Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam290
Toplam Ziyaret829206
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Allahım Döndür Beni - Leyla Uçar Bayazıt

Allahım Döndür Beni!
Leyla Uçar Bayazıt

Hayatı, hiçbir şeyi ertelemeden, dolu dolu yaşayın!

Tarih 09.02.2007. Yer Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Koroner Yoğun Bakım I. Ünite. Saat 13:35. Hani yeniden canlandırılan insanlar hep “öbür taraf”dan bahsederler ya? Ben “öbür taraf”ı görmedim çok şükür. Ama Allah ile baş başa kaldığımı işte orada hissettim. Hayatı hiçbir şeyi ertelemeden dolu dolu yaşamak gerektiğini ve yarının garantisi olmadığını gördüm. Hiç kimsenin hiçbir şeyi ertelemeden sağlıklı ve mutlu yaşaması dileğiyle… Allahım Döndür Beni!


Bir kaç yıl önce geçirmiş olduğu bir rahatsızlık sonrası kaleme aldığı bu güzel öyküyü bizimle paylaşmış olmasından dolayı Leyla Bayazıt'a çok teşekkür ediyor, çok sevdiği biricik kızıyla birlikte sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdürmesini diliyoruz!

kosektas.net


Kızım daha 11 yaşında,
Çok küçük bana çok ihtiyacı var Allah’ım, döndür beni derken,
Hemşire Canan Hanım pijamamı keserek beni soymaya çalışıyordu.
Birisinin kıyafetlerinin kesilerek çıkartılması hep içimi acıtmıştır.
Ben biliyordum ki; artık sonun geldiğine eminlerdi.
Uzaktan derinlerden bir ses ARRESSTT! ARRESSTT! diye bağırıyordu.
“Son” buydu herhalde...
Her şey bitmiş miydi, geride mi kalmıştı,
Üstelik ben kızımı da mı geride bırakacaktım.
Ama O daha o kadar küçüktü ki,
Bana o kadar bağımlı ve ihtiyacı vardı ki,
Her şey, herkes bir yana ama ben, onu nasıl gönül rahatlığıyla bırakabilirdim.
Annem, babam, eşim, kardeşlerim herkes bir yana
Ama ben kızımı nasıl bırakıp gönül rızasıyla gidebilirdim.
Benim yapabileceğim hiçbir şey olmadığının farkına varmıştım.
Etrafımdakiler benim için bir şey yapacaklar mıydı ya da yapıyorlar mıydı hiç farkında değildim
Ama bir şeyin çok iyi farkındaydım.
“Son”um gelmişti.
Ama böyle bir “Son” olmamalıydı.
Ben daha çok gençtim.
Doktorlar nasıl da şaşırmışlardı 39 yaşında enfarktüs.
Aslında ben de ilk başta kendime hiç konduramamıştım.
Hani böyle şeyler benim başıma gelmezdi,
Hani böyle şeyler benim tanıdıklarımın başına gelmezdi,
Hani böyle şeyleri başka insanlar yaşardı.
İşte şimdi ben bu “hani”lerin ortasında kalmıştım.
Hani ben kızıma kardeş doğuracaktım.
Allah’ım şükürler olsun ki kardeş vermemiştin,
Şimdi ben 11 yaşındakini bırakıp gitmeye dayanamıyorum,
Ya 2 yaşında bir tane daha olsaydı onu nasıl bırakacaktım.
Allah’ım beni duyuyorsun biliyorum...
Kızım için beni döndür n’olur!
Bütün her şey ne kadar da boşunaymış.
İşte ben tek başınayım,
Yalnızım,
Allah’ım seninle benden başka kimse yok.
Evim olsaydı ne olacaktı,
Arabam olmasaydı ne olacaktı
Malım mülküm olsaydı neye yarardı işte üstümdeki pijamalarım bile kesilerek çıkarılmıştı
Ve ben senin karşına tek başına, yalnız, hiçbir şeysiz ve hiç kimsesiz, doğduğum gibi geliyordum.
Üstelik minik kuşumu bırakıp geliyordum.
Allah’ım “son” bu olmamalıydı.
Ben değil,
Kızım bunu hak etmiyor.
O, genç kız olduğunda yanında olmalıydım,
Üniversiteden mezun olduğunu görmeliydim,
O’nu gelinliğiyle hayal ettim,
Kucağına bebeğini ilk aldığı anı hayal ettim,
Bunların hiç birisini görmeyecektim ben,
Ben bunları görmeyi hak etmemiş miydim?
Kızım bu kadar özel anları hep annesiz mi yaşayacaktı…
O ne kadar hassas, ne kadar duygusal bir çocuktu,
Şimdi biran cenazem;
Cami avlusu,
Mezarlık,
Hepsi sırayla canlandı gözümde.
Annesinin ölümünü kavrayamamışken daha,
Acıyarak,
Bütün gözler camide onun üstünde.
Tabutuma dokunsa mı uzaklaşsa mı kararsız,
Gözünden dökülen inci taneleri şimdiden yüreğime damladı sanki
Onun bu minicik yüreği bu yaşında bu acıyı nasıl kaldıracaktı?
Babası güçlü görünmeye çalışıyordu,
Babası, hayat arkadaşının kaybını bir yana bırakmış,
Kızını nasıl avutacağının çaresizliğini yaşıyor,
Ama çaresiz.
Ne yapsa onu avutamayacaktı, teselli edemeyecekti,
Bundan büyük çaresizlik olur muydu?

Annemi ve Babamı cenazemde görür gibi oluyorum,
Sanki duyuyorum,
Annemin sesi,
“Allah’ım sıra bendeydi”,
Acı ve isyanla karışık sesini duyar gibi oluyorum
“Ben dururken neden o...”
Artık yaşlı bedenlerini bacakları taşıyamıyordu.
Komşularımın, arkadaşlarımın, tanıdık tanımadık herkesin “yazık olmuş daha çok gençti” dediğini duyar gibi oluyorum.
Mezarlıkta kızımı hayal bile etmek istemiyorum.
O ana kadar sanki yeniden annesi kalkacakmış gibi taa derinlerde bir yerde imkansız bir umut vardı, Ama artık o da sona ermişti,
Ve sözün bittiği yer burasıydı,
Kopma noktası burasıydı.
Annesinin yokluğuna nasıl alışacaktı?
Kızımı kim, nasıl teselli edecekti?
Hiç kimse.
Allah’ım n’olur onu bırakamam daha çok küçük,
Döndür beni.
Döndür Allah’ım.
Duydun beni.
Çok şükür.


09.02.2007 Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Koroner Yoğun Bakım 1.Ünite saat 13:35 hani yeniden canlandırılan insanlar hep “öbür taraf”dan bahsederler ya, ben “öbür taraf”ı görmedim çok şükür. Ama Allah ile baş başa kaldığımı işte orada hissettim. Hayatı hiçbir şeyi ertelemeden dolu dolu yaşamak gerektiğini ve yarının garantisi olmadığını gördüm. Hiç kimsenin hiçbir şeyi ertelemeden sağlıklı ve mutlu yaşaması dileğiyle…

Leyla Bayazıt

01.07.2008

Ekleme Tarihi 2011-04-08


 


Yorumlar - Yorum Yaz
İbramlar Güzergâhı

Köşektaş’ta İbramlar Güzergâhı
Bir ismin, bir hattın hikâyesi

Köşektaş’ın taşlı yollarından biri, bir topluluğun sessiz tanığıdır: Aynı adı taşıyan bir dizi insanın aynı güzergâhta yaşamış olması, belki çevrede bir ilk, belki bir rastlantı, belki de rastlantının ötesine geçen, köy kültürünün kendiliğinden oluşmuş bir mirasıdır.

Bu güzergâh, yıllar boyunca yalnızca ayak izlerini değil; sohbetleri, dayanışmaları, kederleri ve sevinçleri de taşımıştır. Bu güzergâh, yalnızca bir yol değil; bir soyun, bir geleneğin, bir köy hafızasının katman katman birikmiş izlerini barındırır. “İbram” adı, bu hatta yankılanan seslerin, kapı önlerinde edilen sohbetlerin, harman yerinde paylaşılan ekmeğin ve komşuluk hukukunun ortak paydasıdır. Aynı adı taşıyan bu insanlar, birbirlerinden bağımsız hayatlar sürseler de, isimleriyle bu hattın dokusuna işlenmişlerdir.

İbramlar Güzergâhı Üzerindeki İsimler

Her biri kendi hikâyesiyle, lakabıyla, ailesiyle ve yaşanmışlıklarıyla bu hattın bir parçası olmuş; kimi bir anısıyla, kimi bir sözüyle, kimi de sessizliğiyle hafızalarda yer etmiştir:

• Kör İbram (Sol Koca) – hattın en yaşlısı; yılların bilgeliğini taşıyan.
• Sohununoğlu İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla anılan.
• Tahavit İbram – uzak diyarlardan gelip bu hatta yerleşen; adıyla farklılık taşıyan.
• Aşçı İbram – aşçılığıyla hatırlanan, yemeklerin lezzet ustası.
• Hacıhasanınoğlu İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla yaşayan.
• İlle İbram – kararlılığıyla bilinen; sözünden dönmeyen.
• Topal İbram (Hacı Ethem) – bedeniyle değil, yüreğiyle yürüyen; direnciyle anılan.
• Süleyman’ın İbram – babasının gölgesinde büyüyen; aile bağlarıyla tanınan.
• Hacı Hakkı’nın İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla anılan bir başka halka.
• Gülü’nün Halibram – annesinin adıyla anılan.
• Omarça’nın Zekiye’nin İbram – iki kuşağın izini taşıyan; aile hafızasının yürüyen parçası.
• Yaab’ın İbram – sessizliğiyle, derinliğiyle hatırlanan; az konuşup çok dinleyen.
• Çakmak’ın İbram – hattın en genç karakteri; geleceğe dair umudu temsil eden.
• Hacıbekir’in Yusuf’un İbram – üç kuşağın birleştiği bir isim; soy zincirinin güçlü halkası.
• Şakir’in İbram – hattaki son şahsiyet; iyilikseverliğiyle, yardımseverliğiyle bilinen.

Bu isimler, bir araya geldiklerinde yalnızca bir liste oluşturmaz; bir köyün sosyal dokusunu, komşuluk ilişkilerini, lakap kültürünü ve hafızasını görünür kılar.

Tesbit ve Nakil

Bu isimler, yalnızca bir kayıt değil; bir hattın belleği, bir köyün kendi kendini anlatma biçimidir.

Tesbit eden: Kazım Çavuş
Genişleten ve nakleden: Necaşi Güneş

Onların dikkatli gözlemi ve titiz aktarımı sayesinde, bu güzergâh artık yalnızca bir yol değil; geçmişi bugüne taşıyan bir anlatı, bir topluluk hafızası, bir kültürel izlek hâline gelmiştir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası