• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam394
Toplam Ziyaret843813
Yaren Leylek Geldi


Yaren Leylek'in geçen yıllara nazaran bu yıl erken gelmesi dikkat çekti.

Bursa'nın Karacabey ilçesinde, Uluabat Gölü'nün kıyısındaki kırsal Eskikaraağaç Mahallesi'nin simgesi "Yaren Leylek", on beşinci kez gelerek, balıkçı Adem Yılmaz'ın teknesindeki yerini aldı.

Bursa’nın Karacabey ilçesinde yıllardır süren bir bahar geleneği bu yıl da bozulmadı. Balıkçı Adem Yılmaz ile kurduğu sıra dışı dostlukla milyonların sevgisini kazanan Yaren leylek, göç yolculuğunu tamamlayarak on beşinci kez Eskikaraağaç Leylek Köyü’ne döndü ve dostunun kayığına kondu.

Türkiye'yi, Avrupa Leylek Köyleri Birliği'nde temsil eden tek köy olan Bursa'nın Karacabey ilçesi Eskikaraağaç köyünde balıkçı Adem Yılmaz ile Yaren leyleğin dostluğu, milyonlar tarafından ilgiyle takip edilen hikayeye dönüştü.

Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği göç rotası üzerinde yer alıyor. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.

Haber: DW Türkçe

Şiirlerle Şenlendik - 26. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 26. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 26. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

29 Mayıs 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 26 - Çağlayan

1970’li yılların sonunda, bir arkadaşım sayesinde, İstanbul Harbiye Şehir Tiyatrosunda, 250 kişilik özel bir sunumda izleme şansım oldu Ruhi Su’yu.
 

Soyadı su, ama sesi bir çağlayanın suyu… Niagara Şelalesi sanki! Saz halinden memnun, söz keyifli; Ruhi Su’nun ellerinde ve sesinde…

Sazını ve sesini duymadan da sadece yüzüne bakarak, hangi parçayı sunduğunu anlayabilmek olanaklı. O kadar içselleştirmiş ki sunduklarını; yaşıyor, yaşatıyor o anda…

Hayatı boyunca savaşsız, sömürüsüz bir Dünya için mücadele etti Ruhi Su. Mazlumun ve yoksulların yanında oldu; türküleri ve şiirleriyle. Kansız kurulan bir sofra, hakça paylaşım ve varlık nedenimiz toprak; ne güzel dile getirilmiş aşağıdaki dizelerinde.

SERHAT TÜRKÜSÜ

Ne murdar öldüler 
Ne Müslüman oldular. 
Kılıçsız, kalkansız 
Bir sofra kurdular 

Zeytin zeytini getirdi 
İncir inciri getirdi, 
Şerbeti üzüm getirdi 
Her biri bir şey getirdi. 
Kimi meyvesini canım, 
Kimi gölgesini getirdi. 

Ne dört yüz arslana borçluyuz 
Ne Şehmuz Aslan’a. 
Ilgınlara, sazlara borçluyuz 
Biz bu toprakları. 
Bir de yavşana. 

Çocukluk yıllarını önce yoksul bir ailenin yanında, sonra da öksüzler yurdunda geçirerek yetişmiş bir sanatçı.

Mektepli aynı zamanda: Konservatuar mezunu.

Öğretmen, müzisyen, araştırmacı, arşivci, şair; dört dörtlük bir sanatçı yani.

Serdarı halimiz böyle n’olacak?/ Kısa çöp uzundan hakkın alacak.”  dizelerini içeren türküyü söylemesi nedeniyle, radyodaki işine son verilen bir sanatçı.

Büyük ozanın “Irmak” adlı aşağıdaki şiiri, derinden etkilendiğim şiirlerden biridir:

Doğa, ancak bu kadar güzel dillendirilebilir…

Köken, ancak bu kadar güzel anlatılabilir…

Sağduyuya davet, ancak bu kadar güzel yapılabilir…

Savaşa karşı bilinç; ancak böyle olumlu yollarla geliştirilebilir.

IRMAK

Ağaç demiş ki baltaya:
“Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden.”
Bak su ağacın bilincine sen!
Ölen ben, öldüren benden.

Bunca analar ağlayıp durur da
Akıp gider gelinciklerden
Kör müdür, sağır mıdır bu ırmak?
Ölen ben, öldüren benden.

Her yerde böyle olmuş bu:
Önce dağa- taşa, ağaca söyletmiş halk.
Sonunda sabahın bir yerinden
Uyanıp kalkmış ayağa ırmak:
Ölen ben, öldüren benden. 
   
         


Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi



Soğuk suyun akışı,
Serçelerin ötüşü,

Gökyüzünde şenlikti,
Leyleklerin uçuşu...

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde havanın nisan ve mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri döner, beş altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.

Altı yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri kat edip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi hedefi hiç şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar; gagalarını tüylerine gömer, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra huzur içinde uykuya dalarlardı.

Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeye başlardı. İşi bittiğinde ise özlem içinde başını gökyüzüne çevirip dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.

Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört ya da beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için telaş başlar; baba leylek, çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerdi.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.

Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.

Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz başka bölgelerden gelen leyleklerle gökyüzünde birleşerek seyredilmeye değer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş ve İsrail’e doğru yola koyulurlardı.

Süllü amca: Süleyman Ceyhan

Lütfullah ÇETİN 

17 Şubat 2004