Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam612
Toplam Ziyaret832860
Resim Tanıtım Köşesi

Norman Rockwell

11 Ocak 1966, Look Magazine, Picasso vs Sargent

Bir duvarda John Singer Sargent’in, diğerinde Picasso’nun bir tablosunun sergilendiği bir galeri salonu. Sargent’ın Bayan George Swinton portresi 1897’de, Picasso’nun Marie-Thérèse Walter portresi ise 1930’larda yapılmış. Kızıl saçlı, genç ve zarif bir kadın Picasso’nun kübist tablosuna bakarken; başka bir kadın ile küçük kızı, Sargent’ın özenle hazırlanmış yaldızlı çerçevesi içinde yer alan büyük portresini inceliyor.

Sargent’ın tablosunun önündeki kadın saçlarını bigudilere sarmış, mantosunu ve topuklu ayakkabılarını giymiş; kızı da annesi gibi saçlarını bigudilere sarmış, elinde oyuncak bebeğini tutuyor. İkisi de uzun bir dönemin idealize edilmiş zarafet ve güzellik anlayışını temsil eden bu portreye bakıyor.

Kızıl saçlı genç kadın ise kot pantolon, düz çizmeler ve siyah bir kazak giymiş; deri ceketini kolunda taşıyor. Picasso’nun kübist portresine bakarken rahat ve özgüvenli bir hâli var.

Norman Rockwell, 1963’te The Saturday Evening Post’tan ayrıldıktan sonra LOOK Magazine ve diğer bazı yayınlar için çalıştı. The Saturday Evening Post için yaptığı kapaklar Amerikan kültürünün idealize edilmiş, nostaljik bir görünümünü sunuyordu; ancak dergiden ayrıldıktan sonra üslubu ve odağı değişti. Çalışmaları giderek çevresindeki insanların taşıdığı endişelere yöneldi: sivil haklar hareketi, savaş ve yoksulluğun yarattığı toplumsal kaygılar, sanat ve bilimdeki modern gelişmeler…

Picasso ise modernizmi sanat dünyasına taşıyan en önemli figürlerden biriydi ve kültürel dönüşümlere öncülük etti. 1960’lar aynı zamanda sivil haklar hareketleri, kadın hareketleri ve sosyal normlara meydan okunan büyük kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Artık kadınlar annelerinin izinden gitmiyordu; odakları yalnızca eş ya da anne olmak değil, merak ederek ve sorgulayarak toplumda kendi seslerini duyurmak hâline geliyordu.

→Bu resim betimlemesi, İngilizce aslından Türkçeye uyarlanmıştır.


kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Musa Kâzım Yalım I

Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu Bir Köşektaşlı

 

 Musa Kâzım YALIM


 Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu sayın Musa Kâzım Yalım; 10.03.2008 tarihinde Ankara'da başarılı bir kalp ameliyatı geçirmiştir. Sevgili öğretmenimize geçmiş olsun dileklerimizi iletir, upuzun bir yaşam dileriz!

 kosektas.net, 14/03/2008


 DARGIN AYRILMAYALIM DİYE KOŞTUM SANA DÜN AL GONCAYI DEREMEDİM


Geriden baktığınızda beyazlaşmış saçları ve başına taktığı kasketi ile Attilâ İlhan ’ı andırıyor. Ankara’ da çok mütavazi bir yaşam sürdürmekte. Güzel sanatların hemen hemen her dalıyla ilgileniyor; kitap yazıyor, resim çiziyor, ud çalıyor. Cumhuriyet Gazetesi’ nde misafir yazarlık yapıyor. “Biz bir zamanlar, harman yığınlarının gölgeliklerinde memleket sorunlarıyla haşır neşir olur, onlara kafa yorardık.” diye başlıyor sözlerine ve devam ediyor: “Gelişmek istiyorsak bilimin ne olduğunu hepimiz daha iyi anlamak zorundayız. Düşüncelerimizin, psikoloji ve aklımıza gelebilecek her şeyin bilimden yola çıktığını unutmamalıyız!” diyor. Daha sonra ise, Ortaçağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olan Rönesans’ a, Fransız Jean-Baptiste Poquelin, daha bilinen adıyla Molière’ e, İtalyan Galileo Galilei’ye, İngiliz Shakespeare’ e, güzel sanatlara ve onlara gösterilmesi gereken öneme getiriyor sözü. “Atatürk’ ün istediği farklı şeyler değildi aslında. Fakat 1950 ve  1980’de yapılan dayatmalarla yeniden başa dönüldü. Ülkenin bugünlere gelmesinde büyük pay sahibidir öğretmenler!” diye devam ediyor ve ekliyor: “Yazacağım. Umarım herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaşmam da  ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Arkadaşlarla tartışırken hep söylemişimdir. Yine söylüyorum. Zaman boş oturma zamanı değil. Herkesin kalkıp bir şeyler yapması gerekiyor.” diyor ve ud’ unu alıyor eline.  Kısa bir taksimden sonra etrafındakilere: “Türkü mü istersiniz, şarkı mı?” diye soruyor ve başlıyor çalmaya. Arkası yarın...
 ♣ M. Kâzım Yalım'ın çalışmalarından  bazıları

Öğretmenler I, II

Güzel Sanatlar İlgi Bekliyor

Öğretmenler III, IV

 Köy Enstitüleri I

 Köy Enstitüleri

 Köy Enstitüleri II

 Köy Enstitüleri III Köy Enstitüleri IV

Köy Enstitüleri V

 Bâlâ Nişani Mesne-i Tacdar 
 Köy Enstitülerinin Kapatılması  

  Lütfen dikkat!

 

 

Bu sitede yayınlanan kaynakların her hakkı saklıdır. Kopya edilerek çoğaltılamaz, başka bir sitede yayınlanamaz!

kosektas.net


 


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşektaş Hikayeleri


Kocaoğlan
Celalettin Ölgün

Köşektaş’ı, insanını ve geçmişini tümdengelimle değil, aldığı duyumlar ve yaptığı gözlemlerle anlatarak, gösterilmek isteneni değil, var olanı göstermiş olan Celalettin Ölgün’e çok teşekkür ediyoruz!

kosektas.net


Köyümüzde geleneklerin birçoğu yıllardır hiç değişmeden yaşatılır. Kış mevsiminin yarıya bölündüğü 15–17 Şubat günleri arasında düzenlenen “Saya” olarak bilinen oyun da bunlardan biridir. Saya, eski Türk geleneklerinden olup kuzuların ana karnında tüylenmeye başladığı günlerde yapılan bir kutlamadır.

“En iyi sayayı Kelik Derviş donatır” derlerdi. Sayada; elinde palaskasıyla önüne geleni döven, yüzü tava karasıyla boyanmış “Arapoğlu”; koldan kola geçirilmiş uzun bir sopanın üzerinde beyaz giysiler içinde “şebek”; kadın giysileri giymiş ama kim olduğu belli olmayan erkek “gelin”; çoban kürküne sarılmış “ayı”; “köse” ve tef çalıp türkü söyleyerek bunları oynatan gençler, Kelik Derviş’in elinde yeni bir kimlik kazanırdı.

Sayanın oynandığı evlerden yağ, bulgur, şeker ve para toplanır, sonra bunlar paylaşılırdı. Tefçi dışında tüm oyuncuların arkasındaki en büyük zil ya da “çan”ın çıkardığı ses, sayanın görkemiyle orantılı olurdu ve bu ses köyün öbür başında bile duyulurdu. Köyün tüm evleri—eğer “saya geliyor” diye ışıkları söndürüp içeri saklanmamışlarsa—dolaşılır, her kapıda saya oynanırdı.

Geçmiş yılların birinde, Kelik Derviş’in evinde yine görkemli bir saya donatılmış. Türkücü ve tefçi olarak Sahre’nin Hacı görevlendirilmiş. Epey dolaştıktan sonra, iri yarılığıyla ün salmış ve “Kocaoğlan” namıyla bilinen Yusuf’un (Şahin) evine gelinmiş. Kocaoğlan kapıya çıkar çıkmaz Hacı türküsünü tutturmuş:

Ortaköy’ün yağmuru, Kocaoğlan
Çıkamıyom çamuru, Kocaoğlan
Kocaoğlan’ın ayağı, Kocaoğlan
Canı istiyor dayağı, Kocaoğlan...

Hacı türküsünü söylerken, gelin rolünde oynayıp dans eden kişinin Kocaoğlan’ın oğlu Asım’dan başkası olmadığı anlaşılmış. Kocaoğlan ilk başta kendisiyle alay edildiğini fark etmemiş; ancak “Kocaoğlan şöyle, Kocaoğlan böyle” söylemlerinin uzamasıyla, söylenenleri kavradıktan sonra eline bir sopa alıp:

“Ne diyo bunlar!” diyerek sayacıları kovalamaya başlamış.

Köşektaş düğünlerinin renkli simaları Kel Köçek ile Kelik Derviş yanyana ve kolkolalar.


Kelik Derviş: Derviş Tek. Kurtuluş Savaşı gazisidir. Yarı erkek yarı kadın bir yaşam tarzı sürer; giyim ve davranışlarıyla kadınlara özenirdi.
1974 yılında ölmüştür.


İlhan (?): Kel Köçek. Aslen Adanalıdır. Hacıbektaş’ta yaşar; kendine özgü kostümü ve oyun stiliyle çevre köylerin düğünlerine neşe katardı.
Ölümü ?

Kocaoğlan: Yusuf Şahin. Kurtuluş Savaşı’na katılmış, fakat daha sonra kaçmıştır. Bu sebeple İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmış, idama mahkûm edilmiş, daha sonra afla kurtulmuştur.
1983 yılında ölmüştür.