Doğduğum Köy:
Kırşehir iline bağlı Avanos ilçesinin Köşektaş köyünde, rahmetli annemin söylediğine göre bağlar bozulurken ve pekmezler kaynatılırken dünyaya gelmişim. Nüfus cüzdanımda doğum tarihim 05.01.1945 olarak yazılıdır. Yaptığım araştırmalar sonucunda asıl doğum tarihim olan 10.10.1944’ü tespit ettim. Bu nüfus kayıtlarımız 1954 yılına kadar devam etti.
Nedeni ise, Türk siyasetinin renkli siması rahmetli Osman Bölükbaşı’nın siyasi etkinliğini azaltmak amacıyla, o zamanki iktidar tarafından Kırşehir’in ilçe yapılması; ilçe olan Nevşehir’in ise ile dönüştürülerek Kırşehir’in Nevşehir'e bağlanmasıdır. Bu süreçte Köşektaş köyü de Avanos’tan alınarak Hacıbektaş’a bağlandı. Böylece bizim de on yıllık Kırşehir—Avanos kayıtlarımız, 1954 yılında Nevşehir—Hacıbektaş olarak kayıtlara geçti.
Çocukluk yıllarımda doğduğum köye çok yakın olan Kayseri’nin, on yıllık ilimiz Kırşehir’in, ilçemiz Avanos’un, yeni ilimiz Nevşehir’in ve ortaokulu okuduğum Hacıbektaş’ın kültürel dokularından etkilenmiş olabilirim.
Babam, Kızıl Halilli soyundan Hoca Mehmet oğlu Halil Efe; annem ise aynı soya bağlı Hacı Musa kızı Fatma (Fade) Hanım’dır. Ailemiz üç erkek, beş kız olmak üzere sekiz kardeşten oluşmaktadır.
Çocukluğum oldukça huzurlu ve mutlu bir ortamda geçti. Henüz dört yaşlarındayken şiirle ilk kez tanıştığımı ve şiirsel sözler söylediğimi hatırlıyorum. Rahmetli annem, benim şiirsel bir dille konuştuğumu fark ettiğinde önce çok şaşırmıştı. Bana, “Oğlum, yavrum; sen ruhlara mı karıştın, yoksa bu yaşta âşık mı oldun? Aşıklık karın doyurmaz ama olsun, her şeyde bir hayır vardır, bu da Allah’tandır.” der, dua eder ve ellerimi tutup dualarını yüzüme üflerdi. Ben de söylediğim sözlerin bir anlam ifade ettiğini düşünür, mutlu olurdum.
Özellikle tabiatta meydana gelen değişimler beni çok etkilerdi: İlkbaharda kuşların cıvıltıları, aniden havalanmaları, suların çağlaması, Bozdağ’ın üzerindeki karların erimesi, vadilere çöken mor sisler, yaylalarda açan bin bir renkli kır çiçekleri, leyleklerin yuvalarına dal parçaları taşımaları, kuzuların melemeleri, sığırların köye dönüşü, askere gidenlerin uğurlanması, askerden dönenlerin şeker ve helva dağıtmaları, dalların yapraklanması, geceleri yıldızların pırıl pırıl yanması, sarı yıldızın bana göz kırpar gibi duruşu, yıldız kaymaları, Ay’ın farklı biçimlerde doğuşu, Güneş’in Kaçkaç’ın sırtından yükselip Çataldağ’ın çatağından altın bir avize gibi guruba dalışı, Üçkuyu ovasındaki ekinlerin yeşil bir deniz gibi dalgalanması… Daha sayamayacağım binlerce şey ilgimi çeker, sanki benimle konuşmak isterlerdi.
Bunca güzellik karşısında duyarsız kalmam beklenemezdi. Gördüğüm her şey hakkında dilim döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışırdım. Henüz dört yaşında başlayan bu şiir söyleme tutkusu hiç eksilmedi; her geçen gün üst üste yığılarak devam etti. Bu yükü taşıyabilmek için gecelerimi gündüzlere katarak çalıştım; göz nuru ve yürek teri döktüm. Ben şiirle doğdum, şiirle yaşayacağıma inanıyorum. Şiir benim için vazgeçemediğim bir kara sevdadır.
İlkokul birinci sınıftayken rahmetli öğretmenim Yahya Doğan, Karacaoğlan’dan dört kıtalık bir şiir okudu. Şiir bitince söz istedim ve ayağa kalkarak öğretmenimin bir kıtasını okuduğu şiirin tamamını tekrar ettim. Öğretmenim ve sınıftakiler çok şaşırdılar. İlkokulda yazdığım şiirleri bir defterde toplamıştım; ne yazık ki o defter tandır tutuşturmak için yakılarak heba oldu. Elimde ortaokul yıllarında yazdığım şiirlerin bir bölümü vardır. Polis Koleji ve Polis Akademisi yıllarında yazdığım şiirler de mevcuttur. Ancak bu dönemdeki şiirlerimin yeterli ilgi gördüğünü söylemem doğru olmaz.
Özellikle ortaokul yıllarında yazdığım şiirler köyleri anlatmaktadır. Bunların bazıları 1974 yılında yayımladığım Öksüz adlı kitabımda yer almıştır. İlk yazdığım şiirlerden biri olan Köy Gerçeği adlı şiiri 1958 yılında yazdım:
KÖY GERÇEĞİ
Taş ile kerpiçten düz örtü damlar,
Çıra ışığında erir akşamlar,
Teneke çerçeve kâğıttır camlar.
Bulgur pilavından bezen kapkacak,
Mobilgaz yerine külleli ocak,
Tezekte pişecek yerde yenecek.
Bir özellik taşır duvarın rengi,
Yegâne sırdaşı kalbur, elengi,
Çivi yaraları yüzde frengi.
On parça yamalık unun çuvalı,
Topal fare gece evin kralı.
İşte bu ve bunun gibi şiirler ilk yazılı denemelerim sayılabilir.
Köşektaş köyünün Anadolu’nun, hatta dünyanın odak merkezinde olduğunu haritalarda bile görmek mümkündür. Bu köyde her aileden birkaç kişinin yükseköğrenim yapmış olması; gençlerin neredeyse tamamının en az lise eğitimi almış bulunması; sanat, kültür ve eğitim açısından bu kadar ön plana çıkmasının nedeni elbette bir gün uzmanlarca araştırılacak ve Anadolu’nun gerçek tarihine ışık tutacaktır.
Şair Nedim Uçar
"Köşektaş" Adlı Şiirin Öyküsü l 6 Mart 2014, Perşembe
Bilgi: Köşektaş Köyü’nü de içine alan bu yazı, şair hakkında 2002 yılında yapılan bir yüksek lisans tezi sırasında gerçekleştirilen mülakattan alınmıştır.
Bu yazıya ulaşmamıza vesile olan sevgili şairimiz Dr. Salim Çelebi’ye çok teşekkür ediyoruz. kosektas.net