• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam110
Toplam Ziyaret441708
Köşektaş Hikayeleri


Yazıya yansıtılan hikayelerin eğlendirici niteliği yanında bir de bilgilendirici gücü olduğu herkesçe bilinen, tartışma kaldırmaz bir gerçektir. Aracı da, amacı da Köşektaş ve Köşektaşlılar olan Celalettin Ölgün hikayeleri, gerek yazım biçimiyle, gerek anlatım tarzıyla, gözlerimizi kendi öz benliğimize çevirmemizi, kendi kendimizle buluşmamızı sağlayan en kısa yoldur!

kosektas.net

PAŞALIK

Eski düğünlerin birçoğunda, sazantı yapma, oyun çıkarma adları altında, orta oyunu yapılırdı. Uzun boylu gençlerin içine girdikleri; deve donatılırdı. Bu düğünler, gelin, eşekçi, kalaycı, körükçü, kız kaçıran rollerini üstlenmiş delikanlıların özverileriyle yapılırdı. Deve, davul ya da tef eşliğine,  gelin  ile  damatın  akrabalarının evlerini dolaşır, evlerin önünde yatardı. Deve, ancak ev sahibinin uygun gördüğü armağan ile kalkardı. Sazantı oyununda, tümüyle doğaçlama konuşmalarla güncel olaylar işlenir, şakalar yapılırdı.       

Bu düğünlerin ilginç kişisi, bu adı nereden, nasıl aldı bilinmez, Alikkuzu imiş. Alikkuzu, düğünlerde: büyük zaferler kazanmış ordunun komutanı, paşa rolünü üstlenirmiş. Rol gereği yanında yaverleri, emir erleri bulunur, oyun sırasında: “Harp Divanı” kurdurur, izleyicilere ilginç cezalar verirmiş. Kimi ayaklarından asılır, kimi falakaya yatırılır, kimi de kağnı tekerine bağlanıp bırakılırmış.               

Böyle bir düğün ortamında; olçumluk yaparak herkese yalan yanlış bilgi vermesiyle bilinen; Atçı İbrahim, Alikkuzu’nun çıkardığı oyunu gerilerden izleyerek eğleniyormuş. Atçı, Alikkuzu’nun gözünden kaçmamış. Yaverlerine emir verip “Harp Divanına” getirtmiş. Bir sürü suçlamayla kurşuna dizilmesine karar  verilmiş. Atçı’nın ağzını açtırıp mantar tabancasını sıkarak cezayı yerine getirmiş. 

Derler ki; Atçı, ağzının ağrısından  günlerce yemek yemede sıkıntılar çekti. Alikkuzu da ortalıkta görünmedi.

Alikkuzu: Ali  Alkan, ölümü: 1981

Atçı: İbrahim Dündar, ölümü: 1964  

Sazantı: Orta oyunu

Olçumluk: Bilgiçlik

Anasayfa

www.kosektas.net  



Musa Kâzım Yalım - Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır.
Makam: Hüzzâm - Bestekâr: Yesari Asım Arsoy
Video - MKY Koleksiyonu, kosektas.net, 2010 ©
--------------------------------------------------------------

GEÇMİŞTEKİ YILLARI TAZELERMİŞÇESİNE

Yeryüzü hiçbir yerde Köşektaş’taki kadar uçsuz bucaksız değildir!
Oradaki düzlükler, pınarlar, çayırlar, bayırlar, koruluklar aklımda kaldığı gibi mi hâlâ, görmek istiyorum. Kırların havasını solumak, koca yolda yürümek, dere boylarında gezmek, kavaklıkların, harman yığınlarının gölgesinde oturmak istiyorum.

MUSA KÂZIM YALIM

11 Mayıs 2016, Çarşamba

Yeryüzü hiçbir yerde Köşektaş’taki kadar uçsuz bucaksız değildir!

Doğa sadece gökyüzünden ibaret değildir Köşektaş'ta. Gündüzün güneşli aydınlığında, gecenin lacivert atlasında uzanan o uçsuz bucaksız ova ile onun hemen arkasında yükselen heybetli Kırlangıç Dağı, daha bilinen adıyla Çatal Dağ, bir diğer adıyla Mor Dağ, Köşektaş insanına duygu yüklemiştir. Köşektaş insanının bu denli müziksever, şair ruhlu ve esinli olması, ancak oradaki doğal ortamla anlatılabilir. Kim nereden bakarsa baksın, doğanın Köşektaş’a çok cömert davranmış olduğunu görür. Düzenli doğanın insanı en etkileyici anlarından olan güneşin doğuşu da, batışı da benzersiz bir güzelliktedir orada. Aynı şekilde ayın doğuşu. Güneş’in Kaçkaç’ın başından doğuşuna, Kırlangıç Dağı’ndan batışına; dolunayın kıyın ardından yükselişine, herkes mutlaka tanıklık etmeli.

       
   

Abdullah HocaAkif Hoca

Koca bir ömrü ut çalarak, şarkı söyleyerek geçirmiş biri olarak, sayısız anılarım var. Bunların büyük bir kısmını yazıya aktardım. Ancak, hafızamda kalmış ama henüz yazıya aktaramamış olduğum anılarımın sayısı da bir hayli fazla.

Yaşı ve aklı yetenler, o yılları iyi bilirler. 1960’lı yıllarda Köşektaş, bugünkünün aksine, çok daha kalabalıktı. İnsanlarla doldup taşan köy odalarında, insanı usandırmayan, koyu ve seviyeyli sohbetler yapılırdı. Aynı yıllarda ut çalmak için çok sık uğradığım mekanlardan bir tanesi, Köşektaş Kayasının dibi, Mehmet Özdoğan’ın marangozhanesinin doğu cephesiydi.

             
Kâzım HocaRüstem Hoca

O yıllarda Akif Hoca, Abdullah Hoca ile Rüstem Hoca, bana çok sık uğrar, felsefe ağırlıklı ve nitelikli sohbetler yapardık. Yapmış olduğumuz bu sohbetler sonrası, ortaya bir sessizlik çöktüğünde, umutlu bir beklentinin heyecanıyla gözüme bakıp, ut çalmamı ve şarkı söylememi beklerlerdi. Onları kıramaz, Selahâttin Pınar’dan, Yesari Asım Arsoy’dan, Semahat Özdenses’den, Hüseyin Coşkuner‘den şarkılar söylerdim. Beni dinledikten sonra mest olduklarını, dinlendiklerini söylerlerdi. Hatta Akif Hoca, bana her defasında, “Beni dilhun(*) ediyorsun, Kâzım!” derdi. Hepsi de çok duygulu, çok içli insanlardı. Akif Hoca ile Abdullah Hoca’nın, bana her gelişlerinde, mutlaka çalıp söylememi istedikleri bir şarkı vardı. İşte o şarkı, Yesari Asım Arsoy’un bestelemiş olduğu “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır.” adlı şarkıydı. Akif Hoca da, Abdullah Hoca da, bestekârın bu şarkıdaki muhatabının, bir kadın, bir sevgili değil, evren ile onun yaratıcısı olduğunu söylerdi. Seçkin bestekâr Yesari Asım Arsoy’un bu şarkıda, “Ben bu evrene de, içerdiği her şeye de aşığım! Benim en büyük aşkım, bu evren ve onun yaratıcısıdır! (**)” demek istediğini ısrarla dile getirirlerdi. Daha sonra yapılan birçok araştırmada onların bu gözlemini doğrulayan kanıtlara ulaşıldı. İletişim kanallarının henüz gelişmemiş olduğu o yıllarda böylesi bir gözlemi nasıl edinmişlerdi, hâlâ merak ederim. Şöyle bir düşünüldüğünde aşk, gerçekten kutsal bir sevidir. Onu sadece, gerçekten hakedene vermeliyiz! Onu, ona uygun olan, ona yaraşır olan seviyede tutmalıyız!



      

Yusuf SeyfiSelim Şahman

Ut çalmak, şarkı söylemek amacıyla çok sık uğradığım bir başka mekan da, müzik, doğa ve zamanla bütünleşmeyi bilmiş gönüllerin buluştuğu Gumbaz’ın Ali’nin odasıydı. Ta gençlik yıllarımda o odaya çok sık uğrar, orada toplanan müziksever köy halkına ut çalar, şarkılar söylerdim. O odada bulunmaktan, oradaki insanlarla birlikte olmaktan huzur duyar, keyif alırdım. Bana bir insan gösterin ki, kendini dinleyenler karşısında sesinin yankılandığını duymaktan, dinleyenleri derinden etkilediğinin farkına varmaktan hoşnut olmasın...


Abdurrahman Koca


Oda sahibi Ali Uçar ile oda sakinleri Akif Cesur, Abdullah Çetin, Hacı Mehmet Yıldız, Yusuf Çelebi, Süleyman Çelebi, Mehmet Çelebi, Yusuf Seyfi, Abdurrahman Koca, Selim Şahman ve hatırlayamadığım daha birçok insan, ne kadar çalarsam çalayım, ne kadar söylersem söyleyeyim, yeter artık demezlerdi. Aynı odada bir yaz akşamı farkında olmadan dört saatin üzerinde durmaksızın ut çalmış, şarkı söylemiştim. Müzik sefası bitip de insanlar dağılmaya başlayınca, Mehmet Çelebi kulağıma eğilerek, “Kâzım, dört saati geçkin bir süre çaldın!” demişti. Anlaşılan o ki, o gün, o güzel ortamda, dinleyenler beni, ben de dinleyenleri coşturmuş, zaman su gibi akıp gitmiş, fakat ben farkına varamamıştım.



       

Ali UçarH. Mehmet Yıldız

Kelimelerle anlatmayı beceremediğimiz duygu ve düşüncelerimizi ancak tınılarla, seslerle, yani müzikle anlatabiliriz. Müzik, ruhu önce okşar, sonra sağaltır! Bu iri deyişteki gerçek, insanların kalplerindeki kiri ve pası müzikle arındırmasında yatmaktadır. Müzik dinleyen insanın yüreği kir ve pas tutmaz. Dahası müzik, sese biçim verir, devinim verir, dili geliştirir, diksiyonu düzgünleştirir! Müziğin olduğu yerde kin, kavga, suskunluk, miskinlik ve korku olmaz! Tüm bunların aksine, dostluk olur, muhabbet olur, cesaret olur, ışık olur, coşku olur, aşk olur!


(* ) Dilhun: Pek dertli olan; yüreği kan ağlayan.

(**) Yaratıcı: Her alandaki kadirliği ile hayranlık yaratan, üstün meziyetlerine gıpta edilen, eşi benzeri olmayan, en üst derecedeki varlık.

Anılar ve anlatı: Musa Kâzım Yalım l Yazıntılar ve bireşim: Lütfullah Çetin l 5 Nisan 2012.

Kâzım Hoca’mızın bir döneme ait olan anılarını içeren bu yazı, kendisinin anlatımı sırasında tutulan yazıntılar ve bu yazıntılara yapılan bireşim sonrası genişleyerek yukarıdaki halini almıştır! Fotograflarıyla bu yazıya zenginlik kazandırmış olan Özcan Antike, Necdet Şen ile Mehmet Erbil'e çok teşekkür ederiz! kosektas.net

 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 11 Mayıs 2016



Bir Bahar Önü

Köyümüzün seçkin öğretmeni Hüseyin SEYFİ'ye, yeni bir çalışmasından çıkarıp gönderdiği bir sayfalık bu tadımlık için, çok teşekkür ederiz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Elli altmış yıl öncesinden bir bahar önü

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

(Çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi)

ÇORUM KATLİAMINI UNUTMA / UNUTTURMA!!


Çorum Katliamı, 1980 yılı Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında, devlet destekli faşistlerin, Milönü Mahallesi'ne saldırmalarıyla başlamış, çoğu Alevi olmak üzere, onlarca yurttaşın ölümü ve yüzlercesinin yaralanmasıyla son bulmuştur!

KOSEKTAS.NET
KÖŞEKTAŞ KÖYÜ BİLGİSUNUM SAYFASI