• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam288
Toplam Ziyaret875687
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


 

 


KÖŞEKTAŞ SÖYLENCESİ

Lütfullah Çetin

Köşektaş Köyü, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla; vaktiyle ortasından şırıl şırıl pınarların aktığı söylenen bir bölgenin hemen tepebaşındadır. Ancak bölgenin günümüzdeki doğal bitki örtüsü tamamen bozkır görünümündedir. Bu bozkır görünümünün, vaktiyle bölgede geniş yer kaplayan ormanların yok olmasıyla oluştuğu anlatılır. Günümüzde bölge, Türkiye’nin orman açısından en yoksul bölgelerindendir. Ağaçlıklara ancak bölgeyi kuşatan alçak tepelerin alt kesimlerinde ve su boylarında rastlanır.

Eskiçağlarda taşımacılık, yük hayvanlarıyla yapıldığından, hem çok yavaş, hem çok pahalı, hem çok güç hem de çok tehlikeli bir işmiş. Her babayiğidin yapabileceği bir iş olmayan taşımacılık, bölge koşullarına en iyi şekilde uyum sağlamış hayvanlarla, korkusuz ve cesaretli insanlar tarafından yapılırmış.

Köşektaş’ta yıllardır anlatılagelen bir söylenceye göre, su ve yeşil zengini  Köşektaş’a yakın bu bölge, develeriyle taşımacılık yapan kimselere, tüccarlara, konaklama ve dinlenme bakımından, çok cazip gelirmiş.

Bir gün, bir tüccar yüklü deve kervanıyla uzun bir yolculuğa çıkmış. Saatlerce yol aldıktan sonra Köşektaş’ın altbaşındaki pınarlı, suyu bol alana varmış. Hem kendisi hem de develeri aç, susuz, yorgun ve uykusuzmuş. Develeri yemleyip suladıktan sonra kendi karnını doyurmuş, su içmiş, namazını kılmış ve kısa bir uykuya dalmış. Uyandığında, yolculuğun uzunluğunu düşünerek develerin yem ve su tedarikini yeniden yapmış. Tam yola koyulacakken, bir deve ile yavrusunun kervanda olmadığını fark etmiş.

Zaman kaybetmeden aramaya başlamış. Dağ dememiş, taş dememiş, dere tepe dolaşmış ama izlerine rastlayamamış. Sanki yer yarılmış da deve ile yavrusu içine karışmış. Umudunu yitiren tüccar, sonunda olduğu yere çökmüş, ellerini göğe açmış ve kervanı terk eden deve ile yavrusunun bulundukları yerde taşa dönüşmesini dilemiş. Tüccarın bu dileği Tanrı katında kabul görmüş olmalı ki; deve ile yavrusu o anda oldukları yerde taş kesilivermişler.

Bilgi: Yıllardır anlatılagelen ve herkes tarafından bilinen bu söylence Lütfullah Çetin tarafından yazıya yansıtılmıştır.


Kervan: Bir yerden bir yere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı.
Tüccar: Ticaret yapan, ticaretle uğraşan kimse; tacir.
Söylence: Hayali hikaye.
Köşek: Deve yavrusu.


 

 

 

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!


0 Yorum - Yorum Yaz
19 Mayıs

Portre
MKY

19 Mayıs’ın Anlamı, Önemi ve Bugünün Toplumsal Duyarsızlığı


19 Mayıs, bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle.

Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir.

🔘 Duyarsızlığın Kaynağı: Toplumsal Baskı ve “Ne Gerek Var” Kültürü

Günümüz gençliği, çoğu zaman “ne gerek var”, “boş ver”, “karışma”, “başını belaya sokma” gibi söylemlerle çevrelenmiş bir kültürel atmosferde büyüyor. Bu atmosfer, bireyin toplumsal meseleler karşısında sorumluluk hissetmesini değil, geri çekilmesini teşvik ediyor. Böylece gençler, potansiyellerini toplumsal dönüşüm için kullanmak yerine, kendilerini korumaya odaklanan bir sessizliğe itiliyor.

Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; çevre baskısının ve toplumsal normların ürettiği bir davranış biçimi. Gençlerin sorgulama, eleştirme ve yenilik arama kapasitesi, çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “tehlike” olarak etiketleniyor. Oysa 19 Mayıs’ın ruhu tam da bu sorgulama cesaretinde saklıdır.

🔘 Kültürel İklim ve Değerler Üzerindeki Baskı

Toplumun bazı kesimlerinde uzun yıllardır güçlenen muhafazakâr ve din merkezli söylemler, kamusal alanın nasıl algılandığını da dönüştürdü. Bu dönüşüm, kimi zaman gençliğin dinamizmini, yaratıcılığını ve özgür düşünme kapasitesini gölgeleyen bir davranış kalıbı üretti:
Toplumsal meselelerden uzak durmak, eleştirel düşünceyi geri plana itmek ve bireysel sorumluluğu yalnızca kişisel ahlak çerçevesine indirgemek.

Bu durum, 19 Mayıs’ın temsil ettiği kamusal sorumluluk, toplumsal dayanışma ve özgür yurttaşlık bilincinin zayıflamasına yol açıyor. Gençlik, kendisine emanet edilen geleceği şekillendirmek yerine, çoğu zaman toplumun dayattığı dar bir çerçevede hareket etmeye zorlanıyor.

🔘 19 Mayıs’ın Bugüne Söylediği

Tüm bu süreçler, 19 Mayıs’ın anlamını daha da kritik hâle getiriyor. Çünkü 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil; toplumsal duyarlılığın yeniden inşası için bir çağrıdır.
Bugünün gençliğinin ihtiyacı, geçmişi tekrarlamak değil; geçmişin ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmektir. Bu da ancak:

➡️ sorgulayan,
➡️ katılan,
➡️ sorumluluk alan,
➡️ korkmadan düşünen,
➡️ toplumsal baskıya rağmen ses çıkarabilen

bir gençlik kültürüyle mümkündür.

19 Mayıs’ın gerçek mirası, gençlere “itaat etmeyi” değil, kendi akıllarıyla düşünmeyi, kendi vicdanlarıyla karar vermeyi ve kendi geleceklerini kurmayı öğretmesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası