Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam208
Toplam Ziyaret839220
On İki Dakika

Vincent Gibi Olun

Vincent Kompany’nin Cuma günü ırkçılık ve hâlâ saygının ne anlama geldiğini kavrayamamış; futbolda yaşanan ırkçılık vakalarına gösterilen kısa süreli tepkinin ardından hızla günlük rutine dönmek isteyen bir toplum hakkında konuştuğu süre tam olarak on iki dakikaydı.

Vincent Kompany, Bayern Münih’in teknik direktörü, Cuma günü futbolda ırkçılık üzerine on iki dakika boyunca konuştu. Kendiliğinden, duygusal ve açık bir şekilde. Bayern Münih Başkanı Hainer bunu “zekice ve cesurca” olarak nitelendirdi. Ve hemen o tanıdık refleks ortaya çıktı: “Siyaset spora ait değildir.” Oysa, aittir. İnsanların birlikte yaşadığı her yerde siyaset vardır. Sporda, yönetim katlarında, aile toplantılarında ve her mekânda. Çünkü siyaset, birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuz sorusundan başka bir şey değildir.

🔘 Siyaset Her Yerde - Siyasetin çok geniş bir yelpazesi vardır. Tıpkı futbolda sayısız oyun sistemi, taktik, oyun kurgusu ve koşu yolu olması gibi. Tiki-Taka vardır, pres vardır ve kontra vardır. İşleyen her şey mümkündür. Soldan oynayabilirsiniz ya da sağdan, ofansif ya da defansif, üçlü savunmayla ya da dörtlü savunmayla. Bunların hepsi meşrudur. Hepsi siyasettir.

🔘 Ama Kurallar Var - Ama futbolun kuralları vardır. Elle oynamak yasaktır. Rakibin bacağına kasıtlı olarak girmek de öyle. Ve futbolu seven herkes, bu kuralların uygulanması için çaba göstermelidir. Yoksa futbol bir gün MMA(*)'a dönüşür. Her şeyin serbest, hiçbir şeyin korunmadığı bir alana. 

🔘 Demokrasinin VAR’ı - İşte tam burada Demokratik Analiz devreye giriyor. Biz, demokrasinin Köln’deki VAR odası gibiyiz. Siyasal tartışmanın Video Yardımcı Hakemi. Ölçülü çizgiler çekiyor, süper ağır çekimi analiz ediyoruz. Tüm verileri topluyor ve kim ne kadar faul yapıyor, bunun sıralamasını çıkarıyoruz. Oyunu durdurmak için değil, adil kalmasını sağlamak için. Bizim oyun kurallarımız Anayasa’da yazıyor. Özgürlükçü demokratik temel düzen, siyasal oyunun sınırlarını belirliyor. İnsan onuru. Hukuk devleti. Kuvvetler ayrılığı.

🔘 Faul Fauldür - Anayasayı Koruma Dairesi, AfD(**)’nin faullerini bin sayfayı aşan bir raporda belgeledi—en azından küçük bir kısmını. Biz tüm siyasetçilerin faullerini listeliyoruz. Çünkü ne kadar üzücü olursa olsun: Bir rövanş faulü de fauldür. Sert oyun serbesttir ve buna ihtiyacımız da var. Ama faul fauldür. Ve asla kabul edilemeyecek olan şey, başkaları faul yapıyor diye oyun kurallarını sorgulamaktır.

🔘 Vincent Gibi Olun - Vincent Kompany, duruşun ne demek olduğunu gösterdi. Kenarda durmadı. “Bu benim konum değil” demedi. Konuştu, çünkü susmak bir seçenek değildi. Hepiniz biraz daha Vincent gibi olun.

Bilgi: 22.02.2026 tarihinde bir sosyal medya platformunda paylaşılmış Almanca metnin Türkçe sürümüdür.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

(*)Mixed Martial Arts (MMA), farklı dövüş disiplinlerinden tekniklerin bir araya getirildiği tam temaslı bir karma dövüş sporudur. Hem vurma (striking) hem de güreşme–boğuşma (grappling) tekniklerini içerir ve boks, güreş, judo, jiu-jitsu, Muay Thai gibi birçok branştan beslenir.

(**) AfD, Toplumsal çeşitliliğe karşı sert bir dil kullanan, ırkçı ve milliyetçi çizgide bir siyasi hareket.

KÖŞEKTAŞ’TA DÖRT MEVSİM

 I - ÇOCUKTAN AL HABERİ 

 Dr. Salim ÇELEBİ


Bir başkadır benim köyüm:

Daha bir yeşildir çimeni, kırmızı renk, kırmızılığını kırlarındaki gelinciklerden alır; papatyalar, “işte sarı ve beyaz renk, bu.” dedirtir seyredene!

Sevgili Cengiz Şen’in büyük bir ustalıkla çektiği ve köşektaşımızın bilgi sunum sitesinde yayınlanan eşsiz resimleri zevkle ve hasretle izliyoruz.

Ya 50 yıl önceki köyümüz?

Bütün bir yıl su akardı Öz’den, kavak ve söğütlerin hemen altından: Bir iki yerde göllenirdi akan su ve yazları orada çimerdik arkadaşlarımızla, hem de her gün.

Çayırlıktı Özdeki dere, atlar örklenirdi ot ve çimenleri yayılsın diye.Yazları da romanlar gelir ve çadır kurarlardı.

“Cingan” denirdi bizim yörede Romanlara ve köyümüzün bakır kaplarını onlar kalaylardı: Çocukken merakla seyrederdik; körükle yakılan ateşin erittiği kalayla, bakır kapların ışıl ışıl beyaza boyanmasını.

Özgürlüklerine düşkün olduklarından mıdır nedir, hep ilgimi çekmiştir Romanlar! Leyleklerin yuvası vardı, Kör Çeşmenin hemen altında bulunan Osman Amcanın evinin önündeki söğütte. Öğle sıcağında gölgesinde otururdu yaşlılar.

Kör Çeşmenin her iki oluğundan da akardı su: Biri gürül gürül öteki biraz daha az. Haftlarında atlar sulanırdı ıslık çalınarak...

Tek oluğu vardı orta çeşmenin.

Ben, 7-8 yaşlarında iken bir ara sapsarı akmaya başlamıştı suyu. Babalarımız, su yolunu yukarı doğru kazdılar. Çeşmenin kaynağı, Hüseyin Amcaların (Bılhıların Hüseyin. Küçük Gelinin eşi) evinin önündeydi. Çevredeki “Basma”ların (Kışın yakılacak kermeleri yapmak için, büyükbaş hayvan dışkılarının biriktirildiği açık alan ) suyu kirlettiği tespit edildi ve gerekli önlemler alındı.

Bardaktan boşanırcasına yağardı yağmur ve Öz’den, sel nedeniyle zor geçilirdi karşıdan karşıya. Ben, Büyük Derenin taştığını bile gördüm gözlerimle! Ne akılsa, arkadaşlarımızla seyretmeye gitmiştik seli! Kontrolsüz ve delice akardı bulanık su.

Erozyonla taşınırdı toprak çok uzaklara, bilemediğimiz uzaklara.

Harap değildi o zamanlar karşıdaki ve Kızıltepedeki bağlar.

İki tane değirmeni vardı ve “hak” alırdı değirmenci: Öğüttüğü buğdayın kilesi başına un alırdı yani.

Bazen zor çalışırdı değirmen: Çapı 1-1,5 metre kadar olan bir daireye (Değirmenin bir parçası ) urgan sarılır ve 7-8 kişi urganın boşta kalan ucunu çekip döndürerek çalıştırmaya çabalarlardı.

Sığırları ve koyunları gütmesi için çoban tutulurdu. Onlar da güttükleri hayvan başına hak alırlardı. Ayrıca, çobanların giyeceği kürk ve keçe alımı da köye aitti.

Sabah, güneş doğmadan götürülürdü sığır yayılacağı yerlere ve akşam dönerdi köye. Dönen sığırı mezarlığın yanında karşılar, eşeklere biner ve yarış yapardık aynı yaştaki arkadaşlarımızla.

Koyun sürüleri öğleyin gelirdi evlerimize, koyunların başlarını tutardı çocuklar; analarımız rahatça sütünü sağsın diye.

Tek tük keçi de vardı bazı evlerde. Bizim hiç olmadı. Daha belirgin olduğundan mıdır nedir, hayret ederdik süt dolu memelerini nasıl taşıdığına!

Çoban tutulmaz, kuzuları çocuklar güderdi; kuzuya benziyor olmalarından olsa gerek. Sabah erken götürülürdü yaylıma kuzular. Bohçalara yiyecek koyardı analarımız ve sararlardı belimize: Bel, en zayıf yeridir bedenin! Eğer soğuksa yiyecekler, elde taşınırdı çıkın.

Harman Yerinde, Derin Derede veya dağın eteklerinde otlatırdık kuzuları.

Doğa; çiğdem, çalık, papatya ve gelinciklerle kaplıydı; dostumuzdu doğa ve kardeş gibiydik güttüğümüz kuzularla.

Bir keresinde, Fedai (Çelebi) ile kuzuları Derin Dereye götürmüştük. Bizim için, o yaşlarda dimdik olarak algılanırdı derenin her iki yamacı.

Kuzular yayılıyor, biz de yukarıdan aşağıya doğru kayıyorduk derenin yamacından. Aşağıya kadar ilk kez kayıp da tekrar kaymak için yukarıya doğru çıkarken gözlerimize inanamadık! Tekrar denedik, doğruydu gördüklerimiz. Derenin karşı yamacına geçtik ve aynı şekilde kaydık yukarıdan aşağıya doğru ve orda da aynı şeyleri gördük: Derenin her iki yamacı da göbelek (Mantar) kaynıyordu.

Biz kayarken, toprak da hafifçe kaydığı için; üzerleri açılmıştı dere yamacındaki göbeleklerin!

Zehirli değildi göbelekler: Şapkasının altındaki renkten tanırdık, siyah değildi rengi. Önce çevremizdekilere sonra da köye haber saldık.

Akşam, o kadar lezzetliydi ki analarımızın pişirdiği göbelekli bulgur pilavının tadı!




0 Yorum - Yorum Yaz
Köşektaşlı Öğretmenler


Köşektaş’ın Öğretmenleri
Bir Hafızanın İzleri

Bu fotograf, Köşektaş Köyü’nün eğitim tarihine tanıklık eden bir yüzeydir.

Siyah beyaz tonların içinde, bir köyün kaderini değiştiren onlarca yılın emeği, sabrı ve inancı görünür. Bu kare, öğretmenliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunun bir hatırlatmasıdır.

Fotografın merkezinde oturan Yahya Doğan, 1941’den 1977’ye kadar tam 38 yıl boyunca aynı okulda, aynı sınıfta, aynı köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretmiştir. Onun ellerinden geçen her çocuk, köyün geleceğine yazılmış bir harf, bir cümle, bir umut olmuştur. Birinci sınıfa başlayan herkesin ilk öğretmeni olmak, bir ömürlük bir bağlılık, bir topluluğa adanmış bir hayat demektir.

Yahya Doğan’ın yüzündeki dinginlik, bu uzun yolculuğun hem yorgunluğunu hem de gururunu taşır. 65 yaşında emekli olduğunda ardında bıraktığı şey yalnızca mezun ettiği öğrenciler değil; Köşektaş’ın hafızasına kazınmış bir eğitim kültürüdür. 1986’da 85 yaşında vefat ettiğinde, köyün belleğinde bir boşluk değil, bir miras bırakmıştır.

Fotografta onun yanında duran Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan ise bu mirasın sürdürücüleridir. On yılı aşan emekleri, Köşektaş’ın eğitim damarının kesintiye uğramadan akmasını sağlamıştır. Kırsal koşulların zorluğuna rağmen her sabah sınıfa giren, her çocuğun gözünde bir ışık arayan bu iki öğretmen, fotografta sessiz ama güçlü bir duruşla yer alır.

Ve İbrahim Özdoğan...
Bu karede genç, umutlu ve üretken bir öğretmen olarak duran İbrahim Özdoğan’ın hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüştür. Amansız bir hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybederek henüz 34 yaşında hayattan ayrılmıştır. Onun erken gidişi yalnızca bir öğretmenin kaybı değil; Köşektaş’ın eğitim yolculuğunda açılan derin bir yaradır. Öğrencilerinin hafızasında sıcaklığıyla, meslektaşlarının belleğinde çalışkanlığıyla, köyün tarihinde ise yarım kalmış bir umut olarak yaşamaya devam eder.

Ve çocuklar...
Öğretmenlerin kucağında, ellerinde, yanlarında duran bu küçük bedenler, Köşektaş’ın geleceğidir. Onların varlığı, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, bir topluluğu büyütmek, bir köyü ayakta tutmak olduğunu hatırlatır.

Arka plandaki ağaçlar, açık alan, kırsal peyzaj — tümü, bu öğretmenlerin çalıştığı koşulları görünür kılar. Büyük kentlerin kalabalığından uzak, imkânların sınırlı olduğu bir yerde eğitim zorlu bir mücadeledir. Bu fotograf, o mücadelenin kanıtıdır.

Bugün bu kareye baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir borcu da hatırlıyoruz:
Köşektaş’ın öğretmenlerine duyduğumuz vefa borcunu.

Yahya Doğan’ın ömrünü adadığı sınıflar, Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan’ın sabırla sürdürdüğü emek, köyün her hanesine dokunan bir ışık olmuştur. Bu fotograf, o ışığın hiç sönmediğini, hâlâ köyün belleğinde parladığını gösterir.
Bu yazı, onların hatırasına bir saygı duruşudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Atanma ve Nakil Bilgileri:

🔘 Yahya Doğan
Köşektaşlı olan Yahya Doğan, 1941 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na eğitmen olarak atanmıştır. Aynı okulda 38 yıl boyunca aralıksız görev yapmış, 1977 yılında 65 yaşında yaş haddinden emekli olmuştur. 1941’den 1977’ye kadar birinci sınıfa başlayan her öğrenci onun eğitiminden geçmiştir. 1986 yılında, 85 yaşında vefat etmiştir.

🔘 Elmas Yavuz
Hacıbektaşlıdır. 1968 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1981 yılında görevinden ayrılmıştır.

🔘 İbrahim Özdoğan
Köşektaşlıdır. 1971 yılında göreve başlamış, 11 yıl kesintisiz çalıştıktan sonra hastalığı nedeniyle 1981 yılında görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Atanma ve nakil bilgileri: Sinan Uçar