Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam257
Toplam Ziyaret838853
Köşektaş Hikayeleri

Boynu Kravatlı
Celalettin Ölgün

Kimi öyküler sık okunduğunda ya da dinlendiğinde, insanda bir bıkkınlık yaratır; kimi öyküler de şiddetli etkiler, derin izler bırakır!
kosektas.net

Kimi yerde “aptal” deseler de, kendileri biz aptal değil, “abdalız!” derler. Aslında kendi tanımları doğrudur. Çalgıcılık yaparak geçimlerini sağlarlar, kalender insanlardır. Çalgıdan geldikleri günü dolu dolu yaşarlar, eğlenirler, diğer günler ise yarı aç yarı tokturlar. Kendi aralarında ara sıra kavga etseler de, başkalarına zararları olmaz. Her kentte, onların toplu yaşadıkları mahalleler, semtler vardır.

1950’li yıllara değin kayıtsız, yurtsuz yaşarlarken, devlet, Hacıbektaş abdallarını asimile yoluyla eritmeyi düşünmüş olmalı ki, her köye üç aile yerleştirilmesini zorunlu kılmış. Anlatılanlara göre: Son yıllara değin zurnacı Külebi usta, düğünlerde davul oynatan Ferzi usta, Hallik usta, Köşektaş nüfusuna kayıtlılarmış. Sonradan hepsi de Hacıbektaş’a ya da Kırşehir’e yerleşmişler.

Hangi köyün nüfusuna kayıtlı olduğu bilinmeyen zurnacı Kemal usta da Köşektaşlı sayılır. Köyde olsun, dışarıda yaşasın, tüm Köşektaşlıları bilir. Köyün tamamına yakınının düğünlerinde o ve ekibi çalgıcılık yapmış, çocukların tümünü o sünnet yapmıştır. Sağlamcıdır; yeni doğan erkek çocuklar, nüfus kayıtları yaptırıldıktan sonra, onun defterine de kaydedilir. Zaman, zaman oğlan babasına: “Ne oldu, güççük ağa büyüyor mu?” diye, sünneti anımsatır.

Kız bitirme, nişan gibi merasimlerden haberi olur, oğlan tarafını her görüşünde, düğün zamanını sorar. Kısaca işinin takipçisidir. Kemal usta, doğruluğunun, cana yakınlığının yanında, aydın bir insandır. Çocuklarına sadece kendi işini yaptırmamış, hepsini okutmuştur da. Oğullarından öğretmen, banka memuru olanlar vardır.

Kemal ustanın öğretmen oğlu lisede okurken, kendi gibi şakacı olan anası, oğluna her gün takılıyormuş; “Şuna bak, şuna, okula gidiyor! Yarın, Neşet gibi saz çalan adam olacak değil ya, boynu gravatlı eşşek olur!" “Şuna bak, şuna, boz davulu duvara asıp da, utanmadan okula gidiyor.” Kadın, öbür oğlanı da zaman zaman sıkıştırırmış: "Şu sazı iyi öğren, çal, Neşet gibi adam ol! Öğrenmezsen, seni okula gönderir, okutur, öğretmen yapar, köy, köy süründürürüm!"

Diğer kimi yargıları yanlış olsa da, doğruluk payı olan yargıları da var.

• İlk kez 21 Mart 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.

Kemal Usta: Kemal Süle, 1934 yılı, Adana/Kozan, Hacımirza köyü doğumludur. 1936 yılında babasıyla birlikte Sivas'ın Şarkışla ilçesi, Alakilise köyüne, oradan da, 1953 yılında, Hacıbektaş'a göç etmiştir. (Bilgi: Suavi Cesur).

Kız Bitirme: Söz kesme.

Körçeşmenin Suyu

KÖRÇEŞMENİN SUYU

 
Celalettin Ölgün öğretmenimizin yıllar önce yazıya yansıtmış olduğu ve ilk kez
2004 yılının Ekim ayında bu sütünlarda yayınladığımız "Körçeşmenin
Suyu" adlı öykü. Celal öğretmenimize bu güzel yazısı
için gönülden teşekkür ederiz!
kosektas.net

Celalettin Ölgün

Asıl adı Yusuf’tu. Dedesi Yusuf’un adı konduğu için “Dede” adıyla bilinir anılırdı. Hatta dedesi, kendi adı konduğu için, “Benim ölmemi istiyorlar, onun için adımı koydular.” diye küsüp üç gün yemek, ekmek yememiş diye anlatılır.

Havuzun Dede, 1977 - 1983 yılları arasında köyde muhtarlık yaptı. 12 Eylül askeri hareketi fırtınasından köyümüzün, köylümüzün zarar görmeden çıkması için çok özveri ve çaba harcadı.

Muhtarlık yıllarında; Nevşehir’den DSİ, Köy Hizmetleri ya da başka bir kurumdan köye teknik bir ekip gelmiş. Gerekli incelemelerden sonra Muhtarın evine gitmişler. Dede, eşi Latife hanım, konukları gerektiği gibi ağırlamışlar.

Neden sonra teknik ekipten birisi; “Köyünüz bayağı büyük. Neden Belediyelik olmuyorsunuz?” diye bir soru yöneltmiş.

Dede; “Belediyelik olacağız ama Belediye başkanı olacak adam bulamıyoruz.”

Soruyu yönelten kişi; “Nasıl olur? Köyünüzde insanlar çok aydın. Bunca okumuş yazmış insan var.” demesi üzerine Dede, taşı gediğine koyma sırasının geldiğini anlamış:
“Şu aşağıda, buraya yakın bir çeşme var. Körçeşme derler. Oradan su içen serserileşiyor, manyaklaşıyor. Köyde de herkes oradan su içmiştir, hâlâ da içiyor, onun için Başkan bulunamıyor.”

Konuklar çeşmenin nerede olduğunu sorduktan sonra birbirlerine bakıp gülümsemişler. Dede’ye göre; artık onlar da onmaz.

***

1977-1980 döneminin siyasi ortamında, her değişmesinde iktidar yandaşı olan çok sayıda lise bitirmişlerin kimisi iki yıl, kimisi altı ay, kimisi kırk beş gün okuyarak, okuyor görünerek, öğretmen oldular. Bu hızlı öğretmen olma olayı o günlerin konuşulan en önemli konusuydu.

Olaylara gülünecek yanından yaklaşarak, dalga geçip, eğlenmek Köşektaşlının yapısında var.

Dede’nin; “Başımın belası” diyerek şapkasını alıp alıp yere vurması o anda orada bulunan herkesin dikkatini çeker, acaba bunun altından ne çıkacak diye merakla beklemeye başlarlar. Anlattığına göre; o gün Kırşehir’e gitmiş. Eğitim Enstitüsünün önünden geçerken öğrenciler önüne geçip “Gel seni de okula yazdıralım, bu fırsattan sen de yararlan!” diye çekiştirerek okula sokmaya çalışmışlar. Bu arada şapkası düşmüş, kırlaşmış saçları ortaya çıkmış. Şapkalı, hele saçları beyazlamasaymış, o da öğretmenmiş.

Ona göre; okulun önünden her geçen öğretmen olmuyor mu?

Dede: Yusuf Seyfi.
Onmaz: İyileşme ihtimali bulunmayan.
________________________________________
Ekleme Tarihi: 2012-01-18, 17:56:36

Köşektaş Hikayeleri


Ah Senin İçin Koygun Koygun Çaldığım Zurnalar
Celalettin Ölgün

Hikâyelerin kültürler açısından önemine ilişkin değerlendirmeler, genellikle kimlik ve hafıza aktarımı, toplumsal bağların korunması, değerlerin iletilmesi ve deneyimlerin anlamlandırılması gibi işlevlere vurgu yapar.
kosektas.net

Eski yıllarda davullu, zurnalı, köçekli, ince sazlı düğün yapmak herkesin altından kalkacağı iş değildi. Böyle düğünleri ancak varlıklılar yaparlardı. Elinde avucunda olmayanlar ise kimisinin “cin düğünü”, kimisinin de “ennecin” dediği; yalnız “tef” çalınıp kadın ve kızların kendi aralarında oynadıkları, erkeklerin geriden seyrettikleri düğünler yapardı.

Almancıların mark göndermeye başladığı yıllara değin Köşektaşlı hep böylesi düğünler yaptı. Varlıklı kişinin oğlunun düğünü de cin düğünüyle olacak değil ya. Onların düğünü, o yılların en gösterişli düğünü oldu. Boyunlarına kora denilen ziller, koşumlarına göz değmesin diye iri iri mavi boncuklar dikili atlar koşulmuş arabalarla; Köşektaş kütüğüne kayıtlı olmasına karşın Hacıbektaş’ta ikamet eden Davulcu Ferzi, Zurnacı Kulebi ustalarla birlikte Engel köyünden seçkin çalgıcılar getirtildi. Nereden bulunmuşsa Acer Harman Yeri’ne, belki de yatak yükleri altında saklanan eski yörüklükten kalma çadırlar kuruldu. Davul, zurna, köçek eşliğinde Kelik Derviş’in peşinde kadınlar kartala gittiler; Turnam oyunu eşliğinde ev ev dolaşıp tüm köy halkını düğüne davet ettiler. Üç gün boyunca dışarıda davul zurna, odada saz, keman, Zeynelabidin cümbüşü ve dümbelek çaldı; çalgıların önünde köçek oğlan oynadı. Hatta Belbaraklı Lomen ile Yahya’nın Ali, kaşıktan yaptıkları kuklayı bile oynattılar. Anlatılanlara bakılırsa o güne dek yapılan düğünlerin en görkemlisi oldu; gelin çıktı, düğün bitti.

O yıllarda varsıl–yoksul yaşantısı arasında fazla bir fark yoktu. Varsıl da yamalı şalvar giyer; eti bayramdan bayrama ya da herkes gibi koyun, kuzu hışırlarsa ya da deneleme sonucunda ölürse yerlerdi. Kışın odasında ocak ya da sobada tezek, kerme yakardı; belki de ısısı ve kokusu fazla olan koyun kermesi yakardı, yoksullardan farklı olarak.

Düğünü izleyen günlerin birinde yeni gelin, dışarıya ahırdan çıkarılmış gübreyi yalınayak çiğneyip tezek harcı yapmaktadır. Her yanına hayvan gübresi yapışmış, eli ve ayakları pislik içinde kalmış durumdadır. Düğününde zurna çalmış Fevzi Usta, kim bilir ne amaçla oradan geçerken, özenle çaldığı zurnaya verdiği emeğe acımış olmalı ki geline bakıp dayanamamış:

“Ah! Senin için koygun koygun çaldığım zurnalar!”

• İlk kez 18 Şubat 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.


Kerme:Tezek.
Zeynelabidin cümbüşü: Metal Tambur.
Koygun: Etkili, dokunaklı, içli.