Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret530929
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Şair Nedim Uçar

Köşektaşlı Şair Nedim Uçar

21 Ekim 2010, Café Segafredo, Darmstadt/Almanya
Haber: kosektas.net

Haber: kosektas.net


 Doç. Dr. Tamilla Abbashanlı

Söyleşi

Köşektaşlı Şair Yazar Nedim Uçar, 30 Aralık 2009 Çarşamba günü “Anadolu Diyarı” adlı TV programının canlı yayın konuğu oldu.

    Nedim Uçar

Vikipedi, Özgür Ansiklopedi


1945 Yılında Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Köşektaş Köyü’nde doğdu. Ankara Polis Koleji ve Polis Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne devam etti. Anadolu Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi’nden mineraller, kıymetli ve yarı kıymetli taşlar ve tarihi eserler konusunda uzmanlık belgeleri aldı. Görevi gereği çeşitli illerde çalıştı. 1994 yılından itibaren 1.Sınıf Emniyet Müdürü olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görevine devam etmiş, 2005 yılında Polis Başmüfettişi olarak görev yaparken emekliye ayrılmıştır.

Nedim Uçar ilk şiirlerini çocukluk yıllarında yazdı. İlahi aşkı, doğa ve insan sevgisini, gökyüzünün güzelliklerini ve güncel olayları konu aldı. Hece ölçüsünün pek çok çeşidini kullandı. Şair, şiirin evrensel bir dil ve bütün insanlığın, hatta kainatın ortak yapıtı olduğunu savunmaktadır.

Şair Nedim Uçar’ın şiirleri, yurt içinde ve yurt dışında basılan bir çok gazete, dergi, antoloji ve kitaplarda, ayrıca televizyon ve radyo programlarında yer aldı. Düzenlenen uluslararası, ulusal, kurumsal ve bölgesel nitelikli şiir, destan, hikâye, slogan, marş, güfte ve TSM dalındaki yarışmalarda 100’ün üzerinde derece ve ödül kazandı.

1993 yılında Dünya Sanat ve Kültür Akademisi’nin daveti üzerine Meksika, Amerika ve Kanada’da 14. Dünya Şairler Şölenine katıldı. 1994 yılında Şair Nedim Uçar’a Kaliforniya Üniversitesi WCP Akademi’since Çin Cumhuriyeti Taipei şehrinde Dünya Edebiyat Doktora diploması ve unvanı verilmiştir.

T.C. Milli eğitim Bakanlığının 1999 yılında komisyona hazırlattığı İlköğretim 8.Sınıf Türkçe kitabına Türkiye'm isimli şiiri ders konusu olarak girmiştir.

Nedim Uçar’ın şiirlerinden 200 tanesi Türk Sanat Müziği dalında, 2 tanesi Hafif Müzik dalında, 3 tanesi Çocuk Şarkıları dalında bestekarlarca bestelenmiş, ayrıca 5 şiiri de resmi marş olarak kabul edilmiştir. Ulusal ve uluslar arası düzenlenen şairler kongresi, seminer, sempozyum, bildiri ve şiir şölenlerine, radyo ve televizyon programlarına eserleriyle katılan şairin, 168 şiiri yabancı dile çevrilmiştir.

Şairin hayatı, kişiliği ve eserleri ile ilgili değişik üniversitelerce yirmi bir ayrı alanda tez hazırlanmıştır.

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’nda okullara tavsiyeli kitabı olan ve T.C. Kültür Bakanlığı’na bağlı kütüphanelerde kitapları bulunan Dr. Nedim Uçar’ın elinde kendisine ait 2000’in üzerinde şiir ve belgesel nitelikli kitap olabilecek dokümanlar mevcuttur.


  Lütfen dikkat!

Bu sitede yayınlanan kaynakların her hakkı saklıdır. Kopya edilerek çoğaltılamaz, başka bir sitede yayınlanamaz!

kosektas.net


  

 

Yorumlar - Yorum Yaz


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER