Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret829700
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Anasayfa

www.kosektas.net



Georg Simmel Göre Bireysellik, Farklılık ve Toplumsal Dinamizm

Georg Simmel’in bakışında bireysellik, farklılık ve toplumsal dinamizm birbirini dışlayan değil, birbirini besleyen olgulardır: Birey toplumdan uzaklaştıkça değil, onun akışkan ilişkileri içinde kendine özgü bir yer açtıkça ortaya çıkar.

KÖŞEKTAŞ KÖYÜNÜN ÖZGÜN ÇEHRESİ

Nazmi Ceyhan Üzerine Sosyolojik Tipoloji(*) Açısından Bir İnceleme

(*) Bu incelemede kullanılan tipoloji kavramı, benzer özellikler gösteren kişi, davranış veya toplumsal konumları ortak niteliklerine göre sınıflandırarak “tipler” hâlinde anlamaya yarayan bir analiz yöntemini ifade eder. Bu bağlamda tipoloji, bireyleri tek tek değil, temsil ettikleri davranış örüntüleri ve konum alış biçimleri üzerinden ele almayı olası kılar.

KOSEKTAS.NET

Nazmi Ceyhan Üzerine Sosyolojik Tipoloji(*) Açısından Bir İnceleme l 3 Şubat 2026, Salı

Nazmi Ceyhan figürü yalnızca bireysel bir karakter tasviri değildir; kırsal bir toplumsal yapının içinde ortaya çıkan özgün bir toplumsal konumun görünür kılınma biçiminin sosyolojik izdüşümüdür. Bu figür, hem bireysel performans hem de toplumsal algı açısından incelenmeye elverişli bir örnek sunar. Kentli bağlamda sıklıkla rastlanan bu tür gösterişli kimlik inşaları, taşrada ortaya çıktığında daha belirginleşir ve daha güçlü bir sosyolojik anlam kazanır.

Toplum, farklılıklarla zenginleşir; ayrıksı-performansı sergileyen simalar ise bu farklılığın en gösterişli temsilcileridir.

1. Ayrıksı Performansı: Bir Kimlik ve Sahne İnşası

Nazmi Ceyhan’ın davranışları, tavırları, hayal dünyası ve kendine atfettiği roller, klasik anlamda bir gösterişli kimlik inşasının boyutlarını yansıtır; bu yönleriyle çevresine hem yapay bir ihtişam hem de abartılı bir özgüven sunar. Charles Baudelaire’in “Dandy” tanımında vurguladığı gibi, bu tür figürler “yalnızca giyim kuşamlarıyla değil, tavırlarıyla, yürüyüşleriyle ve dünyaya karşı takındıkları mesafeyle” var olurlar.¹

Erving Goffman’ın gündelik yaşamda benlik sunumu üzerine geliştirdiği performans kuramı, Nazmi’nin davranışlarını anlamak için özellikle açıklayıcıdır: Nazmi, köyün kamusal alanlarında sürekli bir sahneleme hâlindedir; jestleri, yürüyüşü ve abartılı anlatıları, onun “ön sahne” performansının temel unsurlarıdır.²

➡️ Kasılarak yürür.
➡️ Hayali servetler ve güç ilişkileri kurar.
➡️ Kendini petrol kralı, silah tüccarı , mafya babası gibi figürlerle özdeşleştirir.
➡️ görünüş ve jestleriyle bir üstünlük imgesi yaratır.

Bu yönüyle Nazmi, taşra bağlamında “küçük bir sahnenin büyük aktörü”dür. ayrıksı-performansı onun için bir kimlik değil, bir gösteridir.

2. Taşrada Gösterişli Kimlik: Sosyolojik Bir Sapma mı, Kültürel Bir Zenginlik mi?

Kırsal toplumlar, genellikle uyum, ölçülülük ve topluluk normlarına bağlılık üzerine kurulu yapılardır. Bu nedenle bu tür ayrıksı-performansları, taşrada çoğu zaman “norm dışı” bir davranış olarak algılanır. Ancak Nazmi’nin varlığı bir sapma değil, köyün kültürel dokusunu zenginleştiren bir unsurdur.

Bu tür figürler, toplumsal hayal gücünü genişleten, tekdüzeliği kıran, farklılıkları görünür kılan kişilerdir.

Georg Simmel’in bireysellik üzerine düşüncelerinde belirttiği gibi, toplumun gelişimi için “norm dışı bireylerin varlığı” bir dinamizm yaratır.³ Nazmi’nin köydeki rolü tam da budur: Toplumsal hayal gücünü provoke eden, sınırları esneten bir figür.

Norbert Elias’ın medenileşme süreci üzerine çalışmaları, taşra toplumlarında davranış normlarının nasıl şekillendiğini anlamak açısından önemlidir. Nazmi’nin bu normlara meydan okuyan tavırları, köyün yerleşik “davranış kodları” içinde bir kırılma yaratır.⁴

3. Hayali Servet ve Sosyal Sermaye

Nazmi’nin hayal dünyasında sahip olduğu servet, filolar, sevgililer ve güç ilişkileri, aslında gerçek ekonomik sermayeden ziyade sembolik sermaye üretme çabasıdır. Pierre Bourdieu’nün kavramıyla söylemek gerekirse, Nazmi “gerçek sermayesi sınırlı olsa da, sembolik sermayesini abartılı bir performansla çoğaltmaya çalışır.”⁵

Bu bağlamda:

➡️ Hayali servet → sembolik sermaye
➡️ Kasılarak yürümek → bedensel performans
➡️ Petrol kralı/mafya babası rolleri → kültürel imge transferi
➡️ Köylülerin tepkisi → toplumsal tanınma mücadelesi

Nazmi’nin bu gösterişli kimliği, ekonomik gerçeklikten bağımsız bir sosyal görünürlük stratejisidir.

4. Oğul Figürü: Taşra Sosyolojisinde “Aykırı Miras”

Metindeki oğul figürü, sosyolojik açıdan ilginç bir karşıtlık yaratır. Nazmi’nin hayali ihtişamına karşın, oğlu; ölçüsüz, disiplinsiz, savurgan, toplumsal normlara uyumsuzdur.

Bu durum, taşra toplumlarında sıkça görülen bir olguyu yansıtır:
Baba figürünün kurduğu sembolik sermaye, sonraki kuşakta sürdürülemez.

Bu, hem sosyolojik hem de antropolojik açıdan “aykırı miras” olarak adlandırılabilecek bir durumdur.

Nazmi Ceyhan, yalnızca mizahi bir karakter değil, aynı zamanda taşra toplumunun kültürel çeşitliliğini temsil eden bir figür olarak karşımıza çıkar. Onun gösterişli kimliği, bireysel bir performans olmanın ötesinde, köyün sosyal dokusunu renklendiren, normları esneten ve toplumsal hayal gücünü genişleten bir işlev görür.

Dipnotlar

1. Charles Baudelaire, The Painter of Modern Life (1863).
2. Erving Goffman, The Presentation of Self in Everyday Life (New York: Anchor Books, 1959).
3. Georg Simmel, The Sociology of Georg Simmel, ed. Kurt H. Wolff (New York: Free Press, 1950).
4. Norbert Elias, The Civilizing Process (Oxford: Blackwell, 1994).
5. Pierre Bourdieu, Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1979).

GENİŞLETİLMİŞ KAYNAK AÇIKLAMALARI

1. Charles Baudelaire – The Painter of Modern Life (1863)

Charles Baudelaire’in “Dandy” kavramı, modern bireyin kendini estetik bir proje olarak kurma çabasını anlamak için temel bir referanstır. Dandy, yalnızca giyimiyle değil; yürüyüşü, tavrı, mesafesi ve dünyaya karşı takındığı bilinçli duruşla var olur. Charles Baudelaire’e göre Dandy, toplumun sıradanlığından kendini ayırmak için estetik bir kimlik inşa eder; bu kimlik hem bir gösteri hem de bir meydan okumadır.

Nazmi Ceyhan’ın köy bağlamındaki ayrıksı-performansı, tam da bu estetik kimlik inşasının taşradaki karşılığıdır: giyim-kuşamdan jestlere, hayali servet anlatılarından kasılarak yürüyüşüne kadar her unsur, Charles Baudelaire’in Dandy figürünün yerelleşmiş bir izdüşümü olarak okunabilir. Bu nedenle Charles Baudelaire, Nazmi’nin “ayrıksı estetiği”nin kuramsal temelini oluşturur.

2. Erving Goffman – The Presentation of Self in Everyday Life (1959)

Erving Goffman’ın performans kuramı, Nazmi Ceyhan’ın davranışlarını çözümlemek için en işlevsel çerçevelerden biridir. Goffman, gündelik yaşamı bir tiyatro sahnesi olarak ele alır ve bireylerin toplumsal rolleri “ön sahne” ve “arka sahne” ayrımıyla icra ettiğini savunur.

Nazmi’nin köy meydanındaki varlığı, tam anlamıyla bir “ön sahne performansı”dır: kasılarak yürüyüşü, abartılı jestleri, hayali servet anlatıları ve kendini petrol kralı ya da mafya babası gibi figürlerle özdeşleştirmesi, Erving Goffman’ın “dramatic realization” dediği sürecin taşradaki bir örneğidir.

Bu nedenle Goffman, Nazmi’nin davranışlarını yalnızca bireysel bir tuhaflık olarak değil, toplumsal bir sahneleme olarak anlamamızı sağlar.

3. Georg Simmel – The Sociology of Georg Simmel (1950)

Georg Simmel’in bireysellik, farklılık ve toplumsal dinamizm üzerine düşünceleri, Nazmi Ceyhan’ın köydeki işlevini anlamak için kritik önemdedir. Simmel’e göre toplum, yalnızca uyum ve benzerliklerle değil; norm dışı bireylerin yarattığı gerilim ve çeşitlilikle gelişir.

Nazmi’nin köydeki varlığı, tam da bu “norm dışı birey” kategorisine denk düşer. Onun ayrıksı-performansı, köyün tekdüzeliğini kırar, toplumsal hayal gücünü genişletir ve yerleşik normlara meydan okuyarak kültürel bir dinamizm yaratır.

Georg Simmel’in perspektifi, Nazmi’nin yalnızca mizahi bir figür değil, toplumsal çeşitliliğin taşıyıcısı olduğunu gösterir.

4. Norbert Elias – The Civilizing Process (1994)

Norbert Elias’ın medenileşme süreci üzerine çalışmaları, davranış normlarının tarihsel olarak nasıl oluştuğunu ve toplumsal kontrol mekanizmalarının nasıl işlediğini açıklar. Taşra toplumlarında “ölçülülük”, “uygunluk” ve “kendini bilme” gibi normlar güçlüdür.

Nazmi’nin bu normlara meydan okuyan tavırları —abartılı jestleri, hayali servet anlatıları, kurgulu kimlik inşası— Norbert Elias’ın tarif ettiği “davranış kodları” içinde bir kırılma yaratır.

Bu kırılma, köyün sosyal yapısında hem rahatsızlık hem de merak uyandırır; böylece Nazmi, Norbert Elias’ın kuramında tarif edilen norm-dışı davranışın kültürel etkisini taşrada görünür kılar.

5. Pierre Bourdieu – Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste (1979)

Pierre Bourdieu’nün sermaye türleri (ekonomik, kültürel, sosyal, sembolik), Nazmi Ceyhan’ın hayali servet performansını anlamak için en güçlü analitik araçlardır.

Nazmi’nin gerçek ekonomik sermayesi sınırlı olsa da, sembolik sermayesini abartılı bir performansla çoğaltmaya çalışır:

➡️ Hayali filolar
➡️ Hayali servet
➡️ Hayali güç ilişkileri
➡️ Kurgulu kimlikler…

Bunların tümü, Pierre Bourdieu’nün “sembolik sermaye” dediği şeyin taşradaki bir versiyonudur.

Nazmi’nin performansı, ekonomik gerçeklikten bağımsız bir görünürlük stratejisi olarak işlev görür; bu da Bourdieu’nün “toplumsal tanınma mücadelesi” kavramıyla birebir örtüşür.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 3 Şubat 2026
Mehmet Dündar’ın yaşamı, yalnızca bir öğretmenin meslek hikâyesi değil; aynı zamanda Anadolu’nun kıraç topraklarından doğup dünyaya açılan bir bilgelik arayışının da öyküsüdür. Köşektaş’ın taşlı yollarından Fransa’nın kültür merkezlerine uzanan bu yolculuk, onun içindeki öğrenme tutkusunun ve insanı anlamaya yönelik derin merakının bir yansımasıydı. Öğrencilerine aktardığı her bilgi, çevirdiği her cümle, aslında kendi hayatından süzülen bir ışığın başkalarına ulaşma çabasıydı.
01.01.2026
Çocukluğumda, Deliağanın evinin bulunduğu bu küçük tepeciğin ötesine, kuzey yönündeki uçsuz bucaksız ovaya hiçbir zaman gitmemiştim. O ova bitmez tükenmez gibi gelen buğday tarlaları, Sadık Köyü’ne ve ondan daha da ilerideki göçmen köyü denilen yere, ovanın puslar içerisinde belli belirsiz görünen sınırına kadar uzanırdı. Upuzun kavak ve söğüt ağaçlarının kümelendiği bir yeşilliğin tam ortasında yükselen höyüğü bu yaşıma kadar hep merak etmişimdir.
23.03.2025
Her yerde bir kartalkayası vardır. Bizimki hepsinden sıcak ve yumuşaktır. Güneşin Kartalkayadan doğduğu zamandı. Sabahları sırtlarında bütün kitapları. Küçücük dev sanılan adımları… Okula ilk gelmenin ilklik heyecanı, coşkusu… Güneşle ısınan ve ısıtan duygu… Ana yüzüne ilk gülüşteki ananın mutluluğu. Derste nasıl bulduklarını hâlâ anlayamadığı hep birlikte öğrenme arzusu… Nerden ve nasıl oluştu. Ya da nasıl oluşturuldu. Sabahın güneşi yalarken karşı bağın zerdalilerini, ısınır derslerimizdeki kabarmış bilgi açlığı… Yeniden açmış doğa. Tüm cömertliği ile yeniden oluşur börtü böcek ve çiçekler. Toprağa karışmış, gerinir kirpi ve tosbağalar. Kıdemli toplama kampı gözcüleri yercüğürceler. Oradan buraya kayarken kuyruğunu kaybeden diyetçi kelenkesteler.
23.03.2025
Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.
14.03.2025
Köşektaş, Kapadokya dairesi içinde, Avanos’a 35, Hacıbektaş’a 20 km. uzaklıkta şirin bir köy. Henüz beş altı yaşındayım. Evimizin arkasında, bir karış tozu olan yolda, yaşıt birkaç çocuk birlikte oynuyoruz. Önce derinden, sonra gittikçe yaklaşan metalik bir gürültüye dikkat kesiliyoruz. Gürültü şiddetini artırınca korkmaya başlıyoruz. Bu sırada, benden iki yaş büyük ablam, nereden aklına geldi bilmiyorum, “Teççel meççel”, “Kaçın, teççel meççel gelmiş.” diye bağırınca, her birimiz, bir tarafa dağılıyoruz. Ben, doğru samanlığa kaçıyorum. Kalbim, küt küt vuruyor. O sırada ablam yetişiyor. Bu kez de, “Kardeşim, dünya batıyor. Önce çocukları götürecekmiş teççel meççel, sonra da büyükleri.”
04.03.2025
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün farklılık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün -3 Şubat 2026, Salı- vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın yukarıdaki görüntüsünün kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu karede onun varlığından geriye kalan ışığın saklı olduğuna inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026, Salı