Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam392
Toplam Ziyaret831385
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Musa Kâzım Yalım - Dr. Salim Çelebi


 

 Adem Güneş - Kâzım Yalım - 1970'li yıllar, Ankara

KÖŞEKTAŞ’TAN PORTRELER

I

KÂZIM YALIM


Yazan ve Sunan Dr. Salim Çelebi


Bu yazının, güler yüzlü, aydınlık kimlikli, çok yönlü, çok hünerli öğretmenimiz Kãzım Yalım henüz hayatta iken kaleme alınmış olması oldukça sevindirici.

Bu yüzden Köşektaşlı Dr. Salim Çelebi'ye, bu anlamlı çalışması için ne kadar teşekkür etsek azdır! "Köşektaş'tan Portreler" adlı çalışmasının devamını sabırsızlıkla ve merakla bekliyoruz.

kosektas.net



İlkokul  öğretmenlerim Yahya Doğan ve Fethi Çelebiydi.

 

Öz be öz amcamın oğludur Fethi Öğretmen.

 

Değer yargılarımız ve saygı anlayışımız farklıydı o yıllarda. Çekinir, korkardık öğretmenlerimizden ve haddimize bile düşmezdi en ufak bir saygısızlık. Bu nedenle, ben tüm öğretmenlerime olduğu gibi Fethi Öğretmenime de hep resmî davranmışımdır.

    

Gerek öğrenciliğimde ve gerekse sonraki yaşamımdaki ilişkilerimiz, “amcamın oğlu” olarak değil de “öğretmen-öğrenci ilişkileri olarak sürmüştür.

    

Çok şeyler öğrenmişimdir Fethi Öğretmenimden; rahmetle ve saygıyla anıyorum.

    

Kâzım Öğretmen de akrabamdır ve halamın oğludur. Benim öğretmenim olmadığı için, ilişkilerimiz resmî değil daha bir samimi olmuştur hep.

    

Her şeyden önce Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunuydu.

    

(Köye son gidişimde Ade Bacıyla (Çelebi) konuştum: Köylü çocukların, Köy Enstitüsüne yönlendirilmesiyle görevli yetkililer köye gelip onu da götürmek istemişler, fakat babası; “Ben kızımdan ayrılamam!” diyerek tüm baskılara rağmen göndermemiş: Hayıflanıyordu.)

    

Kadife gibi bir sesi vardı ve çok iyi ut çalardı Kâzım Ağabey: Köy Enstitüsü mezunu olmanın ayrıcalığı olsa gerek!

    

Geçenlerde, bana gönderilen; köy enstitüleriyle ilgili bir çalışmada gördüm adını ve heyecanlandım.

    

Ben çocukken, babamın ricasını kıramaz ve uduyla bizim eve gelir ve başka gelenlerle birlikte zevkle dinlerdik doyumsuz sesini.

    

Ut, Kâzım Ağabeyin maharetli parmaklarıyla; enstrüman olmasının mutluluğunu yaşardı.

     Kütüphanesi zengindi ve sayılamayacak kadar çok yerli ve yabancı yazarların kitapları vardı.

    

Ben, ortaokul ve lise öğrenciliği yıllarımda okudğum tüm kitapları Kâzım Ağabeye borçluyum.

 

Okumam gereken kitapları tek tek seçerek verirdi. Kendisi evde yoksa, Leyla Yenge (Yalım) kütüphaneden kitap almama müsaade ederdi.

    

Tolstoy’u, Balzac’ı, Dostoyveskiyi, Andre Gide’i, Fakir Baykurt’u,Yaşar Kemal’i... onun sayesinde tanıdım. 

    

Okuduğum; İnce Memet, Yaban, Suç ve Ceza, Vadideki Zambak, Türkiyenin Düzeni, Onuncu Köy...gibi kitaplar onun kütüphanesinden aldığım kitaplardır.

    

Nazım Hikmet şiirlerini ilk kez Kâzım Ağabeyimizden duymuştum.

    

Üniversite öğrenciliği yıllarımda, yaz tatili köye geldiğimde; ben ve benim gibi gelen diğer tüm arkadaşlar bir araya gelir, tartışır ve sohbet ederdik Kâzım Ağabeyimizle.

    

68’li yıllardı...

    

1961 Anayasasının getirmiş olduğu özgürlük ortamında, “Ortanın Solunun” yeni yeni dillendirilmeye başladığı yıllar...

    

“Sömürü,” işci sınıfı,” “kapitalizm,” “emek,” “sermaye” gibi kavramların tartışılmaya başlandığı yıllar...

    

Bizler, öğrenmeye çalışıyorduk; yönümüzü bulmaya çalışıyorduk yani.

    

Eğilip bükülebilen fidan gibiydik, her yöne bükülüp şekillendirilebilirdik.

    

Duygusaldık da üstelik!

    

Ama, gerçekçi ve akılcı düşünüldüğünde; canlı bir örnek vardı karşımızda: Doğup büyüdüğümüz köyümüz, Köşektaşımız ve rehberimiz Kâzım Yalım.

    

Bütün bir yıl çalışıp da emeklerinin karşılığını alamayan köylülerimiz...

    

Ulu önder Atatürk’ün, “Türk Milletinin hakiki efendisi köylüdür.” sözüne rağmen,

sömürülen ve şehirlerde horlanan köylülerimiz...

    

O dönemdeki toplumsal tüm temel çelişkileri Kâzım Ağabeyimizden öğrendik bizler.

    

Adnan’la, öğrencilik yıllarında iki kez görüşebilmiştik İstanbul’da. Bir keresinde evimize gelmişti ve kızımın kara kalem portresini yapmıştı, hâlâ da durur.

    

Bir keresinde de Akademideki atölyesinde ben ziyaret etmiştim. Başarılarıyla gurur duyuyor, mutlu oluyoruz.

    

İyi ki vardın ve varsın: Sana minnettarım, sağ olasın Kâzım Ağabey.

    

Aklımda kaldığı kadarıyla, 1960’lı yıllarda, Kâzım Ağabeyin bize sorduğu bir bilmece – bulmaca vardı. Ben de sevgili okuyucularımıza soruyorum:

    

“Tebeşir temiz midir

Leblebi leziz midir?

Vizenin samanı

Yoncadan semiz midir?”

    

Ve yine aklımda kaldığı kadarıyla, Kâzım Ağabey; “Bale, nişane, mesnede, tajder.” derdi. Ne anlama geldiğini bilmiyorum. Sevgili Lütfullah, bunların yanıtlarını Kâzım Ağabeyden öğrenip açıklarsa sevinirim.

 

Dr. Salim Çelebi


Köyümüz öğretmenlerinden sayın Musa Kâzım Yalım'ın,  "bale nişane mesned-i tacdar" ile ilgili açıklamasına bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsizniz. kosektas.net

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün farklılık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün -3 Şubat 2026, Salı- vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın yukarıdaki görüntüsünün kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu karede onun varlığından geriye kalan ışığın saklı olduğuna inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026, Salı