Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret525603
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şair Nedim Uçar

Köşektaşlı Şair Nedim Uçar

21 Ekim 2010, Café Segafredo, Darmstadt/Almanya
Haber: kosektas.net

Haber: kosektas.net


 Doç. Dr. Tamilla Abbashanlı

Söyleşi

Köşektaşlı Şair Yazar Nedim Uçar, 30 Aralık 2009 Çarşamba günü “Anadolu Diyarı” adlı TV programının canlı yayın konuğu oldu.

    Nedim Uçar

Vikipedi, Özgür Ansiklopedi


1945 Yılında Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Köşektaş Köyü’nde doğdu. Ankara Polis Koleji ve Polis Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne devam etti. Anadolu Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi’nden mineraller, kıymetli ve yarı kıymetli taşlar ve tarihi eserler konusunda uzmanlık belgeleri aldı. Görevi gereği çeşitli illerde çalıştı. 1994 yılından itibaren 1.Sınıf Emniyet Müdürü olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görevine devam etmiş, 2005 yılında Polis Başmüfettişi olarak görev yaparken emekliye ayrılmıştır.

Nedim Uçar ilk şiirlerini çocukluk yıllarında yazdı. İlahi aşkı, doğa ve insan sevgisini, gökyüzünün güzelliklerini ve güncel olayları konu aldı. Hece ölçüsünün pek çok çeşidini kullandı. Şair, şiirin evrensel bir dil ve bütün insanlığın, hatta kainatın ortak yapıtı olduğunu savunmaktadır.

Şair Nedim Uçar’ın şiirleri, yurt içinde ve yurt dışında basılan bir çok gazete, dergi, antoloji ve kitaplarda, ayrıca televizyon ve radyo programlarında yer aldı. Düzenlenen uluslararası, ulusal, kurumsal ve bölgesel nitelikli şiir, destan, hikâye, slogan, marş, güfte ve TSM dalındaki yarışmalarda 100’ün üzerinde derece ve ödül kazandı.

1993 yılında Dünya Sanat ve Kültür Akademisi’nin daveti üzerine Meksika, Amerika ve Kanada’da 14. Dünya Şairler Şölenine katıldı. 1994 yılında Şair Nedim Uçar’a Kaliforniya Üniversitesi WCP Akademi’since Çin Cumhuriyeti Taipei şehrinde Dünya Edebiyat Doktora diploması ve unvanı verilmiştir.

T.C. Milli eğitim Bakanlığının 1999 yılında komisyona hazırlattığı İlköğretim 8.Sınıf Türkçe kitabına Türkiye'm isimli şiiri ders konusu olarak girmiştir.

Nedim Uçar’ın şiirlerinden 200 tanesi Türk Sanat Müziği dalında, 2 tanesi Hafif Müzik dalında, 3 tanesi Çocuk Şarkıları dalında bestekarlarca bestelenmiş, ayrıca 5 şiiri de resmi marş olarak kabul edilmiştir. Ulusal ve uluslar arası düzenlenen şairler kongresi, seminer, sempozyum, bildiri ve şiir şölenlerine, radyo ve televizyon programlarına eserleriyle katılan şairin, 168 şiiri yabancı dile çevrilmiştir.

Şairin hayatı, kişiliği ve eserleri ile ilgili değişik üniversitelerce yirmi bir ayrı alanda tez hazırlanmıştır.

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’nda okullara tavsiyeli kitabı olan ve T.C. Kültür Bakanlığı’na bağlı kütüphanelerde kitapları bulunan Dr. Nedim Uçar’ın elinde kendisine ait 2000’in üzerinde şiir ve belgesel nitelikli kitap olabilecek dokümanlar mevcuttur.


  Lütfen dikkat!

Bu sitede yayınlanan kaynakların her hakkı saklıdır. Kopya edilerek çoğaltılamaz, başka bir sitede yayınlanamaz!

kosektas.net


  

 

Yorumlar - Yorum Yaz


Sanat ve Zevk

Çetin ALTAN

Şayet Yakındoğu toplumlarında, sanat dalları kısıtlı olmasaydı, bugün okullardan resmi dairelere kadar her yerde, toplumun yetiştirmiş olduğu ressamların yapıtları, genç kuşaklara sanatın büyüsünü anlatacaktı.

Yakındoğu toplumlarının geçmişlerinde resim, yontu, tekke dışı müzik ve kadınların ortak yaşama karışmaları yasaklı olmasaydı, acaba bu toplumların bugünkü düzeyleri ne olurdu?

Sayısız müze, görkemli tiyatro yapıları, mermer anıtlar, müzikli lokaller, geniş bahçeler, düzenli konutlarla yüzyıllar içinde katmerlenmiş zengin bir sanat kültürünün toplumsal zevke yansıyan birikimi, şimdikinden çok değişik bir görüntü yaratırdı.

Bu toplumlar için sanatın en önemli sorun olduğuna hâlâ daha inanmak istemeyenler, sanatta yeterince gelişememişliğin şimdiye dek nelere mal olduğunu sezememiş olanlardır.

Doğru dürüst bir zevk birikiminden yoksunluk, toplumsal yaşamı hoyrat bir düzensizlik içinde yaşayan çapaçulluğun kasırgasıyla yamru yumru etmiştir.
Bu çirkinliğin nedenini sadece fakirliğe bağlamak doğru değildir.
Şayet toplumun özü, yüzlerce yılın resmi, yontusu, müziği, tiyatrosu ve romanıyla yoğrulmuş olsaydı, tek odalı konutların bile içinde bir su bardağına konmuş üç beş kır çiçeği bulunurdu.

Toplumsal zevk birikimi, bir anlamda, “boşluğu” yaşama en uygun biçimde kullanabilmek demektir.
Çanta, dolap, ev yerleştirmekten başlar, kent yerleşimine kadar uzanıp gider bu birikim.
Boşluğu böylesine kullanma, yüzyıllar içinde yüz binlerce ressam, yontucu, müzisyen, yazar, düşünür, bilimci, mimar yetiştirmiş olabilmekle olur ancak…

“Bir toplum için en önemli sorun sanattır” lafına dudak bükenler, yüzyıllar boyu sanatla yeterince yoğrulmamış bir insan malzemesinin, neyi ne kadar yapıp, neyi ne kadar yapamayacağını hiç düşünmemiş olanlardır.
Şayet Yakındoğu toplumlarında, sanat dalları kısıtlı olmasaydı, bugün okullardan resmi dairelere kadar her yerde, toplumun yetiştirmiş olduğu ressamların yapıtları, genç kuşaklara sanatın büyüsünü anlatacaktı.

İki yüzyıllık tiyatrolarda dört yüzyıllık klasikler oynanacaktı.
Herkes ana dilini çok daha zengin ve kıvrak kullanacaktı.

Sanatta toplumca kösteklenmiş olmak, toplumsal övüncü getirip sadece cengâverliğe düğümlenmiştir.
Fatih’le övünmek elbette güzeldir. Ama gönül isterdi ki Bellini ile de övünebilelim. Bizim de bir Leonardo’muz, bizim de bir Michelangelo’muz olsun…
Olabilirdi de…

Bunu vaktiyle ne engellemişse, hâlâ daha o koşullanmaları tam aşabilmiş değiliz… Sanatın ve sanatçıların toplumun can suyunu oluşturduğuna da bundan ötürü bir türlü tam inanamıyoruz…
Sofrada, su bardağı içinde bile olsa, bir demet kır çiçeğiyle duvarda iki iç açıcı peyzaja gerek duymadan yaşamaya alışmışlığın sonuçlarıdır bunlar…

Para fakirliği hepimizin yanıp yakıldığı konudur.
Zevk fakirliğinden yakınmak ise, kimsenin aklının ucuna bile gelmiyor.