• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam588
Toplam Ziyaret898589
Frankenstein
"Frankenstein"ı okumak için bilinmesi gereken her şey.

Videoyu rahat izlemek ve videodaki altyazıyı rahat okumak için video ekranını büyültünüz! Videodaki Türkçe altyazıyı etkinleştirmek için ayarlar düğmesine tıkladıktan sonra gözükecek olan dil seçenek listesinden Türkçe'yi seçiniz.

"Mary Shelley" tarafından yazılan ve ilk kez 1818'de yayınlanan "Frankenstein" yaratılış, hırs ve Tanrı’yı oynamanın sonuçlarını araştıran klasik bir roman. Roman, alışılmışın dışında bir bilimsel deneyde garip ama duyarlı bir yaratık yaratan genç bilim insanı Victor Frankenstein'ı konu alıyor. Roman, bilimsel gelişmelerin ahlaki ve etik sonuçlarını araştırıyor ve insan ile canavar arasındaki sınırları sorguluyor.

"Frankenstein", Robert Walton adlı bir Arktik kaşifin mektupları aracılığıyla sunulan, anlatı içinde anlatı olarak ortaya çıkıyor. Walton, trajik hikayesini paylaşan Victor Frankenstein'la karşılaşıyor.

Zeki ama hırslı bir bilim insanı olan Victor, bir deney yoluyla vücut parçalarını bir araya getirip canlandırarak bir yaratık yaratıyor. Ancak, yarattığı yaratığın görünümünden dehşete düşen Victor, onu terk ediyor. Reddedilen ve izole olan yaratık, kendi varlığıyla boğuşuyor ve sonunda intikam peşinde koşuyor.

Hikaye ilerledikçe Victor, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşiyor. Arkadaşlık arayan yaratık, zulüm ve ötelenmeyle karşılaşıyor ve insanlığa olan kırgınlığını körüklüyor, Victor'un yakınlarının ölümüne yol açan bir dizi trajik olay meydana geliyor.

Roman bilimsel sorumluluk, bilgi arayışı ve yaratılışın ahlaki sonuçları konularını ele alıyor. Toplumsal normlara meydan okuyor ve yaratıcı ile yaratım arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırıyor. "Frankenstein", bilimsel yeniliğin etik sınırları ve toplumsal reddedilmenin bireyin üzerindeki etkisi üzerine düşünmeye teşvik ediyor.

Yaratığın ahlaki gelişimi ana tema haline geliyor. Doğası gereği mi kötü niyetli, yoksa kötü niyetliliği toplumsal reddedilmeden mi kaynaklanıyor? Shelley, kendi zamanında yaygın olan determinist görüşlere meydan okuyarak, çevrenin ve beslenmenin bireyin karakteri üzerindeki etkisine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Hem Victor hem de yaratık derin bir izolasyon yaşıyor. Victor bilimsel çabalarını sürdürmek için kendini izole ediyor ve bu durum onun fiziksel ve duygusal açıdan gerilemesine yol açıyor. Toplum tarafından ötelenen ve izole olan yaratık şiddete yöneliyor. Shelley, izolasyonun umutsuzluğa ve düşmanlığa yol açtığını öne sürüyor.

Yaratığın görünümü ve toplumun onu ötelemesi Shelley'nin bilinmeyene ya da 'öteki'ne duyulan korku hakkındaki yorumunu yansıtıyor. Roman, okuyucuları önyargının sonuçlarını ve dış görünüşe göre yargılamanın sonuçlarını düşünmeye davet ediyor.

Walton'un mektupları ve Victor'un anlatımı dahil olmak üzere birden fazla anlatının kullanılması hikaye anlatımına katmanlar katıyor. Olaylara farklı bakış açılarına olanak tanıyor, öznelliği ve tekil anlatıların güvenilmezliğini vurguluyor.

"Frankenstein", bilimsel gelişmelerdeki etik ikilemleri keşfetmesi ve insanlığın durumu hakkında gündeme getirdiği kalıcı sorular nedeniyle güncelliğini koruyor. Shelley'nin çalışması, okuyucularda yankı uyandırmaya devam eden, bilimsel ve ahlaki seçimlerin sonuçları üzerine eleştirel düşünmeye davet eden, uyarıcı bir hikaye görevi görüyor.

Britannica l English Literature

Şiirlerle Şenlendik - 24 Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 24. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 24. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

14 Mayıs 2015, Perşembe

Şiirlerle Şenlendik, 24 - Yorumsuz

 

I

Yaprağını dökmeyen zeytin ağacı. 

Çıplağım, üşüyorum

kıvrılmış kalmışım kaldırım kenarında

Soludukça soluklarım donuyor

saçlarım uyanıyor

kirpiklerim yıkılıyor yerlere

düşteyim şimdi…

II

Bir ateş yakıyorum:  

Yalımları yüzlerimi yalıyor 

kıvranan dilleriyle,

ateşlerin en güzeli

közleri ve külleriyle.

Sonra bir kadın.

Saçları bulut, yüzleri Güneş,

gelip karşımda duruyor

İçimde buzlar eriyor!

doya doya uyuyorum.      

III 

Uyanıyorum: 

Mermer serinliğinde bir seher! 

Yapraklar ıslak

topraklar ıslak,                    

ellerim cebimde

çaldığım ıslık... 

Arkadaş ayartan      

meydan okuyan,   

yalnızlığı şakıyan

gagası kınalı bir kuş       

ötüyor çalı dalında. 

Köpekler kendi halinde

kediler kuşkulu...  

sele veririm,

Buram buram buğulu

burcu burcu kokulu;

nar gibi kızarmış ekmek

en büyük sevda sensin.

İki yudum su

bir lokmana denk değil,     

renginden gayrısı renk değil:

Açlıktan kıvranırken,    

kazınırken karnım şimdi. 

V

Ahh!

Şu fırında çırak olsam:

Sıcağa yakın

soğuğa ırak olsam

Isınsam bir.

VI      

Bin babalı bir bebeyim abiler,

yetimlerin yetimiyim yaralı.

Ak bir kundağa sarılı

cami kapısında bulunmuşum;

ezan sesiyle ağlayan benim

günde beş vakit.

VII

Adıma piç derler: 

Başımı yere 

eğer ölürüm,      

her gün bin kere          

doğar ölürüm;

yaşayamam abiler!         

Benim gibi bebeler  

nazar boncuğu bilmez:  

Göz değse de

söz değse de!

VIII

Annesiz, ninnisiz uydum,   

çam beşikte belenmeden büyüdüm, 

çocuk olamadım abiler! 

Oynayacak oyuncak

bulamadım abiler:    

Çember çeviremedim

uçurtma uçuramadım,

kanadı kırılmış kanar kuşumun:

Bir yanı yaralı

bir yanı yarım! 

IX

Ay doğmuş anam;

şavkı suda 

gün uykuda, sen nerdesin?

Ayva kokan sandığın nerde?

Nerde duvağın telin?

Ne kız oldun, ne gelin!

Dünya düzünde

beni dizinde

uyutamadın,

güzel günlere büyütemedin.

Gün değdi

kavruluverdim,

yel esti

savruluverdim;

kurumuş yaprağım yerlerde şimdi!

Dalım kimdi, ağacım kimdi

unutmuşum uğrun uğrun uzakta!

X

 

Öyle bir yalnızım

öyle bir yalnızım ki

içim irkiliyor inceden.

Kan damlıyor goncadan

yaprak ürperiyor, üşüyor özüm.

XI

İki gözüm,

pınar sana, eş sana.

Ağla arkadaş mızıkam:

Sızılı sesinle ağla,

ağrılardan, acılardan

süzülü sesinle ağla.

Ben anamdan meme değil 

senden hüznü emdim geldim.

XII

Bayram gelmiş bayramlığım yok benim!

Dünya bana düğün değil,

horoz şekerleri şirin değil

havai fişekler şen değil…

Hacıyatmaz balonlar

süslenmiş salonlar

süslenmiş alanlar…

Ben sevinmeyince

bayram günü, gün değil.

XIII

Kuzu benim korkağım

karacayım, ürkeğim.

Atlarım uçurumdan

avcıdan korkup;

polisten, yargıçtan

savcıdan korkup

ele veririm kendimi.

Yele veririm

sele veririm,

yıkarım bendimi

çıkarım bir yere.

XIV

Orası köprü altında yatmaktır.

Barbut atmaktır

çöplükte çöplenmektir

poliste coplanmaktır;

kelepçe izidir

kilit sesidir

sübyan koğuşudur.

Duvarına yaslandığım,

ter döktüğüm demirine

sözüm ona uslandığım;

delilleri göre göre…

XV

N’olur bir kere

benim de görüşmecim gelse!

Bir yudum su

bir tadım tuz

bir lokma ekmek getirse!

mektup yazanım olsa,

selam salanım

selam alanım…

XVI

Ben bir bala bülbülüm,

kafeslere gerek yok

uçamam ki abiler!

Erken kırılmış dalım

kurumuş tomurcuğum

açamam ki abiler!

Acıdan uğunurum

yanarım göğünürüm,

tüterim duman duman

öterim garip garip:

Gurbette sılam için.

XVII

Bir gemi gelse,

beni limandan alsa

götürse Güneşine güneyin.

Kırmızı karpuz yarsam orda…

Muz koparsam sarı sarı dalından

nar çatlatsam daneleri dağılsa,

içimin hüznü sağılsa.

Yele verip yelkenimi

Akdeniz’in mavisinde arınsam.

Gökyüzünü yorgan edip sarınsam;

doğsam yeniden

yıldız yıldız sevdalı.

Not-1 İlk kez internette yayınlanan Ozan Telli’nin bu güzel şiiri, “Sanat Emeği” adlı aylık sanat-kültür dergisinin, Ağustos 1979 tarihli 18. Sayısından alınmıştır.

Not-2 Şiirde hiçbir noktalama işareti yoktur; noktalama işaretleri tarafımca düzenlenmiştir.
 


Yorumlar - Yorum Yaz
Narcissus ve Goldmund


Mariabronn Manastırı

Narcissus ve Goldmund
Hermann Hesse

Alman yazar Hermann Hesse tarafından yazılmış olan "Narcissus ve Goldmund", iki zıt karakter aracılığıyla, insan doğasının ikiliğini araştıran felsefi bir roman.

Hikaye Orta Çağ Almanya'sında geçiyor ve zıt kişiliklere sahip iki arkadaşın etrafında dönüyor. Narcissos, manastırda kapalı, disiplin ve düzen dolu bir yaşamı seçen bir entelektüel, Goldmund ise dünyayı keşfetmek için manastırdan ayrılan, tutkulu ve meraklı, özgürlüğü seven bir birey.

Roman, ikisinin Mariabronn Manastırı'ndaki buluşmasıyla başlıyor, acemi bir keşiş olan Narcissus, Goldmund'u kanatları altına alıyor. Narcissus münzevi hayatından memnunken, Goldmund çok geçmeden manastırdan ayrılıyor, macera dolu bir yolculuğa çıkıyor.

Goldmund'un yolculuğu romantik, şehvetli ve zahmetli geçmesiyle dikkat çekiyor, sevinçleri, zorlukları, sevgiyi ve kaybı yaşıyor, sonunda hayatın kasvetli ve şehvetli yönlerini kucaklayabilen bir gezgin kimliğine kavuşuyor. Goldmund'un yolculuğu boyunca sürdüğü hayat, insan doğasının ikiliğini yansıtan keskin zıtlıkları içeriyor.

"Narcissus ve Goldmund" sadece iki arkadaşın hikayesini değil; derin felsefi ve psikolojik temaları da derinlemesine inceliyor. Roman, hayatın ikilemini araştırıyor: Apolloncu anlayış (düzen, disiplin ve zeka) Narcissos tarafından temsil ediliyor, Dionysosçu anlayış (aşk, merak ve tutku) Goldmund tarafından. Roman aynı zamanda, ruhsal ile fiziksel, bilinçli ile bilinçsiz, zihin ile beden, sonlu ile sonsuz arasındaki gerilimi de inceliyor.

Sonunda Goldmund, yıllarca dolaştıktan sonra, manastıra geri dönüyor ve orada ölüyor. Narcissus, zıt yaşam anlayışına sahip olmuş olmalarına rağmen, paylaştıkları derin bağın farkına varıyor ve Goldmund’u vakitsiz kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyor.

 
Hermann Hesse'nin "Narcissus ve Goldmund" adlı kitabının Türkçe, Almanca ve İngilizce PDF sürümleri burada:

Türkçe  DeutschEnglish
TıklaKlickeClick




Bilgi: Bu sütuna aktarılmış bilgiler, Britannica sayfası aracılığıyla edinilmiş bilgilerdir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası