| Aktif Ziyaretçi | 5 |
| Bugün Toplam | 64 |
| Toplam Ziyaret | 848107 |

Bilgisunum Sayfamızın Ziyaret Eğilimleri Üzerine Kısa Bir Bilgilendirme
Bu bilgilendirme, Mart 2025 – Şubat 2026 dönemine ait aylık ziyaret verilerinin genel eğilimlerini, dönemsel değişimlerini ve kullanıcı davranışları açısından taşıdığı anlamı değerlendirmek amacıyla hazırlanmıştır.
İncelenen dönemde sitemizin ziyaret verileri, düzenli ve öngörülebilir bir trafik yapısı sergilemiştir. 2025 yılı boyunca ziyaretler büyük ölçüde dengeli bir seyir izlemiş; bu durum, sitenin doğal ve sadık bir kullanıcı kitlesine sahip olduğunu göstermektedir. Bu kullanıcı grubu, ihtiyaç duydukça siteye geri dönen, içerikleri düzenli olarak takip eden istikrarlı bir topluluğu temsil etmektedir.
Kasım 2025 ile Şubat 2026 arasındaki dönemde ziyaretlerde belirgin bir artış gözlenmiştir. Bu aylarda yaşanan yükseliş, yıl sonu ve yeni yıl dönemine özgü bilgi arayışlarının, kültürel ritüellere ve geleneklere yönelik ilginin artmasıyla uyumludur. Bu dönem, sitemizin yalnızca bir bilgi kaynağı olarak değil, aynı zamanda kültürel hafızaya erişim sağlayan bir başvuru noktası olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Genel olarak ziyaret verileri, sitemizin hem düzenli kullanım açısından güçlü bir çekirdek kitleye sahip olduğunu hem de yılın belirli dönemlerinde artan bilgi ihtiyacına bağlı olarak daha geniş bir kullanıcı grubuna ulaştığını göstermektedir. Bu yapı, sitenin hem sürekli hem de dönemsel başvuru açısından güçlü bir konumda olduğunu doğrulamaktadır.
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Bu tadımlık, bir köy baharının kokusunu, pınar suyunun serinliğini ve göçle sessizliğe gömülen bağların hüznünü taşıyan bir hatıra defteri gibi. Çocukluğun masum sesleriyle emek dolu günlerin izleri iç içe geçiyor; ibibik kuşunun masalından zerdali ağacının gölgesine, türkülerin yankısından boşalan kırların yalnızlığına uzanan bir yolculuk sunuyor.
Geçmişin sıcaklığını, kaybolan bir dünyanın sızısını ve insanın toprakla kurduğu derin bağı zarif bir dille hatırlatan bu anlatı, okuyanı hem kendi belleğine hem de zamanın sessiz değişimine davet ediyor.
kosektas.netBahar mevsimi de olsa, tarlada, bağda, bahçede çalışmaktan dolayı terledikçe bol su kaybeder beden. Su kaybettikçe susuzluk hissi artar. Pınardan, çeşmeden alınan su, tarlada sıcağın altında biraz beklerse “ılıktır” ne kandırır, ne de doyurur. En yakın pınardan soğuk suyun, tazesinin doldurulması gerekir.
Bağda, bağ belleyen babamın bir işareti ile Sivri’de, büyük bir derenin içindeki Necati’nin pınarına koşar, çanak sürahiyi daldırırdım pınara. Suyun basıncından dolayı, sürahinin ağzı foş foş ses çıkartır ve bir süre sonra da sesi kesilirdi. O zaman anlardım sürahinin dolduğunu. Pınarın soğuk suyundan elimi yüzümü serinletir elimde sürahi ile dereyi tırmanırdım. O mevkide, susam, ada çayı, papatya, menekşe, kuzu kulağı, dede sakalı, çalı gülleri ve sarı hardaldır hatırlayabildiklerim. Hepsi de bahar kokusu salardı çevreye mis gibi. Keklikler öterdi derelerde. Bir de, “ hep büyük kuşu.” Aslında öten ibibikti. Lakin, bir masal anlatılırdı bu kuş hakkında. O yüzden hep büyük olarak bilirdik. Masal kısaca şöyleydi; Sıcak bir yaz günü, uzun yollardan gelen bir yolcunun bostan tarlasının kenarından geçerken içi yanar susuzluktan. Canı bostan çeker. Tarla sahibinden bir bostan ister. Bostan tarlasının sahibi bostanlardan hiç birine kıyamaz. Küçük bir bostan vermek ister, ama bostanların hepsi büyüktür. “Hep büyük,hep büyük” der yolcuya. Ve kıyıp da bir bostan veremez yolcuya. Yolcu beddua eder. Hep büyük kuşu ol der. Masal bu ya, adam, o an kuş olur. Başlar hep büyük, hep büyük diye ötmeye. Bildiğimiz ibibik kuşu. Hani, şu ibibikler öter ötmez ordayım şarkısına konu olan kuş. Kim ne derse desin bahar kokusu getirir bana. Bilmem, belki de gençliğimin esintisidir bu.
Bağın ortasındaki zerdali ağacının altında yemek yerdik. Yemek, yufkanın arasında bulgur pilavı ile torba içinde koyun yoğurdu olurdu. Sabah kahvaltıda ise yufka ile sadeyağı içinde pişirilmiş yumurtaydı.
Cıvıl cıvıldı bağlar. İnsan sesleri, kuş sesleri birbirine karışırdı. Bağ bellemek sadece erkek işi değildi. Aynı zamanda kadınlar ve kızlar da yapardı. Hatta kızlar ırgat bile olurdu. Bir bağda genç erkekler çalışırken diğerinde de kızlar çalışırdı. Karşılıklı türkü bile söylerlerdi. Erkekler ve kızlar birbiriyle konuşmazlardı, konuşurlarsa laf söz çıkar ayıplanırdı. Erkeklerin günlüğü on, kızlarınki yedi buçuk liraydı altmışlı yılların ortasında.
Gün batarken eve dönülür, gün sıcaksa evin dışında kapı önüne kurulurdu sofra. Yere kilimler serilir, duvara yastıklar dayanır açık havada yenilirdi akşam yemeği. Oysa gün boyu açık havada kalınmıştı akşama kadar. Ama evin içi sıkıcı gelirdi yine de. Akşam yemeğinde çorba, patates, dolma mantı, bulgur pilavı, sahanda yumurta, erişte gibi şeyler olurdu. Köfte zahmetli yemekti. Ayrıca et gerekirdi köfte yapmak için. Nohut ve fasulye kış yemekleriydi. Irgat fazlaysa ve o gün bağ belleme işi bitmişse horoz kesilebilirdi.
O yıllarda köyümüz henüz elektrikle aydınlanmıyordu. Gaz lambasıydı evleri aydınlatan. Ay doğduğu zaman sokaklar ay ışığı ile aydınlıktı. El feneri ile çıkılırdı dışarı. O yıllar köyün en kalabalık olduğu zamandı. Henüz göç hızını almamıştı. Pat sat giden vardı Almanya’ya. Onlar da tek başlarına bekar olarak gitmişlerdi.
Çok değil, birkaç yıl sonra göç hızlandı. Köyden çıkan nasıl ve nereye çakarsa çıksın, bir daha sürekli olarak köye dönmedi. Kim bilirdi Almanya, Fransa yurt tutulacak, Mamak’ ta bir gecekonduda bir ömür tüketilecekti. İki yılda üç yılda veya düğünde bayramda gelinirse köye bir iki defa.
Göç başlayıp köyler boşaldıkça her alanda değişim hızlandı. Sosyal ilişkilerden tutun günlük yaşama, insan karakterine, kullanılan eşyalara kadar her şey değişti. Öyle bir an geldi ki kırlar, bağlar, bahçeler değişti, kullanılmaz oldu çoğu yerlerde. Her şey ekonomik değeri ile ölçüldü. “Çarşıdan pazardan alır, daha ucuza mal ederim” düşüncesi bağda bahçede doğal güzelliği ve doğal tadı bitirdi.
Şimdi bağlar harap, bahçeler yok. Kırk yıldır yaşlı ağaçlar insan sesine hasret. Dayanıp ayakta kalabilenler direnmeye çalışıyor. Geriye kalanlar kurumuş.
Boş zamanlarda ara sıra ziyaret ederim onları. Konuşup dertleşiriz. Dedemi anlatırlar, halalarımı. Ben doğmadan ölmüş onlar. Yine de hikayelerini dinlerim. Halı dokuduklarını, yastık dokuduklarını. Sağda solda kalmış bir iki hatıraları ve ağıtları.
Yârimi sarmışlar allı kilimeAyrı olay ve kişilere ait bu dörtlüklerin her biri ortalama yetmiş yıldan fazla bir geçmişe sahip. Kaynak, anam Latife SEYFİ.
