Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret632197
Lee Hodgson

Yirmi yıldan beri fırsat buldukça günde ortalama 4-5 kilometre yürürüm. Bu yazıda yürümenin yararlarından bahsedecek değilim. Zaten o konuda birkaç yazım var.

Her zaman aynı doğrultu ve yerlerde yürümüyorum.

19 Temmuz sabahı yürüyüş güzergahım,  Avanos - Ürgüp eski yolu üzerindeydi. Tam tepenin zirvesine yaklaştığımda, anayol dışındaki kıraç arazi içinde bir karavana rastladım. “Ne var bunda?”  diyecek olanlara yazıyı okumaya devam etmelerini öneriyorum.

Karavanın dışında, konuşunca adının Lee olduğunu öğrendiğim 46 yaşında erkek bir İngiliz vardı. Karavan içinde, çalışmaya hazır durumda  singer marka, kolla çalışan 60-70 yıllık eski bir dikiş makinası göze çarpıyordu. Makine üstünde kırpık kumaşlardan yapılma para cüzdanları, öğrenci kalemlikleri, çantalar bulunuyordu. Bozkırın ortasında ben bir yabancı görmekten, Lee ise İngilizce bilen biri ile karşılaşmaktan memnunduk. Lee, elinde tuttuğu parçalara iğne ile dikişler atıyor, küçük süslemeler yapıyordu.  Böyle bir manzara ile karşılaşan her insan gibi LEE’ye sormadan edemedim. Önce ne için bu çalışmaları yaptığını sordum.

“Hobi” dedi.

Endonezya’da bir okul yaptırma projesi olduğunu ve onunla ilgili çalışmalar yaptığını, hayır kurumu oluşturduklarını anlattı. Projenin politik ve dinsel yönü bulunmadığını sorum üzerine söyledi.

Lee, ileri derecede topaldı. Bastonla yürüyor, otomatik vitesli eski bir Mitsubishi kullanıyordu. Musclardys trophy adı verilen çok berbat ve genetikle geçen bir kas hastalığı ile mücadele ediyordu. Ve o durumda hem seyahat ediyor, hem çalışıyordu.

“Bunları okul projesi için mi yapıyorsun?” diye sorunca güldü. Bu işle projemin gerçekleşmeyeceğini biliyorum. Her yerde satabilmek ve insanları inandırabilmek çok güç. Ama Çinlilere, özellikle yılbaşını kutladıkları ayda satış yapıyorum. Sadece bu parçaların geliri ile olmasa da şimdiye kadar hesapta belli bir miktar birikti.” Dedi.

Yalnız,  bu ıssız yerlerde korkup korkmadığını sordum.

“Hayır, korkum sadece yere düşmek. Düşersem hastalığımdan dolayı yardımsız kalkamam.” Dedi.

Hikaye uzun, gerisi bende.

Demem o ki, Avrupalı beyni ve felsefesi farklı. Vicdan ve temiz duygular içinde yaşama bağlılık ve yaşama asılma. Bunu, topluma katkı ve özveri olarak sunma.

Bizde nasıl?

Hüseyin SEYFİ

Coğrafi Yapı


    
 Köşektaş'ın Sol Köşesi Köşektaş'ın Sağ Köşesi



KÖŞEKTAŞ KÖYÜNÜN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ

Birişim: Lütfullah Çetin





COĞRAFİ KONUM

Köşektaş, Nevşehir ilinin  Hacıbektaş ilçesine bağlı olup, Ankara-Kayseri asfaltının güneyinde;  Dervişler ve Erenler Diyarı Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli`nin İlim Yurdu, hoşgörünün merkezi Hacıbektaş`ın doğusunda; yağmurla rüzgarın, tarihle coğrafyanın elele vererek yarattığı 'Güzel Atlar Diyarı Kapadokya' ile; adını içinde bulunan kızıl renkli, kumlu-killi topraktan alan, 1.355 km uzunluğu ile Türkiye`nin en uzun akarsuyu olan Kızılırmak'ın kuzeyinde; buğday tarlaları ve volkanik tepelerle dolu, Türkiye´nin kalbini oluşturan Orta Anadolu Platosu`nun tam orta kesiminde yeralan şirin bir köydür. Buğday tarlaları ile kaplı, volkanik tepelerle dolu bu step ortamının apayrı bir büyüsü vardır. Orta Kızılırmak Platosu diye de adlandırılan bu bölge, kırsal nüfus yoğunluğunun da en fazla olduğu bölgedir. Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Kırıkkale bu bölge içinde yer alan illerdir.


BİTKİ ÖRTÜSÜ

Köşektaş Köyü´nün tabii bitki örtüsü genellikle bozkır görünümündedir. Bu bozkır yapı, eskiden bölgede geniş yer kapladığı bilinen ormanların yok olmasıyla ortaya çıkmıştır. Köyün bulunduğu İç Anadolu Bölgesi, Türkiye`nin orman açısından en yoksul bölgelerinden biridir. Yaz sıcaklığı ve kuraklığı, tabii bitki örtüsünün gelişimini engellemektedir. İlkbahar yağışlarıyla yeşeren seyrek papatya, gelincik, çiğdem, çayır ve ot toplulukları yaz aylarında şiddetli kuraklık ve sıcaklardan sararır yok olurlar. İç Anadolu Bölgesi`nin bozkır kuşağı içinde bulunan köyün tepelerinde yer yer çalılıklar göze çarpmakla birlikte; kavak, söğüt ve benzeri ağaç toplulukları genellikle akarsu boylarında görülür.


KÖYDE AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMALARI

Tüm bu olumsuz koşullara rağmen bölgenin en yeşil köyü olma özelliğine sahip olan Köşektaş`ta, etrafı daha fazla yeşillendirme amacı ile, bilhassa son yıllarda, köy geneline değişik türden birçok fidan dikimi gerçekleştirilmiş, ''Yeni Harman Yeri'' diye adlandırılan bölgede dikilen fidanların su ihtiyacını karşılayabilmek için sondaj vurulmuş, 70 metre derinliğe inilerek fidanların sulama ihtiyacını karşılayabilecek miktarda su gün ışığına çıkartılmıştır. Özellikle köy halkının kendi çabası ile Köşektaş`ın gelecek 20 yıl içinde bir orman köyüne dönüştürülmesi hedefleniyor.


İKLİM

İklim bakımından Köşektaş Köyü İç Anadolu Bölgesi`ne özgü kara ikliminin etkisi altında kalır. Kış ayları soğuk ve kar yağışlı, yaz ayları ise sıcak ve kurak geçer. Doğusunda dağlık ve yüksek Doğu Anadolu Bölgesi'nin yer alması; güney, batı ve kuzey kesimlerini kuşatan dağlık alanların denizle olan etkileşimi kesmesi, köyün bulunduğu bölgede Dogu Anadolu Bölgesi`ndeki gibi sürekli olmasa da kara ikliminin egemen olmasına yol açar.

Qwickcast Bilgisunum Sayfası`ndan edilen bilgilere göre, bölgede yıllık ısı ortalaması 11°C civarındadır. Bölgede en soğuk geçen aylar Aralık ve Ocak, en sıcak geçen aylar ise Temmuz ve Ağustostur. Yörede en düşük sıcaklık ortalaması -8,8 °C (1930) ile -28,0 °C (1942) arasında; en yüksek sıcaklık 34 °C (1950) ile 39,4 °C (1954)'dır.


YAĞIŞLAR

Qwickcast Bilgisunum Sayfası'ndan elde edilen verilere göre, bölgede yağışlar genellikle kış ve bahar mevsimlerinde oluyor. Yaz mevsiminde bölgede hemen hemen hiç yağış olmuyor. Bölgede en yağışlı aylar Aralık, Ocak ve Şubat, en az yağışlı aylar ise Ağustos ve Eylül'dür. Bölgede en az yağış 202.3 mm ile 1932 yılında, en çok yağış 483.9 mm ile 1966 yılında olmuştur. 24 saat içinde en fazla yağış ise Hazıran ayında 65.9 mm ile düşmüştür. Yağışlı günlerin sayısı ise 37 ile 113 gün arasında değişmektedir. Bu arada 1930 yılında birgün karla örtülü geçerken, 1949 yılında 74 gün karla örtülü geçmiştir. © Copyright Qwickcast


Kırşehir, Türkiye
Yükseklik: 985 Metre - Enlem: 39 08N - Boylam: 034 10E





 
 




 
 
Bugün 6 Mayıs


PIRILTI

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Bugün 6 Mayıs. Hıdrellez: Gece ateşler yakıldı, dilekler dilendi, farklı yörelere özgü farklı ritüellerle kutlandı; doğanın uyanışı. Doğa uyansa da İstanbul’a henüz bahar gelmedi. Hava, buz gibi. Galiba, katlettiğimiz doğa, mevsimleri değiştirerek; yüzümüze vuruyor ilkelliğimizi.

Bugün 6 Mayıs. Üç fidanın ölümsüzleştiği, sonsuzluğa yollandığı gün, bugün. Işıklarda uyusunlar. Antiemperyalist, antifaşist ve antişovenist mücadeleleri; rehberimiz olmaya devam ediyor, devam edecek.

İki gün oldu bayram biteli. İstanbul’da ulaşım zor. 16 milyon insan için çalışan Ekrem İmamoğlu’nun kentinde, bayramın birinci günü, önce otobüse, sonra marmaraya sonra da tramvaya binmem gerekiyor; Sultanahmet’te, arkadaşımla buluşmaya gitmek için. Sultanahmet’te, yıllar önce Lütfullah ile de buluşmuştuk... Zaman, akıp  gitmiş!

Durağa gitmek için yürürken, çocukluğumda, köyümüzde yaşadığımız o cıvıl cıvıl bayramlar geldi aklıma.

Arefe gecesi, ellerimize kına yakılması…

Bayram sabahı analarımızın, allı yeşilli poşularla bizleri süsleyişi…

Sevgi ve saygıyla; büyüklerimizin ellerini öpüşümüz…

Akide şekeri, sormuk şekeri, paşa şekeri… toplayışımız…

Dükkânlardan aldığımız; mantar, mantar tabancası, çatapatlar…

Küskünlerin barışması…

Ne çabuk gelmişim Eşref Bitlis Bulvarına! Karşıdaki otobüs durağına geçmem gerekiyor ve zorunlu olarak uyanıyorum düşümden.

Durak bomboş, daha 9 dakika var otobüsümün gelmesine. Oturuyor ve sırt çantamdan çıkardığım kitabımı okumaya başlıyorum. Neme lazım, “Boş çuval dik durmaz.” diyor; Halk TV de “Görkemli Hatıraların” yapımcısı Serhan Asker.

4-5 dakika geçmişti ki “Abi, bir şey sorabilir miyim?” diyor; yanıma yaklaşan 3 kişiden önde olanı. “Evet,” diyorum; başımla da işaret ederek.

“ Bugün otobüsler bedava mı?”

“ Evet, bayram süresince ücretsiz.”

“Ya vapurlar?”

“Onlar da bedava.”

Yanıtımı duyunca öyle sevindiler ki, sanki uçacaklar sandım. Üçü birden,”yaşasın!” diyerek zıpladı havaya. İşte o anda, evet, o anda gördüm gözlerindeki pırıltıyı.

Hazine Bakanı Nebati’nin gözlerindeki gibi değil; Munzur Çayında coşkulu akan suyun; doğal ve temiz damlaları gibi.

Hani, ışıksız bir ortamda gökyüzünü seyredersiniz ya, göz kırpan yıldızları; onun gibi.

Hani, manavda, pazarda veya dalında; albenisiyle sizleri davetkâr bakışlarla süzen canerikleri var ya, aynen onlar gibi.

İlk defa vapura bineceklermiş!

Diyarbakırlı olduklarını öğreniyorum, kısacık sohbetimizde. 11 ay önce gelmişler ve günlük 100 Lira yevmiye ile inşaatta çalışıyorlarmış. “Sosyal güvenceleri var mı?” diye sorarsanız; hak getire.

132C simgesiyle betimlenen, Kartal’a gidecek otobüs geldi; seğirttiler binmek için.

O da ne! Binemiyorlar otobüse. Koştum yanlarına. Haklı olarak, maskeleri olmadığı için; binemeyeceklerini söyledi, şoför.

Beklemesini rica ettim; şoför anlayışla karşıladı ve çantamdaki yedek maskelerden 3 tanesini çıkararak; verdim her birine.

“Borcumuz ne kadar gurban,” dedi içlerinden biri. İşte o anda, “bilmem ağlasam mı, ağlamasam mı?” dizeleri düştü aklıma.

Otobüs köşeden dönüp de gözden kayboluncaya kadar; el salladılar bana, pırıltılı gözleriyle.

Ben de el sallıyorum tüm Köşektaşlılarımıza. Bayramınız kutlu olsun.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

6 Mayıs 2022, 21:14:35