Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret531016
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Adnan Yalım

  
Adnan Yalım

 
Ressam Adnan Yalım, tuvalı üzerinde gezdirdiği isabetli ve dengeli fırçasıyla, daha XIX. yüzyılın ortalarına dek, köle pazarlarında neredeyse okkayla satılan kadınları yeniden yaratmıştır. Ressamın insanı büyüleyen o eşsiz yapıtlarını aşağıda verilen bağlantılara tıklayarak izleyebilirsiniz...
kosektas.net

   ♣  Vikipedi, Özgür Ansiklopedi

  ♣  Ressam Adnan Yalım Resimleri


  ♣  Ressam Adnan Yalım Facebook Sayfası


  ♣  The Art of Adnan Yalım

Resim - Adnan Yalım


Ressam, kadınla  erkeğin arasındaki dinsel ve yasal engelleri, toplumların arasındaki sınırları ve kuralları, sürekli anlaşmazlığın ve uyumsuzluğun sebepleri olarak tanımlıyor... 

Sanatçı, insanın doğayla birlikteliğinde de tespit ettiği bu uyumsuzlukları, üst üste dizdiği yatay planlarla dik tuval arasındaki tezatta gösteriyor. Her resimde ayrıca sanatçının kendi dünyasından soyutlanmış bir de kadın figürü yer alıyor... 

O'nun eserlerinde, kitle iletişim araçlarının etkisiyle gerçeklikten uzaklaşan ve sanal bir dünyada yaşamaya başlayan insanlarla ilgili yorumlarını görürsünüz. Onun resimleri yaşamın her aşamasında karşımıza çıkan uyumsuzluğu ifade eder...

O, algıya dayanan gerçekliğin hızla yok olduğu, dünyanın ve insanların sürekli yeniden tasarlandığı bir kurgu içinde resimlerinde ‘kadın’ kavramını seçmiştir...

Ressam, resimlerinde  kadını  erotik bir tüketim nesnesi anlayışına tepkiyle yeniden yaratmıştır. Resimlerin alımlayıcısı bu kadın figürlerinin verili gerçekliğiyle mesafesini ayrımsar... 


"Adnan Yalım’ ın resimlerine egemen olan koşut değişik renk yüzeyleri, Huyssen’ in çarpıcı saptamasıyla ilişkilenebilir. İnsan, kitle iletişim araçlarının bombardımanı yüzünden -yakınlaştığı sanısına karşın- gerçeklikten uzaklaşmaktadır. Algıya dayalı gerçeklik hızla yok olmaktadır. Dünyayı ve insanı yeniden tasarlayan egemenler tiyatronunkinden bile gelişkin bir yanılsama yaratmıştır. Bu durum “tasarlanmış eskitim” den başka bir şey değildir. Bu kurgu içinde “kadın” Adnan Yalım’ ın resimlerinin odağında konumlanır. Kadın bu resimlerde, erotik bir tüketim nesnesi anlayışına tepkiyle “yeniden yaratılmış” tır. Resimlerin alımlayıcısı bu kadın figürlerinin verili gerçekliğiyle mesafesini ayrımsar. Adnan Yalım resimleri, kadın olgusunu merkeze alan muhalif bir duruşun serüvenidir."



Yorumlar - Yorum Yaz


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER