Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam102
Toplam Ziyaret829747
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Rüstem Şen Bir Öğretmendi

RÜSTEM ŞEN BİR ÖĞRETMENDİ



                  

Musa Kâzım Yalım


14 Nisan 2012

---

Öğretmenlik, toplumun ve bireylerin kişiliğini şekillendiren, geliştiren kutsal bir değerdir. Bir meslekten öte, insan ruhunu ve kişiliğini biçimlendirme sanatıdır. Bu sanat, ancak genel kültürün yanı sıra eğitimsel yetişme ve biçimlenme ile mümkün olur.

Peki, öğretmen kimdir? En yalın tanımıyla öğretmen; bilimsel ve sanatsal değerleri yaratanların yaratıcısıdır.

Ne var ki öğretmenlik, yetersiz idarecilerin uyguladığı çağdışı yöntemler nedeniyle işlevini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu yüzden ülkemizde hâlâ, minik yüreklere koşullanmaların perdelediği gerçekleri gösterecek öğretmen eksikliği yaşanmaktadır.

Rüstem, öğretmenliğin gerektirdiği tüm niteliklere sahipti. 1931 doğumluydu ve benden yalnızca bir yaş küçüktü. Hem çocukluk hem öğrencilik hem öğretmenlik yıllarında, hem de gönül ve fikir dünyasında yol arkadaşım oldu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne, Çifteler (Eskişehir) Köy Enstitüsü’nden döndüğüm yıl yazılmıştı. Hemen her hafta sonu bir araya gelir, Köşektaş özlemimizi paylaşır ve hafifletmeye çalışırdık.

Sonraki yıllarda Köy Enstitüleri’nin adı “İlk Öğretmen Okulu” olarak değiştirildi ve enstitüler fiilen kapatıldı. Bu değişiklikle birlikte eğitim süresi dört yıldan yedi yıla çıkarıldı. İşte bu yüzden Rüstem, yedi yıl boyunca özel alan eğitimi aldıktan sonra öğretmen olabildi.

1964-1966 yılları arasında ikimiz de Köşektaş’ta öğretmenlik yaptık. Bu birlikteliğimizde nice doğal sohbetlerimiz, nice müzikli buluşmalarımız oldu.

Rüstem, öğretmenliğin getirdiği sorumluluk ve yükümlülükleri taşıyabilecek bilgi ve beceri kapasitesine sahipti. Ülkemize yararlı bireyler yetiştirmek için var gücüyle çalıştı; öğrettikleriyle mutlu olmayı başardı. Bu bir kanaat değil, gözlemlenmiş bir gerçektir.

Onun vefatını duyduğumda, keşke fırsatım olsa da anılarımızı Köşektaşlılarla dolu büyük bir salonda paylaşabilsem, onu hatıralarla yaşatabilsem diye düşündüm. Sonra çaresizce oturup, anılarımızı kendi kendime anlatmaya başladım; anlattıkça ağladım ve böylece üzerimdeki gamı, kederi dağıtmaya çalıştım. Onu özlemle anıyorum.

---

Musa Kâzım Yalım


Yorumlar - Yorum Yaz
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün farklılık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün -3 Şubat 2026, Salı- vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın yukarıdaki görüntüsünün kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu karede onun varlığından geriye kalan ışığın saklı olduğuna inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026, Salı