• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret843421
Yaren Leylek Geldi


Yaren Leylek'in geçen yıllara nazaran bu yıl erken gelmesi dikkat çekti.

Bursa'nın Karacabey ilçesinde, Uluabat Gölü'nün kıyısındaki kırsal Eskikaraağaç Mahallesi'nin simgesi "Yaren Leylek", on beşinci kez gelerek, balıkçı Adem Yılmaz'ın teknesindeki yerini aldı.

Bursa’nın Karacabey ilçesinde yıllardır süren bir bahar geleneği bu yıl da bozulmadı. Balıkçı Adem Yılmaz ile kurduğu sıra dışı dostlukla milyonların sevgisini kazanan Yaren leylek, göç yolculuğunu tamamlayarak on beşinci kez Eskikaraağaç Leylek Köyü’ne döndü ve dostunun kayığına kondu.

Türkiye'yi, Avrupa Leylek Köyleri Birliği'nde temsil eden tek köy olan Bursa'nın Karacabey ilçesi Eskikaraağaç köyünde balıkçı Adem Yılmaz ile Yaren leyleğin dostluğu, milyonlar tarafından ilgiyle takip edilen hikayeye dönüştü.

Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği göç rotası üzerinde yer alıyor. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.

Haber: DW Türkçe

Şiirlerle Şenlendik - 13. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 13. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 13. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

30 Ocak 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 13 - Sorma Hocam

1961 yılında ortaokulda okumak amacıyla, 80 km. uzaklıktaki Kayseri’ye gitmiştik. 1.000 nüfuslu bir köyden, 161.000 nüfuslu bir ile! İdris Amcanın Austin marka kamyonunun arkasında ve güle oynaya.

Etkilendiklerimiz hem nicelik ve hem de nitelik olarak değişmişti. Nazmi Toker Ortaokulunda Türkçe öğretmenimiz Sadık Güler idi: Mardinli ve Kürt kökenli. Bir dersimizde, o, kendine özgü şivesiyle:

Aman Aras, Han Aras
Bingöl’den kalkan Aras,
Al Başımdan sevdayı
Hazar’da çalkan Aras! 
diyerek, şiirin içimizi hoplatan güzelliğini gönlümüze nakşetmişti...

Ortaokulda öğrenciyken Yozgatlı bir arkadaşım, cebinden çıkardığı, baş ve son sayfaları yırtık bir kitaptan (Ders kitabı değil.) aşağıdaki şiiri okumuştu.

          SORMA HOCAM

Bana sual sorma, cevap müşküldür
Her sırrı ben sana açamam hocam;
Hakkın hazinesi darı değildir
Cami avlusunda saçamam hocam.

Kaydı ahiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete;
Hayvan otlatırken gidip cennete
Sana hülle donu biçemem hocam.

Miracı anlatma, eşek değilim
Bildiğin kadar da melek değilim;
Günahkâr insanım, ördek değilim
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam.

Halka korku verme velvele salıp
Dünya ve ahiret bu köhne kalıp;
Ben softa değilim cübbemi alıp
İmaret imaret göçemem hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese;
Bu demi sürerken ecel gelirse
İşimi bırakıp kaçamam hocam.

Şarabı men etme, o değil hüner
Âşık’ım, bâdesiz pek başım döner;
Gönlümde muhabbet ateşi söner
Özrüm var, sade su içemem hocam.

Nâr-ı cehennemi önüme serme
Günahımı döküp kaygılar verme;
Kitapta yerini bana gösterme
Ben pek o yazıyı seçemem hocam.

Feylesof Rıza'yım dinsiz anlama
Dini ben öğrettim kendi babama;
Her ipte oynadım cambazım amma
Sırat köprüsünü geçemem hocam.

Fotokopinin olmadığı o yıllarda şiiri defterime yazmış, defalarca okumuştum. Bir farklılık vardı bu şiirde. Çoğumuzun, büyüklerimizden duyarak öğrendiğimiz, yörelere göre de farklılıkları olan inanç değerlerimiz sorgulanıyordu. Karşı duruş vardı; o günlerde öğretilene ve algılanana. Darı gibi saçılan Hakkın hazinesi... Cennet-Cehennem... Ölümle korkutma... Miraç... Men edilen şarap... Günah-Sevap... Ecel... 



Yorumlar - Yorum Yaz
Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi



Soğuk suyun akışı,
Serçelerin ötüşü,

Gökyüzünde şenlikti,
Leyleklerin uçuşu...

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde havanın nisan ve mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri döner, beş altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.

Altı yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri kat edip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi hedefi hiç şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar; gagalarını tüylerine gömer, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra huzur içinde uykuya dalarlardı.

Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeye başlardı. İşi bittiğinde ise özlem içinde başını gökyüzüne çevirip dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.

Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört ya da beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için telaş başlar; baba leylek, çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerdi.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.

Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.

Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz başka bölgelerden gelen leyleklerle gökyüzünde birleşerek seyredilmeye değer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş ve İsrail’e doğru yola koyulurlardı.

Süllü amca: Süleyman Ceyhan

Lütfullah ÇETİN 

17 Şubat 2004