Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam86
Toplam Ziyaret840502
Kurtuluş Savaşı Gazileri

Halepçi Mustafa
Celalettin Ölgün

Bu metin, Kurtuluş Savaşı gazisi Mustafa Bozkurt’un—nam-ı diğer Halepçi Mustafa’nın—köy belleğinde bıraktığı derin izleri kayıt altına alan kısa ama yoğun bir tanıklıktır. Anlatı, yalnızca bir gazinin yaşam öyküsünü aktarmakla kalmaz; savaşın yoksulluğunu ve insan ruhunda açtığı yaraları sözlü kültürün taşıyıcı ritmiyle günümüze ulaştırır. Metin aynı zamanda, geçmişin emeğini ve fedakârlığını unutan bugünün duyarsızlığına karşı sessiz bir uyarı niteliği taşır.

kosektas.net

Neden ya da neye göre verdilerse, “Halepçi” takma adıyla anılırdı. Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Bulunduğu ortamda harp, savaş konusu açılmaya görsün; askere alındığı günden başlayarak, topçu neferi olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi’nde Çaldağı’nı, Mangaltepe’yi; Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Tınaztepe’yi, Kalecik Sivrisi’ni, Çiğiltepe’yi; toplarla dövdükleri diğer tepeleri, geçtikleri köyleri, o köylerde aç, sefil, perişan ve korkmuş insanların elinden içtikleri suyu; onbaşıdan paşaya kadar tüm komutanlarını; falan yerli, falan tevellütlü, falan oğlu diye tüm silah arkadaşlarını en ince ayrıntılarına kadar anlatırdı.

İstiklal Madalyası vardı. Savaş sırasında açlıktan at pisliğinin içinden arpa tanesi seçip yıkayıp yiyenleri; bulduğu atılmış çarık parçasını ateşte közleyip yemeye çalışan askerin elinden bir başkasının çarpıp kaçışını, gözleri dola dola, sıkıntıları yeniden yaşıyormuş, düşmanı yeniden karşısında görüyormuş gibi coşkuyla anlatırdı. Dinleyenleri de duygulandırırdı.

Sağ olsa da, bu yurdu hazır bulduklarını sananlara bir daha anlatsaydı.

Halepçi: Mustafa Bozkurt. Doğumu: 1899 - Ölümü: 1986.

Celalettin Ölgün

Almanya’da Hayat Kalmadı Klişesi


Almanya’da Hayat Kalmadı Klişesi

Küresel göç hareketlerinin hızlandığı, dijital iletişimin gündelik algıları belirgin biçimde şekillendirdiği bir dönemde, Almanya’daki yaşam üzerine üretilen söylemler giderek daha görünür, fakat aynı ölçüde daha parçalı ve öznel bir nitelik kazanmıştır. Sosyal medya platformlarında dolaşıma giren yorumlar, röportajlar ve kişisel tanıklıklar, çoğu zaman bireysel deneyimlerin genelleştirilmesi, bağlamdan kopuk karşılaştırmalar yapılması ya da duygusal tepkilerin “hakikat” olarak sunulması gibi eğilimler nedeniyle analitik bir tutarlılıktan yoksundur. Bu yazı, tam da bu nedenle, Almanya’daki yaşamı anlamaya yönelik tartışmaları daha geniş bir bakış açısı, ekonomik ve kültürel çerçeveye yerleştirme amacıyla yazılmıştır.

Burada amaç, Almanya’yı idealize eden ya da bütünüyle değersizleştiren indirgemeci yaklaşımların ötesine geçerek, bireysel algıların hangi toplumsal konumlanışlar, hangi beklentiler ve hangi yapısal koşullar tarafından şekillendiğini görünür kılmaktır. Yaşam kalitesinin yalnızca tüketim maliyetleriyle ya da gündelik pratiklerle ölçülemeyecek kadar çok katmanlı bir olgu olduğu; bireyin işgücü piyasasındaki yeri, kültürel uyum kapasitesi, sosyal ağları ve demokratik kurumlarla kurduğu ilişki tarafından derinden belirlendiği bu metnin temel varsayımlarından biridir.

Bu yazı, Almanya’daki yaşamı tekil deneyimlerin dar penceresinden değil, daha geniş bir toplumsal bağlamın içinden okumaya davet eder. Böylece, hem göç deneyiminin karmaşıklığını hem de bireysel algıların ardındaki yapısal dinamikleri anlamaya yönelik daha dengeli, daha eleştirel ve daha bütüncül bir tartışma zemini kurmayı hedefler.

Sosyal medya platformlarında Almanya’daki yaşam üzerine yapılan değerlendirmeler büyük ölçüde öznel niteliktedir ve bireysel beklentilere, değer yargılarına, sınıfsal konumlara ve kültürel referans çerçevelerine göre belirgin biçimde değişkenlik gösterir. Dijital ortamda dolaşıma giren röportaj ve yorumlar, çoğu zaman kişisel deneyimlerin genelleştirilmesi, bağlamdan kopuk karşılaştırmalar yapılması ya da duygusal tepkilerin “gerçeklik” olarak sunulması gibi eğilimler nedeniyle analitik bir derinlikten yoksundur. Bu nedenle, sosyal medyada üretilen söylemler, Almanya’daki yaşamın bütüncül bir resmini sunmaktan ziyade, bireysel algıların ve toplumsal konumlanışların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Kimi birey için Almanya, ifade özgürlüğünün kurumsal güvencelerle desteklendiği, hukukun öngörülebilir biçimde işlediği, kamusal hizmetlerin yüksek standartlarda sunulduğu ve bireysel özerkliğin korunduğu bir ülke olarak “ideal yaşam alanı” niteliği taşır. Bu perspektif, özellikle demokratik normların içselleştirildiği, hukuki güvenliğin ve toplumsal istikrarın bireysel yaşam kalitesinin temel belirleyicileri olarak görüldüğü kesimlerde güçlüdür. Bu kişiler için Almanya, yalnızca ekonomik fırsatlar sunan bir ülke değil, aynı zamanda öngörülebilirlik, güvenlik ve kurumsal rasyonalite gibi değerlerin somutlaştığı bir yaşam alanıdır.

Buna karşılık, gündelik hayatı yalnızca tüketim pratikleri, fiyat karşılaştırmaları ve yeme‑içme alışkanlıkları üzerinden değerlendiren daha yüzeysel bir bakış açısı, Almanya’yı “pahalı”, “soğuk”, “yaşanmaz” bir yer olarak nitelendirebilir. Bu tür değerlendirmeler, çoğu zaman kültürel farkındalıktan yoksun, indirgemeci ve bağlamdan kopuk yorumlardır; çünkü yaşam kalitesi, yalnızca tüketim maliyetleriyle ölçülemeyecek kadar çok katmanlı bir olgudur. Ayrıca, göç deneyiminin yarattığı kültürel uyum süreçleri, dil bariyerleri, sosyal ağ eksikliği ve aidiyet duygusunun zayıflığı gibi faktörler, bireyin ülkeye dair algısını derinden etkileyebilir.

Bireyin işgücü piyasasındaki konumu ise bu algıların şekillenmesinde belirleyici bir değişkendir. Vasıfsız bir kişi için, hangi ülkede yaşarsa yaşasın çalışma koşullarının zorlayıcı olması yapısal bir gerçekliktir; düşük ücret, yüksek iş yükü ve sınırlı yükselme imkânı, küresel ölçekte vasıfsız emeğin ortak kaderidir. Bu nedenle, Almanya’da vasıfsız işlerde çalışan bireylerin yaşadığı zorluklar, çoğu zaman ülkeye özgü değil, kapitalist işgücü piyasalarının genel dinamiklerinin bir sonucudur.

Buna karşılık, mesleki niteliği yüksek bir birey için —özellikle de demokratik normların kurumsallaştığı, iş güvencesi ve çalışan haklarının hukuki çerçeveyle korunduğu Almanya gibi bir ülkede— çalışma hayatı yalnızca daha kolay değil, aynı zamanda daha tatmin edici, öngörülebilir ve motive edici bir nitelik taşır. Nitelikli emeğin değer gördüğü sektörlerde, birey hem ekonomik hem de sosyal açıdan daha güçlü bir konuma yerleşir; bu da ülkeye dair algıyı olumlu yönde dönüştürür.

Dolayısıyla sorun, çoğu zaman “ülkenin kendisinde” değil, bireyin donanımı, beklentileri, toplumsal konumu ve kültürel uyum kapasitesindedir. Almanya’yı ideal ya da yaşanmaz kılan şey, tek başına ülkenin yapısal özellikleri değil; bireyin bu yapılarla kurduğu ilişki, sahip olduğu kaynaklar ve içinde bulunduğu toplumsal bağlamdır. Bu nedenle, Almanya’daki yaşamı anlamak için bireysel deneyimleri mutlaklaştırmak yerine, onları daha geniş sosyolojik, ekonomik ve kültürel çerçeveler içinde değerlendirmek gerekir. 

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

  
21 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Köşektaşlı Öğretmenler


Köşektaş’ın Öğretmenleri
Bir Hafızanın İzleri

Bu fotograf, Köşektaş Köyü’nün eğitim tarihine tanıklık eden bir yüzeydir.

Siyah beyaz tonların içinde, bir köyün kaderini değiştiren onlarca yılın emeği, sabrı ve inancı görünür. Bu kare, öğretmenliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunun bir hatırlatmasıdır.

Fotografın merkezinde oturan Yahya Doğan, 1941’den 1977’ye kadar tam 36 yıl boyunca aynı okulda, aynı sınıfta, aynı köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretmiştir. Onun ellerinden geçen her çocuk, köyün geleceğine yazılmış bir harf, bir cümle, bir umut olmuştur. Birinci sınıfa başlayan herkesin ilk öğretmeni olmak, bir ömürlük bir bağlılık, bir topluluğa adanmış bir hayat demektir.

Yahya Doğan’ın yüzündeki dinginlik, bu uzun yolculuğun hem yorgunluğunu hem de gururunu taşır. 65 yaşında emekli olduğunda ardında bıraktığı şey yalnızca mezun ettiği öğrenciler değil; Köşektaş’ın hafızasına kazınmış bir eğitim kültürüdür. 1996’da 84 yaşında vefat ettiğinde, köyün belleğinde bir boşluk değil, bir miras bırakmıştır.

Fotografta onun yanında duran Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan ise bu mirasın sürdürücüleridir. On yılı aşan emekleri, Köşektaş’ın eğitim damarının kesintiye uğramadan akmasını sağlamıştır. Kırsal koşulların zorluğuna rağmen her sabah sınıfa giren, her çocuğun gözünde bir ışık arayan bu iki öğretmen, fotografta sessiz ama güçlü bir duruşla yer alır.

Ve İbrahim Özdoğan...
Bu karede genç, umutlu ve üretken bir öğretmen olarak duran İbrahim Özdoğan’ın hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüştür. Amansız bir hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybederek henüz 34 yaşında hayattan ayrılmıştır. Onun erken gidişi yalnızca bir öğretmenin kaybı değil; Köşektaş’ın eğitim yolculuğunda açılan derin bir yaradır. Öğrencilerinin hafızasında sıcaklığıyla, meslektaşlarının belleğinde çalışkanlığıyla, köyün tarihinde ise yarım kalmış bir umut olarak yaşamaya devam eder.

Ve çocuklar...
Öğretmenlerin kucağında, ellerinde, yanlarında duran bu küçük bedenler, Köşektaş’ın geleceğidir. Onların varlığı, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, bir topluluğu büyütmek, bir köyü ayakta tutmak olduğunu hatırlatır.

Arka plandaki ağaçlar, açık alan, kırsal peyzaj — tümü, bu öğretmenlerin çalıştığı koşulları görünür kılar. Büyük kentlerin kalabalığından uzak, imkânların sınırlı olduğu bir yerde eğitim zorlu bir mücadeledir. Bu fotograf, o mücadelenin kanıtıdır.

Bugün bu kareye baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir borcu da hatırlıyoruz:
Köşektaş’ın öğretmenlerine duyduğumuz vefa borcunu.

Yahya Doğan’ın ömrünü adadığı sınıflar, Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan’ın sabırla sürdürdüğü emek, köyün her hanesine dokunan bir ışık olmuştur. Bu fotograf, o ışığın hiç sönmediğini, hâlâ köyün belleğinde parladığını gösterir.
Bu yazı, onların hatırasına bir saygı duruşudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Atanma ve Nakil Bilgileri:

🔘 Yahya Doğan
Köşektaşlı olan Yahya Doğan, 1941 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na eğitmen olarak atanmıştır. Aynı okulda 36 yıl boyunca aralıksız görev yapmış, 1977 yılında 65 yaşında yaş haddinden emekli olmuştur. 1941’den 1977’ye kadar birinci sınıfa başlayan her öğrenci onun eğitiminden geçmiştir. 1996 yılında, 84 yaşında vefat etmiştir.

🔘 Elmas Yavuz
Hacıbektaşlıdır. 1968 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1981 yılında görevinden ayrılmıştır.

🔘 İbrahim Özdoğan
Köşektaşlıdır. 1971 yılında göreve başlamış, on yıl kesintisiz çalıştıktan sonra hastalığı nedeniyle 1981 yılında görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Atanma ve nakil bilgileri: Sinan Uçar