Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam173
Toplam Ziyaret831166
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Fotograf destekçimiz Özcan Antike tarafından Nisan 2009'da çekilmiş bir Göllüpınar fotografı.
GÖLLÜPINAR
 Lütfullah Çetin

      Göllüpınarın taşına
             Bulgur serilir başına
                    Kimseler unutturamaz
                          Uğraşmasın boşuna...

                                           Soğuk suyun akışı
                                                   Serçelerin ötüşü
                                                         Gökyüzünde şenlikti
                                                              Leyleklerin uçuşu...

Hemen hemen yarım asıra yakın bir dönem ayrı kalmış olmasına rağmen, Göllüpınar ve etrafına olan sevgi bağını koparmamış olan Hayati Akdemir’e, çocukluk yıllarına ait anı ve hatıralarını, belirgin bir ruh yapısıyla yazıya yansıtıp, kendi çektiği iki fotograf ve kendi yazdığı ölçülü biçili bir şiirle de süslediği için çok teşekkür ederiz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


ÇOCUKLUĞUMUN GÖLLÜPINARI

 
Hayati Akdemir

Söylemek bile gereksiz. Yaşam için su, oksijenden sonra gelen, vazgeçilmesi imkansız bir maddedir. Temizlik ve arınmak için ise suyun önem ve vazgeçilmezliği anlatmakla bitmez.

Çocukluğumu yaşadığım yıllarda Köşektaş’ta su ihtiyacı, günümüzdeki gibi evlerdeki musluklardan akan suyla değil, çeşmelerden akan ve tüm köy halkının ortaklaşa kullandığı suyla giderilirdi. O yıllarda köy yerinde çeşme demek; hayat demek, şenlik demek, kalabalık demekti. İnsanlar, çeşmelerden akan suyla tüm ihtiyaçlarını giderdikleri gibi, zamanlarının büyük bir bölümünü de çeşme başında ve çevresinde geçirirlerdi...

Köyümüzün sol alt başında yeralan Göllüpınar, vaktiyle çok sayıda kavak, söğüt ve iğde ağaçları, envayi çeşit hayvan türü, temiz ve buz gibi soğuk suyu bulunan bir bölgededir. Esasında Göllüpınar bir çeşmedir. Yıllardır, “Evvelce yeraltından sızan suyun o bölgeye yakın bir yerde birikimiyle bir göl oluşmuş, adını bu gölden almış, birkaç defa yer değiştirdikten sonra şimdiki halini almış, senelerdir gece gündüz demeden, hiç azalmadan, aynı tempoyla akar.” diye anlatılagelir.

Mutluluk anlarımda, çocukluğumu geçirdiğim Göllüpınar ve çevresinde yaşadığım anı ve hatıralar önemli bir yer tutar. Çünkü hemen hemen tüm çocukluğum bu anı ve hatıralarla doludur. Bir başkaydı o zamanlar, çocukluğumun Göllüpınarı. Etrafı çöldeki vaha gibi yemyeşildi. Yücelerden esen rüzgarın vuruşuyla yaprakları âdeta danseden ince uzun kavaklar, serçe sürülerinin durmaksızın öterek şenlendirdiği söğüt ağaçları, dere boyu uzanan mis kokulu iğde ağaçları, leyleklerin kanatlarını açıp, gagalarını öne, bacaklarını da arkaya doğru uzatarak yaptıkları estetik uçuşlar, çığırtkan leylek yavrularının alt ve üst gagalarını birbirine vurarak çıkardıkları tempolu ve ahenkli sesler, kurbağaların gu vak vak sesleriyle şenlendirdikleri dereden duyulan su şırıltısı, harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı ağdalı ve ahenkli ses, Göllüpınar ve çevresine apayrı bir renk, apayrı bir neşe, apayrı bir gizem katardı...

   
 Fotograf: Hayati Akdemir  Fotograf: Hayati Akdemir

Irgatlık zamanı harmandan, tarladan, bağdan, bahçeden, yorgun argın, yayan yapıldak gelen köyümün çalışkan insanları, kendilerini Göllüpınar’a  zor atar, ellerini, yüzlerini yıkayıp serinledikten sonra evlerine giderlerdi. Yük hayvanları, koyun sürüleri, tavuklar, cücükler, bahçeler, Göllüpınar’ın suyuyla sulanırdı. Köyler arası yapılan futbol müsakabaları sonrası, kızgın yaz sıcağında top ve rakip kovalamaktan yorulmuş ve susamış köy gençleri, kana kana suyunu içerlerdi. Suyunu bir türlü paylaşamazlar, kıyasıya kavga ederlerdi, bahçe sulamak, halı, kilim, yün, çamaşır, unluk veya bulgurluk yıkamak için sırada bekleyenler. Çoluk çocuk ve hayvanlarıyla cinganlar gelir konar, çadır kurar, günler, hatta haftalarca kalırlardı başında. Cingan Cemal, Haydar usta ve iki eşi, sarı karıyla kara karı, vazgeçilmez misafirleriydi Göllüpınar’ın.


 
 Fotograf Özcan Antike Fotograf Özcan Antike

Biz çocuklar için en iyi günler, sıcak yaz günleriydi. Fırsat bulduğumuzda gündüzleri ince uzun havuzunda yıkanır, serinlerdik. Bizim için vazgeçilmez olan bir başka eğlence de, gölün kenarında oluşan çamurla çeşitli hayvan ve taşıt figürleri yapar, güneşte kuruturduk. Daha sonra ise, kuruduktan sonra sertleşen ve taşa dönen figürleri birbirleriyle vuruşturarak, türlü türlü oyunlar çıkartırdık...

Yaz akşamları aşağı mahallenin tüm kadınları çeşmenin başına iner; kimi buğday yıkar, kimi ocak çatar, kimi ateş yakar, kimi bulgur kaynatır, kimi bulgur taşlar, kimi bulgur kurutur, kimi bulgur çektirir, kimi bulgur setenletir ve böylece çeşmenin başı 24 saat boş kalmazdı. Bulgur işleri en az üç - dört hafta sürerdi. Analarımız sürekli orada bulgur işleriyle uğraştıklarından, biz çocuklar da orada yer, orada  içer, orada yatardık.

Akşamları çeşmenin başında oturur, Topal Süllü’nün eşi Ayşe’nin anlattığı Cin Masalları’nı, Fati Karı’nın anlattığı Tek Göz Hikayeleri’ni dinlerdik. Hepimizin bir rüyası, bir hayali ve bir yıldızı vardı. Sanki bir cam fanusun içinde yaşardık. Ufkumuz o kadar dardı ki, gökyüzünü sadece Köşektaş’ın üstü ile sınırlı sanırdık. Bazen bir yıldız kayar ona dalar kalırdık, bazen dereden duyulan su şırıltısı, kurbağa sesleri, yılan ıslıkları, bir köpeğin ürüşü, içimizi ürpertir, usulca kalkar, serginin hemen yanıbaşına yapılmış yatağa girer, kapkaranlık gecede yaldızlı ve yıldızlı gökyüzünü seyreder ve sonra da uyurduk...

Sabahın erken saatlerinde ise, ya çeşmeden akan suyun şırıltısı,  ya yeni doğan güneşin saçtığı ışık ve sıcaklık, ya Topal Süllü’nün tuvaletinin üzerinde konaklayan çığırtkan leylek yavrularının çıkardığı tıkırtılar, ya harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı şıngırtı, ya kavak ve söğüt ağaçlarına konmuş kuşların koro şeklinde çıkardığı cıvıltılar ya da dere boyu uzanan iğde ağaçlarının etrafa saldığı o mis ve başdöndürücü kokuyla uyanırdık...

Göllüpınar etrafında serince,
Suyu akar, gölü vardır derince,
Açar çiçekleri bahar gelince,
Göllüpınar, rüyalarımın bahçesi... 
 
Bir yanı dere, bir yanı yoldur,
Her yanı yeşil, ağacı boldur,
Akarken suyu, testini doldur,
Göllüpınar, çocukluğumun çeşmesi...
 
Hayati Akdemir

Evvelce: Önceden, eskiden.

Vaha: Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı ve önemi suyun niceliğine bağlı olarak değişen tarım veya yerleşim bölgesi.

Irgatlık: Rençberlik, çalışma zamanı.

Harman: Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek taneleri başaklarından ayırma işnin yapıldığı yer, mekan, mevkii.

Ağdalı: Kolay bilinmeyen, anlaşılması güç.

Ahenkli: Uyumlu, düzenli, eğlenceli.

Yayan Yapıldak: Herhangi bir yere yaya olarak, yalın (çıplak) ayakla yürüyerek gitme.

Cücük: Civciv.

Cingan ( Halk Dili): Çingene.

Cingan Cemal: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Haydar Usta: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Sarı Karı: Haydar Usta’nın ilk eşi.

Kara Karı: Haydar Usta’nın ikinci eşi.

Ocak Çatmak: Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma gibi amaçlarla kullanılan yeri ateş yakmaya hazır duruma getirme eylemi.

Bulgur Setenletmek:

Fati Karı: Fati Çöl.

Topal Süllü: Süleyman Ceyhan.

Ayşe: Ayşe Ceyhan.

Cam Fanus: Çeşitli süs eşyalarını korumak için kullanılan yarım küre biçiminde cam kap.

Ürmek: Havlamak.





1 Yorum - Yorum Yaz
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün farklılık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün -3 Şubat 2026, Salı- vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın yukarıdaki görüntüsünün kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu karede onun varlığından geriye kalan ışığın saklı olduğuna inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026, Salı