Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret520670
Din ve İnanç

 Deli dervişlerin zikri gibi her Cuma tekrarlanan “Cumanız mübarek olsun” ritüeli, yobazların hayal dünyalarından damıtılmış bir slogandan başka bir şey değildir! Bu yüzden, bu ve benzeri çağrılara rağbet etmeyelim!

Din simsarları, son yıllarda, günleri, hatta ayları birbirinden ayırmaya başladılar. Olay ve gelişmeleri kendi akıllarıyla yorumlayabilme yeteneğinden yoksun yobazların bu oyununa gelmeyelim!

“Cumanız mübarek olsun” ve benzeri ritüellerin, dinle ve inançla bir bağlantısı yoktur! Tamamen uydurma olan ve dinin gereğiymiş gibi inananlara şırınga edilmeye çalışılan bu yeni hitap ve kutlama geleneği, aslında kutsal inanca yapılan bir yakıştırmadan başka bir şey değildir!

Din de, inanç da hayatımızda var ve onları söküp atamayız; ancak onların bu tür uydurma ve yakıştırmalarla yozlaştırılmalarına da göz yumamalıyız!

Sakın ola bu oyuna gelmeyin, körinanca asla fırsat vermeyin!

Görmek istiyorsanız önünüzü, değerlerle bulunuz yönünüzü!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Babamın Elinde Üç Pilli Fener - Hüseyin Seyfi

www.kosektas.net

Selahattin Erorhan | Yöre: Sivas-Şarkışla | Kaynak Kişi: Aşık Veysel Şatıroğlu | Derleyen: TRT Müzik Dai. Bşk. THM Md.



BABAMIN ELİNDE ÜÇ PİLLİ FENER




Hüseyin Seyfi


Bize gönderdiği bu çiçekle her göze görünmeyen bahçemizi
süslemiş olan öğretmenimiz Hüseyin Seyfi'ye
çok teşekkür ederiz!
kosektas.net

Zeki Müren - Akşam Olur Gizli Gizli Ağlarım
Muazzez Türing - Geçti Dost Kervanı
 Aliye Akkılıç - A Kızım Sana Potin Alayım mı
Hacı Taşan - Bugün Ayın Işığı
A. Gazi Ayhan - Dayımın Oğluna Mektup
Nezahat Bayram - Kara Tren
Saniye Can - Bir Dalda İki Kiraz


Çocukluğumun köyünde şapalama karı hiç sevmezdim. Vıcık vıcık yapardı her yeri. Çamur belimize çıkardı yürüdükçe. Geceleri ay ışığı da olsa görünmezdi çamurlu gölekler. Basardık bilmeden çamur deryasına ve çorabımıza işlerdi çamur. Çünkü elektrik yoktu köyde. Yollara asfalt değil, kum bile dökülmezdi. Adını taşlardan alan Köşektaş sokakları yazın toz, kışın çamur içinde kalırdı.

(Parantez içinde Mahmut Makal ve Fakir Baykurt’u anmadan edemeyeceğim. Köyü, köylüyü onlar getirdiler ortaya, değilse kimsenin umurunda değildi aydınlık.)

Bu gün düşündüğümde, “dağlardan çıkan o güzelim taşlarla sokaklar, yollar, en azından çeşme başları döşenemez miydi?” Sorusunu sorsam büyüklerimize haksızlık ederim korkusu sarıyor içimi.

“Şartlar” diyorum kendi kendime, o günün hem maddi hem de düşünebilme becerisi. Hepsini özlem ve rahmetle anıyorum.

Elektrik yoktu. Geceleri el lambası ile dolaşılırdı. Delikanlıların elinde pille çalışan birer el feneri. İki pilli, üç pilli. Tut elinle, ışıtsın ışıtabildiği kadar; duvara tut, sevdiğin kızın penceresine veya  dağlara tut, güven el fenerine dolaş, dolaşabildiğin kadar gecenin ayazında.

Henüz ilkokul dördüncü sınıftayım. Babam Almanya’da. Bir gün, elimde kurşun kalem,  oturdum tandırın başına mektup yazdım babama. İyisinden bir el feneri istedim Almanya’dan üç pilli. Aradan yirmi gün ya geçti, ya geçmedi gece çat kapı çalındı. Açtık baktık babam! Ne ağlayacağımızı bildik ne güleceğimizi. Dışarıda diz boyu kar. Her taraf bembeyaz. Babamın elinde üç pilli el feneri. Fenerin sırtında kırmızı, küçük bir cam yanıp yanıp sönüyor trafik lambası gibi. Babam, elime feneri tutuşturdu, doğru konağa.

Elimde fener, yerde yumuşak kar, üstünde ben. Hoplaya zıplaya hızla konağın kapısını açtım. “Babam geldi” der demez konakta bulunan herkes ayağa fırlayıp bizim evin yolunu tuttu. Eve vardık. Anam yere döşekleri çoktan sermişti gelen misafirlerin oturması için. Soba yanıyordu. Tokalaşıldı, kucaklaşıldı özlemle. Babam gelenlere sigara tuttu, Alman sigarası. Biraz sonra tütün kokusu odayı doldurdu. Ama kimse  rahatsız olmadı. O zaman tütünler güzel kokardı. Doğal olduğundan belki. Çaylar içildi, sohbet edildi. Almanya soruldu. Anlattı babam Almanya’yı. İş koşullarından, çalışmanın güçlüğünden zorluğundan. “Kuluz, köleyiz, patates ve makarna yemeklerimiz, değilse adam gibi yaşasan para pul artmaz orada” dedi. Misafirler ayrıldı. Sıra sürprizin büyüğüne gelmişti. Bavul açıldı, bavuldan kırmızı bir radyo çıktı. Ne harika şeydi. Kehribar gibi tuşları vardı ve deri kaplamaydı radyo. Arkasından bir de masa saati.  Hiç aklımdan çıkmadı, üzerinde fosforlu mavi yazı ile “Peter” yazıyordu saaatin. Ya radyoya ne demeli? O radyo ile çok bağa gittik, bağ belledik. Sanki radyo yardımcımızdı ya da arkadaşımız.

Sabahın gün doğumu ile türkülerle kapı süpüren kadınlar. Muazzez Türing, Selahattin Erorhan, Hacı Taşan, Nuri Sesigüzel, Ahmet Gazi Ayhan, Nezahat Bayram, Saniye Can, Aliye Akkılıç,  Zeki Müren, Nurettin Dadaloğlu ve diğerleri. Bunlardan birine bir şey olsa sanki bir yakınımız gibi üzülecektik.

…“Yaşamın tadı tuzu vardı” cümlesini kullanmak “eskiliği” işaret etse de nostalji güzel şey. Nostalji olmasa efkar da olmaz. Ara sıra efkarlanmak, stres dağıtır. Kimine göre efkarın adı stres. Bana göre değil, yeter ki, efkarlanmasını bil!

Şimdi, radyonun, ya da babamın üç pilli fenerinin ne önemi var. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü çok kullanır oldum.

Yokluğu gören yaşlılar, “aman be, eski yıllar sıkıntılıydı, Allah bir daha o yılları göstermesin, şimdilerde rahatlık var…eskinin neresi iyiydi?” diyorlar. Bizler uzun boylu yokluk görmedik. Belki de eskiye özlem bu yüzden.

Haydi, eskici geldi eskici…

Daha çook eskilerim var taliplilerine.

Hüseyin Seyfi.


Ekleme Tarihi: 2011-12-27, 17:13:27

Yorumlar - Yorum Yaz


Şiir Tanıtım Köşesi



...Uzakçıl - Ruhi Su...

Hasan Hüseyin
Korkmazgil

Türk şiirinin devi Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yazıp, Türk Halk Müziği'nin belleklerden silinmeyen sanatçısı Ruhi Su'nun seslendirmiş olduğu Uzakçıl adlı seçkin eseri siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Neden böyle uzak uzak, neden böyle uzakçıl, işte hastan burada

acımaksa işte burda, sevmekse işte burda, neden uzak ey uzakçıl?

nedir sende bu tutkunluk, uzaklarda cançekişen bir sarıya akacak

ağlamaksa işte burda, sarıysa işte sarı, neden uzak ey uzakçıl?

mavi mi istiyorsun, yeşil mi kırmızı mı pembe mi mor mu, yak artık şu ışığı

tutunmaksa işte burda, kül olmaksa işte ateş, neden uzak ey uzakçıl?

bırakıp neden böyle, neden böyle bu yakını, elinin gölgesindeki

gitmek mi sanıyorsun sen yoksa güzelliği, neden böyle uzak ey uzakçıl?

ah n'olurdu bilebilsek, gitmek denen o yorulmaz kuş nedir

hüzünse büyük gitmek, sen bir hüzün ülkesisin neden uzak ey uzakçıl?

sevmekse uzak gitmek, attın bütün köprüleri, gemilerse yaktın çoktan

bak yiğitsen şu küllere, avcundaki şu küllere, neden uzak ey uzakçıl?

pencere bir gitmektir, öfke bir başka gitmek, silah sesi başka gitmek

batıp batıp çıktıkça dalgalarda, halka halka döner başında karanlıklar, neden uzak ey uzakçıl?

kim sevmiş ölümün sarı sırtlak yüzünü, sevilen yalnızca ölmeyi istemektir
uzaklarda aramaksa, bil ki nefret yanlızlığı, neden uzak ey uzakçıl?

içki hızlı bir gitmektir, delirmekse çok çok hızlı bir gitmek

herkes kendi yörüngesinde bir küçücük kırık çizgi, neden uzak ey uzakçıl?

özlemekse özlediğin, belki kanat sesidir o, düşsel bir albatrosun

gitmek bir çin şarkısıdır, ağaçsız bir ağaçta bir pembe çiçek, neden uzak ey uzakçıl?

küçük kuşlar işledim gel, gel işte bak mavilerden astım güllü perdeleri duvarlarıma

yeni döndüm yıldızlardan, birazdan balıktayım, neden uzak ey uzakçıl?

tüfeğim sıcak daha, kurdumsa can çekişiyor ürkek kuytuda, boğazım kuru

birazdan resim de yapacağım, ellerimi kurulayıp marşlara, neden uzak ey uzakçıl?

bu benim son turuncum, bu sonuncu turuncuyu kötü kullanacağım

ey postacı getir artık, getir yazılmamış mektuplarımı, ben artık onlardayım

ey gürültü kop artık, ey kampana çal artık, bitti uzaklık

hastası dizlerinde, özlemi gözlerinde, çoktan öldü uzakçıl

dolaşan belki bir güz yelidir
bırakılmış bu kentin sokaklarında...