Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam242
Toplam Ziyaret827541
İbrahim Özdoğan

İbrahim Özdoğan
1950 - 1984

Tartışma götürmez bir gerçek: Zaman çok çabuk akıp gidiyor. Onu durduramadığımız gibi, bizi kendi akışına sürüklemesine de engel olamıyoruz. Zaman ilerledikçe yalnızca günler değil, insanlar ve onların bıraktığı izler de yavaş yavaş görünmez hâle geliyor. Çoğu kişiden ya tesadüfen ya da ancak vefat ettiklerinde haberdar oluyoruz.

Henüz otuzlu yaşlarda kaybettiğimiz öğretmen İbrahim Özdoğan da onlardan biri. Daha hayatının baharında amansız bir hastalığa yakalanmış, bir süre mücadele etmiş ve 1984 yılının sonbaharında hayata veda etmiştir. Aradan kırk yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, onu tanıyanların hafızasında bıraktığı etki varlığını hâlâ sürdürmektedir.

İbrahim Özdoğan, 1971 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na atanmış, 1981 yılında görevinden ayrılmış ve bu süre boyunca Köşektaş Köyü’nün eğitim‑öğretim faaliyetlerine on bir yıl kesintisiz katkıda bulunmuştur¹.

İbrahim Özdoğan, öğreticiliği, insani ilişkileri, dostluğu ve hatırbilirliğiyle örnek bir öğretmen, örnek bir insandı. Köşektaş’ta görev yaptığı on bir yıl boyunca başarılı öğrenciler yetiştirdi².

İbrahim Özdoğan’ın Köşektaş Köyü İlkokulu’ndaki görev süreci incelendiğinde, o dönemin köydeki kültürel etkinliklerin niteliği üzerinde belirgin bir etki yarattığı görülür. Özellikle piyes, kısa oyun ve benzeri sahne etkinliklerine yönelik çalışmaları, köy halkının sahne oyunlarına olan ilgisinin artmasına katkı sağlamıştır. Milli bayramlar kapsamında hazırladığı kısa skeçler ise iki yönlü bir işlev üstlenmiştir: Bir yandan köy halkının kültürel etkinliklere olan ilgisini güçlendirmiş, diğer yandan öğrencilerin kendilerini ifade etme becerilerinin gelişimine destek olmuştur. Bu durum, İbrahim Özdoğan’ın eğitim faaliyetlerinin yalnızca sınıf içi öğretimle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel yaşam üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir.

Büyük küçük herkes tarafından sayılan ve sevilen İbrahim Özdoğan’ın genç yaşta hayata veda etmesi, özellikle annesi, kardeşleri ve yakın arkadaş çevresi için derin bir üzüntü kaynağı olmuş; bu üzüntü zaman içinde çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir. Zaman geçse de, onun ardından duyulan özlem ve bıraktığı insani ılımanlık, Köşektaşlıların hafızasında sessiz ama kalıcı bir yankı olarak varlığını sürdürmektedir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

𝗗𝗶𝗽𝗻𝗼𝘁𝗹𝗮𝗿

[1] Sinan Uçar, atanma ve nakil bilgisi
[2] Celalettin Ölgün: “Köşektaş’ta Altına Bakmadık Taş Bırakmadık” adlı çalışmada yer alan, “Yel Öttürdü” adlı öyküden alınmış pasaj.

Güzel Sanatlar

SANAT, FELSEFE VE BİLİM YAZILARI

Musa Kâzım Yalım

Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu


Köy Enstitülü Musa Kâzım Yalım`ın 11 Aralık 2005´te Cumhuriyet Gazetesi`nde yayınlanan "Güzel Sanatlar İlgi Bekliyor" adlı yazısı...Sanat değeri yüksek bu yazıyı sitemize bahşeden Köy Enstitülü sayın Musa Kâzım Yalım`a teşekkür ederiz! kosektas.net


Güzel Sanatlar İlgi Bekliyor

Anlaşılan o ki, Türkiye'de, güzel sanatlarla ilgili değerlerin değeri, hâlâ kavranamamış durumda. Oysa Rönesans hareketi, resim sanatıyla başlamıştır. Resim sanatıyla doğaya ve onun bir parçası olan insana dönülmüştür. Bundan sonra da doğayı ve insanı araştırıp incelemeyle deneysel metoda geçilmiştir. Bilimin ve tıp biliminin, hızla gelişmesi ve bugüne ulaşması sağlanmıştır. Güzel sanatlar ve bilim, demokrasi ve hoşgörünün kaynağıdır. Güzel sanatların ve bilimin önemsenmediği toplumlarda demokrasi de olamaz. Çağdaş dünyada, demokrasiyi tam anlamıyla uygulayan toplumlar, güzel sanatlara ve deneysel metoda dayalı bilimsel bilgiye borçludur. Güzel sanatlara ve bilime dayandırılmayan demokrasi, göstermelik ve aldatıcıdır. Güzel sanatlar, bilimin, yaratıcılığın ve hümanizmin anasıdır. Güzel sanatlar, insansal duyguların dostu, içgüdüsel duyguların da düşmanıdır. İnsanı insanlaştıran güzel sanatlar ve bilimdir. İnsan hayatta ne kadar bilgilenmiş ve ne kadar güzel sanatlarla ilgilenmişse, o oranda insani değerlere ulaşmıştır. Güzel sanatlar ve resim sanatıyla ilgili olarak, dünya çapındaki büyüklerin görüşleri, güzel sanatlara ve özellikle de resim sanatına çok büyük önem vermemizi zorunlu kılıyor

Büyük sanatçı Leonardo da Vinci, eşi ve benzeri bugüne kadar daha dünyaya gelmemiş, Tanrı tarafından çok yönlü ve ayrıcalıklarla yaratılmış tek insandır. Yüce Tanrı, dünyada hiçbir öke (dâhi) için bu kadar cömert davranmamıştır.

Atatürk 'ün, resim sanatı ve güzel sanatlarla ilgili görüşleri, çağdaş Türk sanatına ve sanatçısına ışık tutacak ve sanatta gidilecek yolu gösteren köklü bir devrim niteliğindedir. Yazar İhsan Akay , Atatürk ile ilgili ''Atatürkçülüğün İlkeleri'' adlı yapıtının 166. ve 167. sayfalarında şöyle diyor:

''...Atatürk'ün, yaşamayı sever, iyimser bir insan olduğunu gördük... Yeryüzüne tutkun bir adam, resim sanatına sırt çeviremezdi. Devrim ateşi içinde resim ve heykel sanatına da ilgi duydu ve izlenmesi gereken yönleri gösterdi. Yeni Türk resmi, İslam geleneğinden uzaklaşıp Batı tarzı ile yoğrulacak, Türk'e özgü olanı renk ve çizgi halinde verme çabası güdecekti...

Yurt gerçeklerinin çizgi ve renkle de bir an önce anlatılmasının özlemini çekiyordu Atatürk. Kendi toplumsal yaşayışını Batı'daki gibi tabloya ve heykele, din geleneği yüzünden aktaramamış olan ülkemiz, Batı'ya yöneliş çağında gerçekleştirmek zorundaydı bu özlemi. Soyut sanat ve başka etkenler biraz köstekledi bu gidişi. Ama bilelim ki zamanı geldiğinde, sanatta da Atatürk'ün çizmiş olduğu yola dönülecektir.''

1 Kasım 1936'da BMM'nin açılış söylevinde yine güzel sanatlar konusuna değinir Atamız: ''Güzel sanatların her şubesi için, kamutayın göstereceği ilgi ve emek, ulusun insanlık ve uygarlık hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir. Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.''

Atatürk ile Leonardo da Vinci'nin güzel sanatlar ve bilimle ilgili değerlendirmeleri, büyük ve tam bir benzerlikle örtüşmektedir.

Musa Kâzım YALIM
Eğitimci

Cumhuriyet-11.12.2005 Günü 2. Sayfa - Cumhuriyet Gazetesi Arşivi



Yorumlar - Yorum Yaz
Ruhande Tandoğan
Fotograf: ASTÖB

Ruhande Tandoğan
İki Ülke Arasında Bir Köprü

Köşektaş’tan Almanya’nın Osnabrück kentine uzanan bir hayat.

Ruhande Tandoğan, sadece bir öğretmen değil; iki kültür arasında köprü kuran, insanları birbirleriyle kaynaştıran bir Cumhuriyet kadınıydı. Onun hikâyesi, köklerinden kopmadan dünyaya açılmanın ve değer yaratmanın hikâyesidir.

Ruhande Tandoğan, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine bağlı Köşektaş Köyündendir. Anadolu’nun dinginliğini, insanlarının ılımanlığını ve dayanışma ruhunu daha genç yaşta içine sindirdi. Bu değerler, onun ilerideki yaşamında yol gösterici oldu. 2025 yılında elim bir trafik kazasında hayata veda ettiğinde, ardında dokunduğu hayatlarda silinmeyecek izler bıraktı.

Almanya’da Bir Eğitim Elçisi

Osnabrück’te geçirdiği uzun yıllar boyunca Ruhande Tandoğan, Türkçe öğretmeni olarak çok sayıda öğrencinin hayatına dokundu. Onun nezdinde Türkçe sadece bir dil değil; kimlik, aidiyet ve kültürün taşıyıcısıydı. Öğrencilerine kelimelerle birlikte özgüven, farkındalık, değerbilirlik, kökleriyle bağ kurma gücü ve gelecek için umut aşıladı.¹

Ruhande Tandoğan’ın çabaları bunlarla sınırlı kalmadı:

➡️ Osnabrück Türk Veliler Birliği’nin kurucu üyesi olarak aileleri eğitimin bir parçası hâline getirdi.²

➡️ FöTEV Nds e.V. (Föderation Türkischer Elternvereine) çatısı altında, Aşağı Saksonya’daki Türk veli derneklerini bir araya getirerek güçlü bir dayanışma ağı oluşturdu.³

Onun ilkeleri açıktı: fırsat eşitliği, eğitim ve uyum. Bu kavramlar, onun hayatının pusulasıydı.⁴

Köşektaş’a Uzanan Bağlar

Her ne kadar yaşamını Almanya’da sürdürmüş olsa da, doğduğu topraklarla olan bağı hiçbir zaman koparmadı. Köşektaş, onun için yalnızca doğduğu yer değil; kimliğinin, değerlerinin ve aidiyet duygusunun temelini oluşturan bir merkez niteliğindeydi.

Köşektaş’a gerçekleştirdiği her ziyarette toplumsal ve kültürel yaşama katkı sunmayı bir sorumluluk olarak gördü. Özellikle Cumhuriyet kutlamalarının düzenli hâle gelmesine öncülük ederek bu etkinliklerin köyde bir gelenek olarak yerleşmesine önemli katkılar sağladı.⁵ Bu çabaları, hem ortak değerlerin korunmasına hem de Köşektaş’ta güçlü bir toplumsal birliktelik duygusunun sürdürülmesine hizmet etti.

Bir Ömrün Özeti

Ruhande Tandoğan, yaşamı boyunca iki kültür arasında köprü kuran örnek bir temsilci olarak öne çıkmıştır. Almanya’daki Türk toplumu için olduğu kadar, doğduğu Köşektaş Köyü için de daima bir gurur kaynağı olmuştur.

Eğitime yönelik özverili çalışmaları, toplumsal dayanışmayı güçlendiren katkıları ve kültürel değerlere bağlılığı, onun adını kalıcı kılan temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nitelikleriyle hem görev yaptığı çevrelerde hem de köklerinden aldığı güçle şekillenen toplumsal hafızada saygıyla anılacak bir miras bırakmıştır.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

𝗗𝗶𝗽𝗻𝗼𝘁𝗹𝗮𝗿

1. ASTÖB (Aşağı Saksonya Türk Öğretmenler Birliği) Başkanın doğruladığı bilgiler.
2. Osnabrück Türk Veliler Birliği kayıtları.
3. FöTEV Nds e.V. (Föderation Türkischer Elternvereine) bilgi kayıtları.
4. FöTEV ve Osnabrück Türk Veliler Birliği’nin ortak açıklamaları.
5. Köşektaş köyü yerel etkinlik kayıtları.