| Aktif Ziyaretçi | 6 |
| Bugün Toplam | 703 |
| Toplam Ziyaret | 846892 |

Savaş ve Barış, yalnızca bir roman değil; insanlığın savaş, barış, kader, özgür irade ve aşk karşısındaki hâllerini dev bir panoramada anlatan bir yaşam destanı. Tolstoy, Napolyon’un Rusya’yı işgali döneminde geçen bu büyük anlatıda hem bireylerin iç dünyasını hem de toplumun tarihsel dönüşümünü işler.
Roman, dört soylu Rus ailesinin –Bolkonksiler, Rostovlar, Bezuhovlar ve Kuraginler– hayatları üzerinden ilerler. Bu ailelerin bireyleri, savaşın gölgesinde kendi iç çatışmalarıyla, tutkularıyla, hayal kırıklıklarıyla ve umutlarıyla yüzleşir.
Ana Karakterler ve Temalar
Tolstoy, bu karakterlerin iç dünyalarını öyle derinlikli işler ki, roman yalnızca tarihsel bir anlatı olmaktan çıkar; insan ruhunun en ince kıvrımlarına uzanan bir psikolojik incelemeye dönüşür.
Savaşın ve Tarihin Doğası
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Tolstoy’un tarihe bakışıdır. Büyük liderlerin, generallerin ve imparatorların tarihin akışını belirlediği fikrine karşı çıkar; tarihin, milyonlarca insanın küçük kararlarıyla şekillendiğini savunur. Bu bakış, romanın savaş sahnelerinde güçlü bir şekilde hissedilir.
Barışın Sessizliği ve Günlük Hayat
Savaşın yıkıcılığına karşılık, romanın barış bölümleri insan ilişkilerinin sıcaklığını, aile bağlarını, dostluğu ve sıradan hayatın güzelliğini öne çıkarır. Tolstoy, savaşın gürültüsü ile barışın dinginliği arasında büyük bir karşıtlık kurar.
Aşk, Kayıp ve Yeniden Doğuş
Karakterlerin yaşadığı aşklar, hayal kırıklıkları ve yeniden ayağa kalkışlar, romanın duygusal omurgasını oluşturur. Tolstoy, insanın değişme kapasitesine, acıdan sonra bile yeniden umut bulabilmesine büyük bir inançla yaklaşır.
Bilgi: İngilizce kaynaklarda vurgulanan ana temalarını ve olay örgüsünü temel alan, Türkçe özettir.
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Savaş ve Barış l Lev Tolstoy l PDF Sürümü
| Bu sayfayı, üye girişi yaparak görüntüleyebilirsiniz.
Burayı tıklayarak üye girişi yapabilirsiniz. Burayı tıklayarak üye olabilirsiniz. |
||
|
|

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde havanın nisan ve mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri döner, beş altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.
Altı yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri kat edip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi hedefi hiç şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar; gagalarını tüylerine gömer, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra huzur içinde uykuya dalarlardı.
Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeye başlardı. İşi bittiğinde ise özlem içinde başını gökyüzüne çevirip dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.
Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört ya da beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için telaş başlar; baba leylek, çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerdi.
Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.
Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.
Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz başka bölgelerden gelen leyleklerle gökyüzünde birleşerek seyredilmeye değer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş ve İsrail’e doğru yola koyulurlardı.
Süllü amca: Süleyman Ceyhan
Lütfullah ÇETİN
17 Şubat 2004
