Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam268
Toplam Ziyaret827844
İbrahim Özdoğan

İbrahim Özdoğan
1950 - 1984

Tartışma götürmez bir gerçek: Zaman çok çabuk akıp gidiyor. Onu durduramadığımız gibi, bizi kendi akışına sürüklemesine de engel olamıyoruz. Zaman ilerledikçe yalnızca günler değil, insanlar ve onların bıraktığı izler de yavaş yavaş görünmez hâle geliyor. Çoğu kişiden ya tesadüfen ya da ancak vefat ettiklerinde haberdar oluyoruz.

Henüz otuzlu yaşlarda kaybettiğimiz öğretmen İbrahim Özdoğan da onlardan biri. Daha hayatının baharında amansız bir hastalığa yakalanmış, bir süre mücadele etmiş ve 1984 yılının sonbaharında hayata veda etmiştir. Aradan kırk yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, onu tanıyanların hafızasında bıraktığı etki varlığını hâlâ sürdürmektedir.

İbrahim Özdoğan, 1971 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na atanmış, 1981 yılında görevinden ayrılmış ve bu süre boyunca Köşektaş Köyü’nün eğitim‑öğretim faaliyetlerine on bir yıl kesintisiz katkıda bulunmuştur¹.

İbrahim Özdoğan, öğreticiliği, insani ilişkileri, dostluğu ve hatırbilirliğiyle örnek bir öğretmen, örnek bir insandı. Köşektaş’ta görev yaptığı on bir yıl boyunca başarılı öğrenciler yetiştirdi².

İbrahim Özdoğan’ın Köşektaş Köyü İlkokulu’ndaki görev süreci incelendiğinde, o dönemin köydeki kültürel etkinliklerin niteliği üzerinde belirgin bir etki yarattığı görülür. Özellikle piyes, kısa oyun ve benzeri sahne etkinliklerine yönelik çalışmaları, köy halkının sahne oyunlarına olan ilgisinin artmasına katkı sağlamıştır. Milli bayramlar kapsamında hazırladığı kısa skeçler ise iki yönlü bir işlev üstlenmiştir: Bir yandan köy halkının kültürel etkinliklere olan ilgisini güçlendirmiş, diğer yandan öğrencilerin kendilerini ifade etme becerilerinin gelişimine destek olmuştur. Bu durum, İbrahim Özdoğan’ın eğitim faaliyetlerinin yalnızca sınıf içi öğretimle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel yaşam üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir.

Büyük küçük herkes tarafından sayılan ve sevilen İbrahim Özdoğan’ın genç yaşta hayata veda etmesi, özellikle annesi, kardeşleri ve yakın arkadaş çevresi için derin bir üzüntü kaynağı olmuş; bu üzüntü zaman içinde çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir. Zaman geçse de, onun ardından duyulan özlem ve bıraktığı insani ılımanlık, Köşektaşlıların hafızasında sessiz ama kalıcı bir yankı olarak varlığını sürdürmektedir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

𝗗𝗶𝗽𝗻𝗼𝘁𝗹𝗮𝗿

[1] Sinan Uçar, atanma ve nakil bilgisi
[2] Celalettin Ölgün: “Köşektaş’ta Altına Bakmadık Taş Bırakmadık” adlı çalışmada yer alan, “Yel Öttürdü” adlı öyküden alınmış pasaj.

Kele Kız Sini Geliyor - Dr. Salim Çelebi

 
 Fotograf tutkunu N. Cengiz Şen Tarafından Çekilmiş Bir Köşektaş Fotografı
 

KÖŞEKTAŞ’TA DÖRT MEVSİM

 III- “KELE KIZ SİNİ GELİYOR”

Dr. Salim ÇELEBİ



Bağlar bozulur, harmanlar kalkar ve tüm kış hazırlıkları bittikten sonra Hamam Pazarına gidilirdi: Günümüzde, kaplıcalarıyla ünlü Kozaklının bizim oralardaki adıydı Hamam Pazarı.

Bir gün tespit edilir, kağnısıyla veya at arabasıyla düşerdi tüm köylü yola.
Yatak yorgan da götürülür, üç dört gün kalınırdı: Otel veya pansiyonlarda değil, açıkta veya kurulan çadırlarda yatılırdı.
Büyükçe bir havuz ve çevresindeki beş altı yerde, suların fokur fokur kaynadığı bir alan kalmış aklımda.
İsmet ağabey (Şahman) önce İbrahim’i (Çelebi) sonra da beni, omuz başlarımızdan tutarak üçer kez daldırıp daldırıp çıkarmıştı Kozaklıdaki sıcak su  havuzuna; üç dört yaşlarında çocuktuk henüz.

Belki güzün daha çoktu ama her mevsimde yapılırdı köyümüzde düğün.

Okuntu dağıtılarak davet edilirdi herkes düğüne. Mutlaka büyük baş hayvan kesilir ve yemekler yapılırdı. Parmaklarına taktığı zillerle, şıkıdım şıkıdım oynardı kadın giysileri giyen köçek. Komşu köylerden gelirdi ve tuhafımıza giderdi bir erkeğin öyle giyinmesi ve oynaması!

Köyümüzde yapılan üç düğünden çok küçük izler kalmış aklımda:

Biri, Hacelinin düğünüydü ki deve donatılmıştı.

Selbinin (Selvi) düğününü de anımsıyorum: Komşumuzdu ve Parkinsonluydu  babası Hüseyin Amca (Gökduman). Titremeleri daha da artmış, kapılarının hemen yan tarafına çömelmiş ve gözyaşı döküyordu gelin olarak evi terk edecek kızı için.

Bir de Fevzi’nin düğünü kalmış aklımda. (Gülsüm Ebenin oğlu: Lakabı, Kör Ferzi )                    

Gelin getirilmiş ve tam evimizin önünden aşağıya dönüyordu ki, duvağının üzerinden bakliyat ve bozuk para saçtılar. Ben de saçılanlardan 25 kuruş para bulabilmiştim yerde...

Kışın yenmesi için turp ve havuç gömülürdü toprak altına.

İki yıl koç güttüm. Galiba Abidin (Erdem) ile birlikte güttük. Ayrı güdülürdü koçlar.

Hiç unutmam, İlhan; (Mükür Amcanın oğlu) “Sülü Emminin hatırı var: Bu sene de ete hasret kalacağız“ diye espri yapmıştı.

Beş altı aydı koyunların gebelik süresi ve bu göz önünde bulundurularak zamanı geldiğinde ayrılırdı koçlar sürüden; böylece, kuzuların doğum zamanının bahara gelmesi sağlanmış olurdu.

Sürüden ayrılan koçlar, zamanı geldiğinde rengarenk boyalarla boyanır, boyunlarına geçirilen ipten tutularak gezdirilirdi sokaklarda.

Bazen kavga ederdi koçlar, her ikisi de geri geri çekilir ve sonra birbirlerine doğru koşarak tokuşurlardı.

O yılın buğdayından yapılırdı bulgur:

Önce yıkanarak taşından ve toprağından temizlenir ve bakır kazanlarda kaynatılarak hedikleşmesi sağlanırdı. 

Dam başlarına serilerek kurutulurdu hedik ve kuruyuncaya kadar da dam başlarında yatılırdı.

Sokuda dövülürdü kuruyan hedik. Köyümüzün sokusu, Kâtip amcaların evinin altında, ilkokulumuzun yukarısından geçen yolun üzerindeydi. İçi oyuk granit bir taştı soku. Hediği dövmek için özel tokmaklar vardı; Dört delikanlı karşılıklı olarak geçerler ve aynı sırayla vururlardı sokunun içine koyulan hediklere.

Sokunun yerini, at veya eşekle çekilen setenler aldı daha sonraları.

Sokuda zedelenen hedik tanelerinin bulgurlaşabilmesi için çekilmeleri gerekirdi.

Genç kızlar, imeceyle her gece bir evde bulgur çekerlerdi.

Tokmakla zedelenen bulgur taneleri, 50-60 cm çapında iki değirmen taşı arasına koyulur ve üstteki taş çevrilirdi sürekli olarak.

Hangi evde bulgur çekileceğini bilirdi delikanlılar:

O akşam, o eve gidilir; kapıdan veya pencereden seyredilirdi bulgur çekmekte olan genç kızlar.

Bulgur çekenlerin içinde sevgilisi olan oğlanlar, bir şekilde haber göndererek yakın arkadaşlarının siniye koyulmasını isterlerdi.

Bu istek, kıza söylenerek onayı alınırdı, eğer onaylamazsa şansına küsmek zorundaydı delikanlı. Zorla güzellik olmazdı ve karşılıklı olmalıydı sevgi.    

Şarkı ve türküler eşliğinde çekilirdi bulgur:

Yorulanlar yer değiştirir ve imece yapılmakta olan evin hazırladığı yiyecekler atıştırılırdı ara sıra.

Bulgur çekme işinin sonuna doğru gerçekleşirdi siniye koyma gösterisi:

“...

Kele kız sini geliyor,

Bre kız sini geliyor.

İçinde oğlan geliyor

İçinde Güneş geliyor.

Hoş geldi, sefa geldi;

Yıldızın koynuna giriyor.”

deyişleriyle son bulurdu tören. Böylece, Güneş ve Yıldızın birbirlerini sevdikleri ilan edilirdi el aleme.


 


Yorumlar - Yorum Yaz
İbramlar Güzergâhı

Köşektaş’ta İbramlar Güzergâhı
Bir ismin, bir hattın hikâyesi

Köşektaş’ın taşlı yollarından biri, bir topluluğun sessiz tanığıdır: Aynı adı taşıyan bir dizi insanın aynı güzergâhta yaşamış olması, belki çevrede bir ilk, belki bir rastlantı, belki de rastlantının ötesine geçen, köy kültürünün kendiliğinden oluşmuş bir mirasıdır.

Bu güzergâh, yıllar boyunca yalnızca ayak izlerini değil; sohbetleri, dayanışmaları, kederleri ve sevinçleri de taşımıştır. Bu güzergâh, yalnızca bir yol değil; bir soyun, bir geleneğin, bir köy hafızasının katman katman birikmiş izlerini barındırır. “İbram” adı, bu hatta yankılanan seslerin, kapı önlerinde edilen sohbetlerin, harman yerinde paylaşılan ekmeğin ve komşuluk hukukunun ortak paydasıdır. Aynı adı taşıyan bu insanlar, birbirlerinden bağımsız hayatlar sürseler de, isimleriyle bu hattın dokusuna işlenmişlerdir.

İbramlar Güzergâhı Üzerindeki İsimler

Her biri kendi hikâyesiyle, lakabıyla, ailesiyle ve yaşanmışlıklarıyla bu hattın bir parçası olmuş; kimi bir anısıyla, kimi bir sözüyle, kimi de sessizliğiyle hafızalarda yer etmiştir:

• Kör İbram (Sol Koca) – hattın en yaşlısı; yılların bilgeliğini taşıyan.
• Sohununoğlu İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla anılan.
• Tahavit İbram – uzak diyarlardan gelip bu hatta yerleşen; adıyla farklılık taşıyan.
• Aşçı İbram – aşçılığıyla hatırlanan, yemeklerin lezzet ustası.
• Hacıhasanınoğlu İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla yaşayan.
• İlle İbram – kararlılığıyla bilinen; sözünden dönmeyen.
• Topal İbram (Hacı Ethem) – bedeniyle değil, yüreğiyle yürüyen; direnciyle anılan.
• Süleyman’ın İbram – babasının gölgesinde büyüyen; aile bağlarıyla tanınan.
• Hacı Hakkı’nın İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla anılan bir başka halka.
• Gülü’nün Halibram – annesinin adıyla anılan.
• Omarça’nın Zekiye’nin İbram – iki kuşağın izini taşıyan; aile hafızasının yürüyen parçası.
• Yaab’ın İbram – sessizliğiyle, derinliğiyle hatırlanan; az konuşup çok dinleyen.
• Çakmak’ın İbram – hattın en genç karakteri; geleceğe dair umudu temsil eden.
• Hacıbekir’in Yusuf’un İbram – üç kuşağın birleştiği bir isim; soy zincirinin güçlü halkası.
• Şakir’in İbram – hattaki son şahsiyet; iyilikseverliğiyle, yardımseverliğiyle bilinen.

Bu isimler, bir araya geldiklerinde yalnızca bir liste oluşturmaz; bir köyün sosyal dokusunu, komşuluk ilişkilerini, lakap kültürünü ve hafızasını görünür kılar.

Tesbit ve Nakil

Bu isimler, yalnızca bir kayıt değil; bir hattın belleği, bir köyün kendi kendini anlatma biçimidir.

Tesbit eden: Kazım Çavuş
Genişleten ve nakleden: Necaşi Güneş

Onların dikkatli gözlemi ve titiz aktarımı sayesinde, bu güzergâh artık yalnızca bir yol değil; geçmişi bugüne taşıyan bir anlatı, bir topluluk hafızası, bir kültürel izlek hâline gelmiştir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası