• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret878168
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 8. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 8. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 8. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

5 Aralık 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 8 - Oldu mu Ya!

Behçet Kemal Çağlar, "Güzelleme“si ile bizi, bizlere anlatırdı: Gözlemlediğimiz gibi, olduğu gibi, yaşadığımız gibi. Yermeden, yüceltmeden. (Şiirin, son beş üçlüğü alınmıştır.)                     

GÜZELLEME

Ot görmemiş bozkırlar, kat kat yeşil yamaçlar,
Anadan doğma keller, topukta sırma saçlar,
Keskin dertler, kestirme ilaçlar diyarı hey!

Ey ciritler, kalemler, oraklar, yatağanlar;
Ey turnalar, şahinler, ibibikler, doğanlar;
Selce taşıp, rahmetçe yağanlar diyarı hey!

Ey mısır koçanından kırılan inci dişler,
Ey en derin bilgiye taş çıkartan sezişler,
Ey dile gelmiş kurtlar ve kuşlar diyarı hey!

Tanrı yeşil, zeytin, çoban yeşili söğüt,
Halk türküsünde isyan, atasözünde öğüt,
Ey gümüş, kömür, demir ve kükürt diyarı hey!

Kız gibi ceylanların, ceylan gibi kızların,
Ötmez olmuş kuşların, ötüp duran sazların,
Ve sözün kısacası; bizlerin diyarı hey!

İlkokulumuzun salonunun duvarında trafik uyarı işaretleri vardı: “Karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakın,” diye uyarırdı biz küçükleri. Bu uyarı işaretlerinin yan tarafında da karton bir kâğıda basılarak çerçevelenmiş durumda, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri bulunurdu.

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, 
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, 
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! 
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. 

Sana benim gözümle bakmayanın 
Mezarını kazacağım. 
Seni selâmlamadan uçan kuşun 
Yuvasını bozacağım.

Bayrak Şairi olarak da bilinen Arif Nihat Asya’yı Wikipedia, “Milliyetçi Şair” olarak tanımlıyor.

Kayseri Nazmi Toker Ortaokulunda okuyorken, Yurttaşlık Bilgisi Öğretmenimiz Tufan Doğan Avşargil (Bir dönem CHP Kayseri Milletvekili olmuştu.) Atatürk Milliyetçiliğini; yurt sevgisi, yurttaş sevgisi ve yurttaş dayanışması olarak tarif etmiş ve bir sacayağına benzetmişti.

Vatan, Millet, Bayrak gibi hepimizin içselleştirdiğimiz değerlerimiz var. Fakat içselleştirilen bir değeri, herkes aynı gözle görmez, göremez. Göremedi diye de onun mezarını kazmak mı (öldürmek mi) gerekir?

Hele hele, içselleştirdiğin bir değeri selamlamadı diye bir kuşun yuvasının bozulması, mesaj olarak okuyucuya sunulabilir mi? Oldu mu ya!

Kısa dönem askerliği ilk yapanlardan biri de benim: 1975 yılında, Isparta’da. 4 Aylık kısa dönemin ilk 3 haftası ve son 3 haftası izinli sayılmış ve topu topu 2,5 ay askerlik yapmıştık.

35-40 kişiden oluşması gerekirken, 100 kişiden oluşan takımımızın komutanı, yeni mezun olmuş bir teğmendi. Bizler, üniversite mezunu, kamuda görev yapan kişilerdik.

Zaman zaman Komutanımız savaş senaryoları oluşturur ve bize uygulatmak isterdi. Bir keresinde, “Savaştasınız. Elinizde tüfeğinizle ormanlık bir alanda yürüyorsunuz. Biraz ilerinizdeki bir ağacın arkasında, düşman askerlerinden birinin saklandığını gördünüz. Ne yaparsınız?” diye her birimize teker teker sormuştu. Verdiğimiz cevaplar hemen hemen aynıydı. “El sallarım Komutanım. İşaret dilini kullanırım Komutanım. Cebimden mendilimi çıkarır sallarım Komutanım. Sigara ikram ederim Komutanım…”

Verdiğimiz yanıtlara kızarak bağırıp, çağırmış; fakat hiçbirimizden, “Tüfeğimle nişan alır, ateş eder, öldürürüm.” yanıtını alamamıştı.

Komutanımızın bağırıp, çağırmalarına karşı verdiğimiz tek bir cevap vardı. Her bireyin ve her ülkenin ilke edinmesi gereken, Yüce Atatürk’ümüzün o muhteşem deyişi: “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ.”



Yorumlar - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355