Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam334
Toplam Ziyaret831722
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

ABİT KIZI

HAYATİ AKDEMİR
Uzun bir zamandan beri yazıya aktarmakta olduğu hikayelerden bir tanesi olan ve Abit Kızı'nı, Ortaçeşme'yi ve Çöloğlu'nu konu edinen bu yazıyı sitemize gönderen sayın Hayati Akdemir'e gönülden teşekkür eder, bu tür paylaşımlarının devamını bekleriz!
kosektas.net


Köyün tam orta yerindeki Ortaçeşme her zamanki gibi ağır, yorgun ve gururluca akardı. Köyün yarıdan fazlası buradan evine su taşır, hayvanlarını burada sulardı. Köyün tam orta yeri olduğundan, köye gelen deşiriciler, dilenciler, satıcılar, sergiciler, çerçiler, tüccarlar genellikle burada konaklar, sergilerini, çadırlarını burada açarlar, alışverişlerini burada yaparlardı. Halim Çavuş’un dükkanı çeşmenin hemen üstbaşında olduğundan, köyün delikanlıları burada toplanır, voltayı buradan vururlardı, köyün genç kızlarının en sevdiği çeşme burasıydı. Halılar, kilimler, yünler, yorganlar, çuvallar, çamaşırlar burada yıkanır, altı yedi evin bahçesi buradan akan suyla sulanırdı.

Ortaçeşmenin bir de kara kuru sahibi, koruyanı ve gözeteni vardı. Elinden hiç eksik etmediği kara kössa ile duruşu, tıpkı Ankara’daki Ulus Meydanı’nda yer alan ve ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma Ana’yı simgeleyen heykeli andırırdı. Ellerini beline koyup öyle dik, öyle heybetli dururdu, gözlerini ağartıp öyle sert bakardı ki, okuldan eve dönüşlerimizde, çeşmeden su içmeye cesaret edemediğimiz gibi, kaçacak delik arardık. Asıl adı Fadime idi. Ancak, babasının adından dolayı olsa gerek, sürekli “Abit kızı beri”, “Abit kızı öte”, “Abit kızı geldi”, “Abit kızı gitti” denildiğinden, köyün çoğu asıl adını bilmezdi.

Çeşmenin hemen altbaşında, yirmi, yirmi beş metre uzağında, yerli yerince, tertiplice döşenmiş iki gözlü bir evde, eşi Çöloğlu ile birlikte, sade bir hayat sürerdi. Eşi Çöloğlu tombul, etine dolgun, beyaz tenli, ak sakallı, şakacı, konuştuğu zaman herkesi ağzına baktıran, kendini dinlettiren, temiz, tertipli, titiz, biraz hovarda, biraz da lafazanın biriydi. Hiç çocukları olmamıştı. Bu yüzden, Çöloğlu, başka bir kadınla, Server'le, ikinci bir evlilik yapmış, ancak yapmış olduğu bu ikinci evlilikten de çocuk sahibi olamamıştı. Tarla, bağ, bahçe işleriyle Çöloğlu, ev işleriyle Abit kızı ilgilenirdi.

Abit kızı, çeşmeyi gözü gibi korur, çevresine  çöp kondurmaz, etrafında kuş uçurtmazdı. İyi de yapardı. Aslına bakılacak olursa, yıllarca koca köyün kahrını Abit kızı ve diğer kadınlar çektiler. Yokluk, kıtlık içinde yaşadılar; yemedi yedirdiler, içmedi içirdiler, giymedi giydirdiler. Ne ilendiler, ne de dilendiler; aşgarla saçlarını, külle ellerini, kille de çamaşırlarını yıkadılar. Hepsini saygıyla anıyorum, ruhları şad olsun!




Deşirici: Toplayıcı. Yaşamını giyecek, yiyecek ve içecek maddeleri toplayarak sağlayan kimse.

Dilenci: Yaşamını dilenerek sağlayan kimse.

Çerçi: Köy köy dolaşarak, kuru yemiş ve ufak tefek tuhafiye eşyaları satan gezgin esnaf.

Tüccar: Tacir. Geçimini ticaret yaparak sağlayan kimse.

Volta: Gezinme. Bir istikametten bir başka istikamete doğru havalı havalı yürüme.

Abit Kızı: Fadime Çöl.

Abidin: Abidin Şimşek.

Kössa: Eskiden tandırda yanan ateşi karıştırmak için kullanılan ince ve uzun metal sopa.

Kara Fatma Ana: Halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen Fatma Seher Erden

Göz Ağartmak: Bir kimsenin başka bir kimse veya kimselere sert, ciddi, korku verici, saygı uyandırıcı bakışı.

Heybetli: Duruşu, görünüşü korku ve saygı uyandıran.

İki gözlü bir evde: İki odalı bir evde

Çöloğlu: Mustafa Çöl (Ayrancı)

Hovarda: Zevkine düşkün, çapkın.

Lafazan: Geveze; gereğinden fazla konuşan.

Server: Server Çöl.

Kıtlık: Yokluk; ihtiyaca yetmeyecek oranda azlık.

İlenmek: Başkaları için kötü dilekte bulunmak, beddua.

Dilenmek: Sadaka istemek; kendisini acındırarak başkalarından para veya yiyecek, içecek, giyecek maddeleri istemek.

Aşgar: Duvar diplerinde yetişen bir bitkinin ezildikten sonra kaynatılmasıyla elde edilen bir sıvı.

Killi Toprak: Oldukça yumuşak ve yapışkan bir toprak türü.




 

 


0 Yorum - Yorum Yaz
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün farklılık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün -3 Şubat 2026, Salı- vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın yukarıdaki görüntüsünün kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu karede onun varlığından geriye kalan ışığın saklı olduğuna inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026, Salı