Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret531016
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Göllüpınar

Fotograf destekçimiz Özcan Antike tarafından Nisan 2009'da çekilmiş bir Göllüpınar fotografı.
GÖLLÜPINAR
 Lütfullah Çetin

      Göllüpınarın taşına
             Bulgur serilir başına
                    Kimseler unutturamaz
                          Uğraşmasın boşuna...

                                           Soğuk suyun akışı
                                                   Serçelerin ötüşü
                                                         Gökyüzünde şenlikti
                                                              Leyleklerin uçuşu...

Hemen hemen yarım asıra yakın bir dönem ayrı kalmış olmasına rağmen, Göllüpınar ve etrafına olan sevgi bağını koparmamış olan Hayati Akdemir’e, çocukluk yıllarına ait anı ve hatıralarını, belirgin bir ruh yapısıyla yazıya yansıtıp, kendi çektiği iki fotograf ve kendi yazdığı ölçülü biçili bir şiirle de süslediği için çok teşekkür ederiz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


ÇOCUKLUĞUMUN GÖLLÜPINARI

 
Hayati Akdemir

Söylemek bile gereksiz. Yaşam için su, oksijenden sonra gelen, vazgeçilmesi imkansız bir maddedir. Temizlik ve arınmak için ise suyun önem ve vazgeçilmezliği anlatmakla bitmez.

Çocukluğumu yaşadığım yıllarda Köşektaş’ta su ihtiyacı, günümüzdeki gibi evlerdeki musluklardan akan suyla değil, çeşmelerden akan ve tüm köy halkının ortaklaşa kullandığı suyla giderilirdi. O yıllarda köy yerinde çeşme demek; hayat demek, şenlik demek, kalabalık demekti. İnsanlar, çeşmelerden akan suyla tüm ihtiyaçlarını giderdikleri gibi, zamanlarının büyük bir bölümünü de çeşme başında ve çevresinde geçirirlerdi...

Köyümüzün sol alt başında yeralan Göllüpınar, vaktiyle çok sayıda kavak, söğüt ve iğde ağaçları, envayi çeşit hayvan türü, temiz ve buz gibi soğuk suyu bulunan bir bölgededir. Esasında Göllüpınar bir çeşmedir. Yıllardır, “Evvelce yeraltından sızan suyun o bölgeye yakın bir yerde birikimiyle bir göl oluşmuş, adını bu gölden almış, birkaç defa yer değiştirdikten sonra şimdiki halini almış, senelerdir gece gündüz demeden, hiç azalmadan, aynı tempoyla akar.” diye anlatılagelir.

Mutluluk anlarımda, çocukluğumu geçirdiğim Göllüpınar ve çevresinde yaşadığım anı ve hatıralar önemli bir yer tutar. Çünkü hemen hemen tüm çocukluğum bu anı ve hatıralarla doludur. Bir başkaydı o zamanlar, çocukluğumun Göllüpınarı. Etrafı çöldeki vaha gibi yemyeşildi. Yücelerden esen rüzgarın vuruşuyla yaprakları âdeta danseden ince uzun kavaklar, serçe sürülerinin durmaksızın öterek şenlendirdiği söğüt ağaçları, dere boyu uzanan mis kokulu iğde ağaçları, leyleklerin kanatlarını açıp, gagalarını öne, bacaklarını da arkaya doğru uzatarak yaptıkları estetik uçuşlar, çığırtkan leylek yavrularının alt ve üst gagalarını birbirine vurarak çıkardıkları tempolu ve ahenkli sesler, kurbağaların gu vak vak sesleriyle şenlendirdikleri dereden duyulan su şırıltısı, harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı ağdalı ve ahenkli ses, Göllüpınar ve çevresine apayrı bir renk, apayrı bir neşe, apayrı bir gizem katardı...

   
 Fotograf: Hayati Akdemir  Fotograf: Hayati Akdemir

Irgatlık zamanı harmandan, tarladan, bağdan, bahçeden, yorgun argın, yayan yapıldak gelen köyümün çalışkan insanları, kendilerini Göllüpınar’a  zor atar, ellerini, yüzlerini yıkayıp serinledikten sonra evlerine giderlerdi. Yük hayvanları, koyun sürüleri, tavuklar, cücükler, bahçeler, Göllüpınar’ın suyuyla sulanırdı. Köyler arası yapılan futbol müsakabaları sonrası, kızgın yaz sıcağında top ve rakip kovalamaktan yorulmuş ve susamış köy gençleri, kana kana suyunu içerlerdi. Suyunu bir türlü paylaşamazlar, kıyasıya kavga ederlerdi, bahçe sulamak, halı, kilim, yün, çamaşır, unluk veya bulgurluk yıkamak için sırada bekleyenler. Çoluk çocuk ve hayvanlarıyla cinganlar gelir konar, çadır kurar, günler, hatta haftalarca kalırlardı başında. Cingan Cemal, Haydar usta ve iki eşi, sarı karıyla kara karı, vazgeçilmez misafirleriydi Göllüpınar’ın.


 
 Fotograf Özcan Antike Fotograf Özcan Antike

Biz çocuklar için en iyi günler, sıcak yaz günleriydi. Fırsat bulduğumuzda gündüzleri ince uzun havuzunda yıkanır, serinlerdik. Bizim için vazgeçilmez olan bir başka eğlence de, gölün kenarında oluşan çamurla çeşitli hayvan ve taşıt figürleri yapar, güneşte kuruturduk. Daha sonra ise, kuruduktan sonra sertleşen ve taşa dönen figürleri birbirleriyle vuruşturarak, türlü türlü oyunlar çıkartırdık...

Yaz akşamları aşağı mahallenin tüm kadınları çeşmenin başına iner; kimi buğday yıkar, kimi ocak çatar, kimi ateş yakar, kimi bulgur kaynatır, kimi bulgur taşlar, kimi bulgur kurutur, kimi bulgur çektirir, kimi bulgur setenletir ve böylece çeşmenin başı 24 saat boş kalmazdı. Bulgur işleri en az üç - dört hafta sürerdi. Analarımız sürekli orada bulgur işleriyle uğraştıklarından, biz çocuklar da orada yer, orada  içer, orada yatardık.

Akşamları çeşmenin başında oturur, Topal Süllü’nün eşi Ayşe’nin anlattığı Cin Masalları’nı, Fati Karı’nın anlattığı Tek Göz Hikayeleri’ni dinlerdik. Hepimizin bir rüyası, bir hayali ve bir yıldızı vardı. Sanki bir cam fanusun içinde yaşardık. Ufkumuz o kadar dardı ki, gökyüzünü sadece Köşektaş’ın üstü ile sınırlı sanırdık. Bazen bir yıldız kayar ona dalar kalırdık, bazen dereden duyulan su şırıltısı, kurbağa sesleri, yılan ıslıkları, bir köpeğin ürüşü, içimizi ürpertir, usulca kalkar, serginin hemen yanıbaşına yapılmış yatağa girer, kapkaranlık gecede yaldızlı ve yıldızlı gökyüzünü seyreder ve sonra da uyurduk...

Sabahın erken saatlerinde ise, ya çeşmeden akan suyun şırıltısı,  ya yeni doğan güneşin saçtığı ışık ve sıcaklık, ya Topal Süllü’nün tuvaletinin üzerinde konaklayan çığırtkan leylek yavrularının çıkardığı tıkırtılar, ya harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı şıngırtı, ya kavak ve söğüt ağaçlarına konmuş kuşların koro şeklinde çıkardığı cıvıltılar ya da dere boyu uzanan iğde ağaçlarının etrafa saldığı o mis ve başdöndürücü kokuyla uyanırdık...

Göllüpınar etrafında serince,
Suyu akar, gölü vardır derince,
Açar çiçekleri bahar gelince,
Göllüpınar, rüyalarımın bahçesi... 
 
Bir yanı dere, bir yanı yoldur,
Her yanı yeşil, ağacı boldur,
Akarken suyu, testini doldur,
Göllüpınar, çocukluğumun çeşmesi...
 
Hayati Akdemir

Evvelce: Önceden, eskiden.

Vaha: Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı ve önemi suyun niceliğine bağlı olarak değişen tarım veya yerleşim bölgesi.

Irgatlık: Rençberlik, çalışma zamanı.

Harman: Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek taneleri başaklarından ayırma işnin yapıldığı yer, mekan, mevkii.

Ağdalı: Kolay bilinmeyen, anlaşılması güç.

Ahenkli: Uyumlu, düzenli, eğlenceli.

Yayan Yapıldak: Herhangi bir yere yaya olarak, yalın (çıplak) ayakla yürüyerek gitme.

Cücük: Civciv.

Cingan ( Halk Dili): Çingene.

Cingan Cemal: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Haydar Usta: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Sarı Karı: Haydar Usta’nın ilk eşi.

Kara Karı: Haydar Usta’nın ikinci eşi.

Ocak Çatmak: Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma gibi amaçlarla kullanılan yeri ateş yakmaya hazır duruma getirme eylemi.

Bulgur Setenletmek:

Fati Karı: Fati Çöl.

Topal Süllü: Süleyman Ceyhan.

Ayşe: Ayşe Ceyhan.

Cam Fanus: Çeşitli süs eşyalarını korumak için kullanılan yarım küre biçiminde cam kap.

Ürmek: Havlamak.



Yorumlar - Yorum Yaz


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER