• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret840956
Kurtuluş Savaşı Gazileri

Halepçi Mustafa
Celalettin Ölgün

Bu metin, Kurtuluş Savaşı gazisi Mustafa Bozkurt’un—nam-ı diğer Halepçi Mustafa’nın—köy belleğinde bıraktığı derin izleri kayıt altına alan kısa ama yoğun bir tanıklıktır. Anlatı, yalnızca bir gazinin yaşam öyküsünü aktarmakla kalmaz; savaşın yoksulluğunu ve insan ruhunda açtığı yaraları sözlü kültürün taşıyıcı ritmiyle günümüze ulaştırır. Metin aynı zamanda, geçmişin emeğini ve fedakârlığını unutan bugünün duyarsızlığına karşı sessiz bir uyarı niteliği taşır.

kosektas.net

Neden ya da neye göre verdilerse, “Halepçi” takma adıyla anılırdı. Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Bulunduğu ortamda harp, savaş konusu açılmaya görsün; askere alındığı günden başlayarak, topçu neferi olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi’nde Çaldağı’nı, Mangaltepe’yi; Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Tınaztepe’yi, Kalecik Sivrisi’ni, Çiğiltepe’yi; toplarla dövdükleri diğer tepeleri, geçtikleri köyleri, o köylerde aç, sefil, perişan ve korkmuş insanların elinden içtikleri suyu; onbaşıdan paşaya kadar tüm komutanlarını; falan yerli, falan tevellütlü, falan oğlu diye tüm silah arkadaşlarını en ince ayrıntılarına kadar anlatırdı.

İstiklal Madalyası vardı. Savaş sırasında açlıktan at pisliğinin içinden arpa tanesi seçip yıkayıp yiyenleri; bulduğu atılmış çarık parçasını ateşte közleyip yemeye çalışan askerin elinden bir başkasının çarpıp kaçışını, gözleri dola dola, sıkıntıları yeniden yaşıyormuş, düşmanı yeniden karşısında görüyormuş gibi coşkuyla anlatırdı. Dinleyenleri de duygulandırırdı.

Sağ olsa da, bu yurdu hazır bulduklarını sananlara bir daha anlatsaydı.

Halepçi: Mustafa Bozkurt. Doğumu: 1899 - Ölümü: 1986.

Celalettin Ölgün

Şiirlerle Şenlendik - 8. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 8. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 8. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

5 Aralık 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 8 - Oldu mu Ya!

Behçet Kemal Çağlar, "Güzelleme“si ile bizi, bizlere anlatırdı: Gözlemlediğimiz gibi, olduğu gibi, yaşadığımız gibi. Yermeden, yüceltmeden. (Şiirin, son beş üçlüğü alınmıştır.)                     

GÜZELLEME

Ot görmemiş bozkırlar, kat kat yeşil yamaçlar,
Anadan doğma keller, topukta sırma saçlar,
Keskin dertler, kestirme ilaçlar diyarı hey!

Ey ciritler, kalemler, oraklar, yatağanlar;
Ey turnalar, şahinler, ibibikler, doğanlar;
Selce taşıp, rahmetçe yağanlar diyarı hey!

Ey mısır koçanından kırılan inci dişler,
Ey en derin bilgiye taş çıkartan sezişler,
Ey dile gelmiş kurtlar ve kuşlar diyarı hey!

Tanrı yeşil, zeytin, çoban yeşili söğüt,
Halk türküsünde isyan, atasözünde öğüt,
Ey gümüş, kömür, demir ve kükürt diyarı hey!

Kız gibi ceylanların, ceylan gibi kızların,
Ötmez olmuş kuşların, ötüp duran sazların,
Ve sözün kısacası; bizlerin diyarı hey!

İlkokulumuzun salonunun duvarında trafik uyarı işaretleri vardı: “Karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakın,” diye uyarırdı biz küçükleri. Bu uyarı işaretlerinin yan tarafında da karton bir kâğıda basılarak çerçevelenmiş durumda, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri bulunurdu.

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, 
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, 
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! 
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. 

Sana benim gözümle bakmayanın 
Mezarını kazacağım. 
Seni selâmlamadan uçan kuşun 
Yuvasını bozacağım.

Bayrak Şairi olarak da bilinen Arif Nihat Asya’yı Wikipedia, “Milliyetçi Şair” olarak tanımlıyor.

Kayseri Nazmi Toker Ortaokulunda okuyorken, Yurttaşlık Bilgisi Öğretmenimiz Tufan Doğan Avşargil (Bir dönem CHP Kayseri Milletvekili olmuştu.) Atatürk Milliyetçiliğini; yurt sevgisi, yurttaş sevgisi ve yurttaş dayanışması olarak tarif etmiş ve bir sacayağına benzetmişti.

Vatan, Millet, Bayrak gibi hepimizin içselleştirdiğimiz değerlerimiz var. Fakat içselleştirilen bir değeri, herkes aynı gözle görmez, göremez. Göremedi diye de onun mezarını kazmak mı (öldürmek mi) gerekir?

Hele hele, içselleştirdiğin bir değeri selamlamadı diye bir kuşun yuvasının bozulması, mesaj olarak okuyucuya sunulabilir mi? Oldu mu ya!

Kısa dönem askerliği ilk yapanlardan biri de benim: 1975 yılında, Isparta’da. 4 Aylık kısa dönemin ilk 3 haftası ve son 3 haftası izinli sayılmış ve topu topu 2,5 ay askerlik yapmıştık.

35-40 kişiden oluşması gerekirken, 100 kişiden oluşan takımımızın komutanı, yeni mezun olmuş bir teğmendi. Bizler, üniversite mezunu, kamuda görev yapan kişilerdik.

Zaman zaman Komutanımız savaş senaryoları oluşturur ve bize uygulatmak isterdi. Bir keresinde, “Savaştasınız. Elinizde tüfeğinizle ormanlık bir alanda yürüyorsunuz. Biraz ilerinizdeki bir ağacın arkasında, düşman askerlerinden birinin saklandığını gördünüz. Ne yaparsınız?” diye her birimize teker teker sormuştu. Verdiğimiz cevaplar hemen hemen aynıydı. “El sallarım Komutanım. İşaret dilini kullanırım Komutanım. Cebimden mendilimi çıkarır sallarım Komutanım. Sigara ikram ederim Komutanım…”

Verdiğimiz yanıtlara kızarak bağırıp, çağırmış; fakat hiçbirimizden, “Tüfeğimle nişan alır, ateş eder, öldürürüm.” yanıtını alamamıştı.

Komutanımızın bağırıp, çağırmalarına karşı verdiğimiz tek bir cevap vardı. Her bireyin ve her ülkenin ilke edinmesi gereken, Yüce Atatürk’ümüzün o muhteşem deyişi: “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ.”



Yorumlar - Yorum Yaz
Köşektaşlı Öğretmenler


Köşektaş’ın Öğretmenleri
Bir Hafızanın İzleri

Bu fotograf, Köşektaş Köyü’nün eğitim tarihine tanıklık eden bir yüzeydir.

Siyah beyaz tonların içinde, bir köyün kaderini değiştiren onlarca yılın emeği, sabrı ve inancı görünür. Bu kare, öğretmenliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunun bir hatırlatmasıdır.

Fotografın merkezinde oturan Yahya Doğan, 1941’den 1977’ye kadar tam 36 yıl boyunca aynı okulda, aynı sınıfta, aynı köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretmiştir. Onun ellerinden geçen her çocuk, köyün geleceğine yazılmış bir harf, bir cümle, bir umut olmuştur. Birinci sınıfa başlayan herkesin ilk öğretmeni olmak, bir ömürlük bir bağlılık, bir topluluğa adanmış bir hayat demektir.

Yahya Doğan’ın yüzündeki dinginlik, bu uzun yolculuğun hem yorgunluğunu hem de gururunu taşır. 65 yaşında emekli olduğunda ardında bıraktığı şey yalnızca mezun ettiği öğrenciler değil; Köşektaş’ın hafızasına kazınmış bir eğitim kültürüdür. 1996’da 84 yaşında vefat ettiğinde, köyün belleğinde bir boşluk değil, bir miras bırakmıştır.

Fotografta onun yanında duran Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan ise bu mirasın sürdürücüleridir. On yılı aşan emekleri, Köşektaş’ın eğitim damarının kesintiye uğramadan akmasını sağlamıştır. Kırsal koşulların zorluğuna rağmen her sabah sınıfa giren, her çocuğun gözünde bir ışık arayan bu iki öğretmen, fotografta sessiz ama güçlü bir duruşla yer alır.

Ve İbrahim Özdoğan...
Bu karede genç, umutlu ve üretken bir öğretmen olarak duran İbrahim Özdoğan’ın hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüştür. Amansız bir hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybederek henüz 34 yaşında hayattan ayrılmıştır. Onun erken gidişi yalnızca bir öğretmenin kaybı değil; Köşektaş’ın eğitim yolculuğunda açılan derin bir yaradır. Öğrencilerinin hafızasında sıcaklığıyla, meslektaşlarının belleğinde çalışkanlığıyla, köyün tarihinde ise yarım kalmış bir umut olarak yaşamaya devam eder.

Ve çocuklar...
Öğretmenlerin kucağında, ellerinde, yanlarında duran bu küçük bedenler, Köşektaş’ın geleceğidir. Onların varlığı, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, bir topluluğu büyütmek, bir köyü ayakta tutmak olduğunu hatırlatır.

Arka plandaki ağaçlar, açık alan, kırsal peyzaj — tümü, bu öğretmenlerin çalıştığı koşulları görünür kılar. Büyük kentlerin kalabalığından uzak, imkânların sınırlı olduğu bir yerde eğitim zorlu bir mücadeledir. Bu fotograf, o mücadelenin kanıtıdır.

Bugün bu kareye baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir borcu da hatırlıyoruz:
Köşektaş’ın öğretmenlerine duyduğumuz vefa borcunu.

Yahya Doğan’ın ömrünü adadığı sınıflar, Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan’ın sabırla sürdürdüğü emek, köyün her hanesine dokunan bir ışık olmuştur. Bu fotograf, o ışığın hiç sönmediğini, hâlâ köyün belleğinde parladığını gösterir.
Bu yazı, onların hatırasına bir saygı duruşudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Atanma ve Nakil Bilgileri:

🔘 Yahya Doğan
Köşektaşlı olan Yahya Doğan, 1941 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na eğitmen olarak atanmıştır. Aynı okulda 36 yıl boyunca aralıksız görev yapmış, 1977 yılında 65 yaşında yaş haddinden emekli olmuştur. 1941’den 1977’ye kadar birinci sınıfa başlayan her öğrenci onun eğitiminden geçmiştir. 1996 yılında, 84 yaşında vefat etmiştir.

🔘 Elmas Yavuz
Hacıbektaşlıdır. 1968 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1981 yılında görevinden ayrılmıştır.

🔘 İbrahim Özdoğan
Köşektaşlıdır. 1971 yılında göreve başlamış, on yıl kesintisiz çalıştıktan sonra hastalığı nedeniyle 1981 yılında görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Atanma ve nakil bilgileri: Sinan Uçar