz, kışın çamur içinde kalırdı.

(Parantez içinde Mahmut Makal ve Fakir Baykurt’u anmadan edemeyeceğim. Köyü, köylüyü onlar getirdiler ortaya, değilse kimsenin umurunda değildi aydınlık.)

Bu gün düşündüğümde, “dağlardan çıkan o güzelim taşlarla sokaklar, yollar, en azından çeşme başları döşenemez miydi?” Sorusunu sorsam büyüklerimize haksızlık ederim korkusu sarıyor içimi.

“Şartlar” diyorum kendi kendime, o günün hem maddi hem de düşünebilme becerisi. Hepsini özlem ve rahmetle anıyorum.

Elektrik yoktu. Geceleri el lambası ile dolaşılırdı. Delikanlıların elinde pille çalışan birer el feneri. İki pilli, üç pilli. Tut elinle, ışıtsın ışıtabildiği kadar; duvara tut, sevdiğin kızın penceresine veya  dağlara tut, güven el fenerine dolaş, dolaşabildiğin kadar gecenin ayazında.

Henüz ilkokul dördüncü sınıftayım. Babam Almanya’da. Bir gün, elimde kurşun kalem,  oturdum tandırın başına mektup yazdım babama. İyisinden bir el feneri istedim Almanya’dan üç pilli. Aradan yirmi gün ya geçti, ya geçmedi gece çat kapı çalındı. Açtık baktık babam! Ne ağlayacağımızı bildik ne güleceğimizi. Dışarıda diz boyu kar. Her taraf bembeyaz. Babamın elinde üç pilli el feneri. Fenerin sırtında kırmızı, küçük bir cam yanıp yanıp sönüyor trafik lambası gibi. Babam, elime feneri tutuşturdu, doğru konağa.

Elimde fener, yerde yumuşak kar, üstünde ben. Hoplaya zıplaya hızla konağın kapısını açtım. “Babam geldi” der demez konakta bulunan herkes ayağa fırlayıp bizim evin yolunu tuttu. Eve vardık. Anam yere döşekleri çoktan sermişti gelen misafirlerin oturması için. Soba yanıyordu. Tokalaşıldı, kucaklaşıldı özlemle. Babam gelenlere sigara tuttu, Alman sigarası. Biraz sonra tütün kokusu odayı doldurdu. Ama kimse  rahatsız olmadı. O zaman tütünler güzel kokardı. Doğal olduğundan belki. Çaylar içildi, sohbet edildi. Almanya soruldu. Anlattı babam Almanya’yı. İş koşullarından, çalışmanın güçlüğünden zorluğundan. “Kuluz, köleyiz, patates ve makarna yemeklerimiz, değilse adam gibi yaşasan para pul artmaz orada” dedi. Misafirler ayrıldı. Sıra sürprizin büyüğüne gelmişti. Bavul açıldı, bavuldan kırmızı bir radyo çıktı. Ne harika şeydi. Kehribar gibi tuşları vardı ve deri kaplamaydı radyo. Arkasından bir de masa saati.  Hiç aklımdan çıkmadı, üzerinde fosforlu mavi yazı ile “Peter” yazıyordu saaatin. Ya radyoya ne demeli? O radyo ile çok bağa gittik, bağ belledik. Sanki radyo yardımcımızdı ya da arkadaşımız.

Sabahın gün doğumu ile türkülerle kapı süpüren kadınlar. Muazzez Türing, Selahattin Erorhan, Hacı Taşan, Nuri Sesigüzel, Ahmet Gazi Ayhan, Nezahat Bayram, Saniye Can, Aliye Akkılıç,  Zeki Müren, Nurettin Dadaloğlu ve diğerleri. Bunlardan birine bir şey olsa sanki bir yakınımız gibi üzülecektik.

…“Yaşamın tadı tuzu vardı” cümlesini kullanmak “eskiliği” işaret etse de nostalji güzel şey. Nostalji olmasa efkar da olmaz. Ara sıra efkarlanmak, stres dağıtır. Kimine göre efkarın adı stres. Bana göre değil, yeter ki, efkarlanmasını bil!

Şimdi, radyonun, ya da babamın üç pilli fenerinin ne önemi var. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü çok kullanır oldum.

Yokluğu gören yaşlılar, “aman be, eski yıllar sıkıntılıydı, Allah bir daha o yılları göstermesin, şimdilerde rahatlık var…eskinin neresi iyiydi?” diyorlar. Bizler uzun boylu yokluk görmedik. Belki de eskiye özlem bu yüzden.

Haydi, eskici geldi eskici…

Daha çook eskilerim var taliplilerine.

Hüseyin Seyfi.


Arşiv - Ekleme Tarihi: 2011-12-27, 17:13:27

 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 18 Nisan 2019

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
20. yüzyılın başta gelen bilim felsefecisi Karl Popper 1973 yılında Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta "anlamlılığın anlamı nedir?" (what is the meaning of "meaning"?) sorusunu irdelemekteydi. Popper, insanı insan yapan, adına “dil” dediğimiz çok yönlü ve karmaşık mekanizmanın niteliğini ve günlük yaşamdaki işlevliliğini, kendi bünyesindeki dilbilgisi, sesbilgisi, sözdizimi, anlamlılık (semantik) yapılarıyla, somut ve şeffaf matematik - fizik işlemleri gibi, bir yandan saat gibi tık tık çalışan düzenli bir sisteme, öte yandan, algılanması güç soyut ve bulanık kara bulutlara benzetiyordu. Başlığı “Dil, bir saat ve karabulutdur” şeklinde olan konferansını, “Tüm fizik ve matematikçiler dilbilimci olma özlemindedir. Her dilbilimci de fizikçi veya matematikçi olma özlemindedir” (!) sözüyle konuşmasını bitiriyordu.
23.02.2013
Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor. Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.
11.05.2012
Komposto - Kullanılan sözcük kendi dilinden olmayınca, ne olduğunu öğrenmek için ne zor durumlara düşülmüş. Hastalanmış bir kadını kocası, Kayseri’ye doktora götürmüş. Bakımsız olduğundan iyi beslenmesi gerekir olmalı ki doktor; yazdığı diğer ilaçların yanında, “Süt içecek, pirzola, komposto yiyecek,” diye öğütte bulunmuş. Süt, bilinen süt. Pirzola da “eyağ” kemiği, onu da biliyor.
17.04.2012
Geçen hafta, 31 Mart 2012 Cumartesi günü, Brüksel’de, Köşektaşlı Muhterem Fidan ile Bayram Fidan’ın kızı Nurdan’ın düğünündeydik. Avrupa‘nın dört bir yanından kalkıp düğüne gelmiş Köşektaşlılarla sohbet ederken, Yusuf Şeref, salonun giriş kapısını işaret ederek, „Bakın, bakın kim geliyor? dedi. Hepimiz birden başımızı o yöne çevirdik, ancak şaşırmadık. Şaşırmadık, çünkü gelen Oğuz Akdemir’di ve orada bulunan herkes biliyordu ki, her kim, her ne zaman, Avrupa'nın her neresinde olursa olsun, Oğuz Akdemir‘le karşılaşabilirdi.
06.04.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Günlerden 14 Mayıs 2011 Cumartesi. Pırıl pırıl ve masmavi bir gökyüzü. Her şeyiyle çok iyi tertip edilmiş bir tur. Manzara kelimelerle tarif edilemeyecek bir muhteşemlikte. İnsan etraftaki güzelliği seyredeyim derken, yüyüyüş istikamatini gösteren işaretleri takip edemiyor. Yürüme müptelası birisi için kolay ele geçmez bir fırsat. Parkur 42 km uzunluğunda ve oldukça sert. İdmanllı olmayan birisinin bu parkuru yürümesi imkansız. Aslında genç ve kondisyonlu insanların yürüyebileceği bir parkur ama yetmişini aşmış insan sayısı da oldukça fazla.
14.03.2012
Anlatılır: İki komşu kadın, önce “davlaşmışlar” sonra da saç saça, baş başa kavga ederek birbirini dövüp giysilerini yırtmışlar. En çok dövülen o olmalı ki, akşam eve gelen kocasına olanı biteni, bire bin katıp, ağlayarak anlatmış. Onu döven kadın kesinlikle mahkemeye verilecek, hapislerde çürütülecek. Adam çaresiz. Sabah erkenden kalkıp komşu kadını mahkemeye vermek için Hacıbektaş’a gitmiş. Günün her saatinde, yarı sarhoş durumdayken bile “muska” yazan Ali Hoca`nın arzuhalci dükkanına varmış.
14.03.2012


Şiir Tanıtım Köşesi

 Sözcükleri, imgeleri ve kelimeleri, ipe dizer gibi dile dizmenin; öfkeyi, korkuyu ve karanlığı, yerden yere vururcasına hırpalamanın; aklı, ışığı ve sevgiyi, göklere çıkarırcasına yüceltmenin baş yapıtı bu şiiri siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net


Verdiğin İkrar

Sermayen sevgidir, silahın bilim
Niçin var edildin ey insanoğlu?
İnkâr etme beni, lâl olur dilin
Kazınmış künyeme Ehlibeyt Yolu.

Evrenden insana akan şiirdir
Süzüle süzüle yayılan ışık;
Hak, Muhammed, Ali üçü de birdir
Sevgide cömert ol, sözde barışık.

Gelse de başına bin türlü bela
Nedeni sensindir, ara özünde,
Zalime isyandır kanlı Kerbela
Mazlum anlam bulur yüce tözünde.

Gerçekler her yerde bir çığlık atar
Ve duyulmak ister gönüldeki ses,
Yaşama yön verir, anlamlar katar
Ahmet Yeseviyle tümleşen nefes.

İsyan etme her dem, barış kendinle
İrfan al, aydınlan Hacıbektaş’tan,
Dostluk kuramazsan her ötekinle
Boşa medet umma Kâbe ve Haçtan.

Hak yolunu korkularla kuşatma
Bil ki korku zulüm saçan kılıçtır,
Gül at düşmanına, sakın taş atma
Ölmeden öldüren öfke ve hınçtır.

Bal eyle acını, kinini sakla
Söyleyen sendendir, senin bir parçan,
Arpa boyu yol alınmaz yasakla
Vazgeçemem Şah’ımdan der Pir Sultan. 

Haram yoksulun da helal seninse
Paylaşımda bir haksızlık var demek,
Kölesi olduğun salt bedeninse
Yalan dünya yine bize “dâr” demek.

Varlıkta birliktir, birlikte varlık
Yol gösteren beden değil akıldır;
Karanlığa ışık tutan her kılık
Beden ve aklıyla zaten Hakkındır. 

Hayat bir gemidir, dümeni sende
Umman gizem dolu yönler davetkâr,
Renk ararsan eğer saçta ve tende
Yapışır yakana verdiğin ikrar.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ