• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret876799
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Sorgucu Melek - Fadime Çöl


ŞİİR, TÜRKÜ VE MANİLERİMİZ

Fadime ÇÖL


Köşektaşlı Prof. Dr. Güven Çelebi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gördüğü yıllarda köye gelir, Afırtlık Mevkii'nde bulunan çok eski bir mezarı açar, yıllar önce defnedilmiş bir ölünün  kafatasını günışığına çıkartır ve alır götürür. Amacı, o yıllarda öğrenim gördüğü fakültede araştırma yapmaktır. Bu olay köyde duyulur ve çok büyük bir yankı yaratır. Fadime Çöl, günün birinde, Prof. Dr. Güven Çelebi tarafından açılmış olan mezarın başına gider, oracıkta oturur ve şu dizeleri sıralar.


Oturalım bugün seninle,
Kerem edip konuş benimle,
Kaç yıl oldu sen gideli?
Kafayı da saldın elden.

Oğlun kızın var mıydı?
Dünya sana dar mıydı?
Ne ektiniz, ne biçtiniz?
Geçiminiz zor muydu?

Giydiğiniz deri miydi?
Yediğiniz darı mıydı?
Okudunuz yazdınız mı?
Zekanız geri miydi?

Su dağları aştın mıydı?
Cılga yola düştün müydü?
Bindiğiniz neydi ola?
Sen havada uçtun muydu?

Deveye yük çattın mıydı?
Sen ofise gittin miydi?
Nohut, mercimek, fiğ,
Hububat da sattın mıydı?

Arkaçlarda yattın mıydı?
Koyun kuzu güttün müydü?
Hacı mıydın hoca mıydın?
Medine`ye gittin miydi?

Karasapan sürdün müydü?
Kendir yural ördün müydü?

Sebzesiyle meyvesiyle,
Elmalığı gördün müydü?

Tırpan orak biçtin miydi?
Gayet yorgun düştün müydü?
Ayranlığı iki keçi,
Meysu kola içtin miydi?

Köy mü yayla mıydı?
Bir topluluk aile miydi?
Çeşmenizde taştan oluk,
Mühendisiniz böyle miydi?

Ahmet miydin Ali miydin?
Padişahın oğlu muydun?
Memleketin nereyidi?
Sen Şırnak’ı bilir miydin?

Anam bacım yoldaşlarım,
Tüm yıkılmış baş taşların.
Terör bize bela oldu,
Kalkınsana gardaşlarım.


Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355