Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam48
Toplam Ziyaret510607
Kitap Tanıtım Köşesi

Kafamda Bir Tuhaflık

Orhan PAMUK

Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor. 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.

Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara yanıt ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.

ISBN: 9789750830884

Bakkal Eşref Emmi

BAKKAL EŞREF EMMİ 

Çocukluğumda hatırladığım köy bakkalıydı. Dükkanın yer döşemesi toprak, beyaz topraktan badanalı olan beyaz duvara tutturulmuş terekler ve tereklere yerleştirilmiş satılan mallar, sabun, sigara, kibrit, iğne iplik, çay, şeker, reçel, kolonya, helva, tahin, sekiz on metrelik basma, pazen, öğrenciler için defter, kalem, silgi, tebeşir. Yerde dayalı akide şekeri, fıstık çuvalları. Bir masa üstünde kollu terazi ve altında çekmeceli bir masa. Çekmecede o günün hasılatı. Delikli iki buçuk kuruştan, en çok kağıt on liraya kadar. Alışverişler değişim şeklinde de olurdu. Para yerine başta yumurta, arpa, buğday verilir karşılığında tütün, çay, şeker gibi şeyler alınırdı.

Gün boyu toprak zeminde biriken  fındık fıstık kabukları  akşamdan önce, bir de sabah el süpürgesi ile temizlenirdi. Temizlikten önce zemin sulanınca mis gibi toprak kokardı. Köy bakkal dükkanlarının kokusu başkadır. Bisküvi,  akide şekeri ve sabun kokuları birbirine karışır.

İkindine doğru bağ, bahçe gibi tarım işinden dönen genç ve orta yaş grupları Eşrefin dükkanında toplanırlar, duvara yaslanmış tahta sıralara oturup şeker, fındık, fıstık bisküvide sarılmış lokum veya şeker sucuğunu atıştırırken Eşref’e takılmadan edemezlerdi. Eşref konuştukça konuşurdu. Hep hayalinde evlenmek istediği fakat evlenemediği bir kadın olurdu. Bu kadın ya Avanos’tan, ya da Erzurum’dandı. Aslı astarı var mıydı, yok muydu kimse bilemezdi.

Eşref Emmi aynı zamanda avcıydı. Pencerenin önünde ve ayrı iki kafes içinde keklik bulunurdu. Kekliklerin ne zaman öteceği belli olmaz, çocuklar olarak ötüşlerini beklerken Eşref Emmi ağzı ile sesler çıkartarak ötüşlerini sağlardı.

Eşref’in bakkalında tombala çekilir, İskambil oynanır, sohbet edilir, isteyen istediğini içerdi. Delikanlılar köy içinde döner dolaşır sonunda bakkala gelirlerdi.

Köyde, kahvehaneler sonra açıldı. Onlarda biri de yine Eşrefin kahvesiydi. Duvarda çerçeveli resmi unutmam. Aynı çerçevede bakış yerlerine göre değişen üç resim size bakardı. Karşıdan bakınca Atatürk, bir yandan bakınca Cemal Gürsel, öbür yandan da İnönü görünürdü. Kahvenin yer zemini bakkalınki gibi toprak değil, ahşaptı. O zamana göre tam bir köy kahvesiydi.

 Galiba on, on iki yaşımda idim. Fincanı elli kuruşa hayatımdaki ilk kahveyi Secaattin ile iyi arkadaştık, onunla birlikte  orada içtim. Kahve şekerliydi. Hoşumuza gitti, bir daha isteyince, Eşref Emmi, “kahve bir kez içilir” diyerek bizi uyarmıştı. Biz ısrar edince kıramadı, birer fincan daha doldurdu.

Eşref Emmi, çocukla çocuk, büyükle büyüktü. Yaşı seksen yedi imiş.  Allah rahmet eylesin.

Hüseyin SEYFİ

Kitap Tanıtım Köşesi


UYGARLIK TARİHİ

Server Tanilli

Türkiye’de ortaöğretimin, özellikle de liselerin, 1950’lerle beraber gelip girdiği ve bugün de süren bir çıkmazı şudur: Tarih, felsefe, sosyoloji, edebiyat ve sanat gibi kültürün temel konularında, gençlere -hemen hemen- hiçbir şey verilmiyor; öğrencilerin kafalarına yalan yanlış, abuk subuk, ipe sapa gelmez birtakım şeyler tıkıştırılıyor.

Egemen sınıfların bir oyunudur bu!

Amaç da ne yapıp edip gençlerin uyanmasını engellemektir.

İşler öylesine tezgahlanıyor ki, daha liseden başlayarak gençlerin gözlerinin önüne bir “duman perdesi” çekiliyor; içinde yaşadıkları çağa ve topluma yabancılaştırılıyor.
Liselerden üniversite ya da yüksekokullara bu durumda gelen öğrencilerle bir “kültürel diyalog” kurabiliyor ve bir “kör dövüşü” dür gidiyor. Bu kitap, işte bu oyunu bozmak için yazıldı. Söyleyeceklerini de, bir “uygarlık tarihi” nin zemininde ve “çağdaş tarih” in çerçevesi içinde söylüyor.

Tek kelimeyle çağını tanıtarak.

Kültür; çağını tanıtıp bilinçlendirmiyorsa, laf yığınıdır.

Başta gençlere seslense de, temel kültüre meraklı herkesin öğreneceği var bu kitaptan. Okuyun göreceksiniz…


ISBN 6054183623