Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret506257

Babamın Elinde Üç Pilli Fener - Hüseyin Seyfi

www.kosektas.net

Selahattin Erorhan | Yöre: Sivas-Şarkışla | Kaynak Kişi: Aşık Veysel Şatıroğlu | Derleyen: TRT Müzik Dai. Bşk. THM Md.



BABAMIN ELİNDE ÜÇ PİLLİ FENER





Hüseyin Seyfi


Bize gönderdiği bu çiçekle her göze görünmeyen bahçemizi
süslemiş olan öğretmenimiz Hüseyin Seyfi'ye
çok teşekkür ederiz!
kosektas.net

Zeki Müren - Akşam Olur Gizli Gizli Ağlarım

Muazzez Türing - Geçti Dost Kervanı
 Aliye Akkılıç - A Kızım Sana Potin Alayım mı
Hacı Taşan - Bugün Ayın Işığı
A. Gazi Ayhan - Dayımın Oğluna Mektup
Nezahat Bayram - Kara Tren
Saniye Can - Bir Dalda İki Kiraz


Çocukluğumun köyünde şapalama karı hiç sevmezdim. Vıcık vıcık yapardı her yeri. Çamur belimize çıkardı yürüdükçe. Geceleri ay ışığı da olsa görünmezdi çamurlu gölekler. Basardık bilmeden çamur deryasına ve çorabımıza işlerdi çamur. Çünkü elektrik yoktu köyde. Yollara asfalt değil, kum bile dökülmezdi. Adını taşlardan alan Köşektaş sokakları yazın toz, kışın çamur içinde kalırdı.

(Parantez içinde Mahmut Makal ve Fakir Baykurt’u anmadan edemeyeceğim. Köyü, köylüyü onlar getirdiler ortaya, değilse kimsenin umurunda değildi aydınlık.)

Bu gün düşündüğümde, “dağlardan çıkan o güzelim taşlarla sokaklar, yollar, en azından çeşme başları döşenemez miydi?” Sorusunu sorsam büyüklerimize haksızlık ederim korkusu sarıyor içimi.

“Şartlar” diyorum kendi kendime, o günün hem maddi hem de düşünebilme becerisi. Hepsini özlem ve rahmetle anıyorum.

Elektrik yoktu. Geceleri el lambası ile dolaşılırdı. Delikanlıların elinde pille çalışan birer el feneri. İki pilli, üç pilli. Tut elinle, ışıtsın ışıtabildiği kadar; duvara tut, sevdiğin kızın penceresine veya  dağlara tut, güven el fenerine dolaş, dolaşabildiğin kadar gecenin ayazında.

Henüz ilkokul dördüncü sınıftayım. Babam Almanya’da. Bir gün, elimde kurşun kalem,  oturdum tandırın başına mektup yazdım babama. İyisinden bir el feneri istedim Almanya’dan üç pilli. Aradan yirmi gün ya geçti, ya geçmedi gece çat kapı çalındı. Açtık baktık babam! Ne ağlayacağımızı bildik ne güleceğimizi. Dışarıda diz boyu kar. Her taraf bembeyaz. Babamın elinde üç pilli el feneri. Fenerin sırtında kırmızı, küçük bir cam yanıp yanıp sönüyor trafik lambası gibi. Babam, elime feneri tutuşturdu, doğru konağa.

Elimde fener, yerde yumuşak kar, üstünde ben. Hoplaya zıplaya hızla konağın kapısını açtım. “Babam geldi” der demez konakta bulunan herkes ayağa fırlayıp bizim evin yolunu tuttu. Eve vardık. Anam yere döşekleri çoktan sermişti gelen misafirlerin oturması için. Soba yanıyordu. Tokalaşıldı, kucaklaşıldı özlemle. Babam gelenlere sigara tuttu, Alman sigarası. Biraz sonra tütün kokusu odayı doldurdu. Ama kimse  rahatsız olmadı. O zaman tütünler güzel kokardı. Doğal olduğundan belki. Çaylar içildi, sohbet edildi. Almanya soruldu. Anlattı babam Almanya’yı. İş koşullarından, çalışmanın güçlüğünden zorluğundan. “Kuluz, köleyiz, patates ve makarna yemeklerimiz, değilse adam gibi yaşasan para pul artmaz orada” dedi. Misafirler ayrıldı. Sıra sürprizin büyüğüne gelmişti. Bavul açıldı, bavuldan kırmızı bir radyo çıktı. Ne harika şeydi. Kehribar gibi tuşları vardı ve deri kaplamaydı radyo. Arkasından bir de masa saati.  Hiç aklımdan çıkmadı, üzerinde fosforlu mavi yazı ile “Peter” yazıyordu saaatin. Ya radyoya ne demeli? O radyo ile çok bağa gittik, bağ belledik. Sanki radyo yardımcımızdı ya da arkadaşımız.

Sabahın gün doğumu ile türkülerle kapı süpüren kadınlar. Muazzez Türing, Selahattin Erorhan, Hacı Taşan, Nuri Sesigüzel, Ahmet Gazi Ayhan, Nezahat Bayram, Saniye Can, Aliye Akkılıç,  Zeki Müren, Nurettin Dadaloğlu ve diğerleri. Bunlardan birine bir şey olsa sanki bir yakınımız gibi üzülecektik.

…“Yaşamın tadı tuzu vardı” cümlesini kullanmak “eskiliği” işaret etse de nostalji güzel şey. Nostalji olmasa efkar da olmaz. Ara sıra efkarlanmak, stres dağıtır. Kimine göre efkarın adı stres. Bana göre değil, yeter ki, efkarlanmasını bil!

Şimdi, radyonun, ya da babamın üç pilli fenerinin ne önemi var. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü çok kullanır oldum.

Yokluğu gören yaşlılar, “aman be, eski yıllar sıkıntılıydı, Allah bir daha o yılları göstermesin, şimdilerde rahatlık var…eskinin neresi iyiydi?” diyorlar. Bizler uzun boylu yokluk görmedik. Belki de eskiye özlem bu yüzden.

Haydi, eskici geldi eskici…

Daha çook eskilerim var taliplilerine.

Hüseyin Seyfi.


Ekleme Tarihi: 2011-12-27, 17:13:27

Yorumlar - Yorum Yaz


Kitap Tanıtım Köşesi

Popülizm: Büyük Hınç

Eric Fassin

“Tarihin sonu”nun ilan edildiği 1990’lardan bugüne uzanan; “siyaset sonrası” dönemde apolitik kitleyi diri tutma amacıyla üretilen yeni popülist söylemler, Fassin’in ifadesiyle “neoliberal zamanlarda bastırılanları geri döndürme” derdine düştü. Fassin, popülist aktörlerin seslendiği “lümpenlere” ya da “işe yaramazlara” değer atfettiği bu döngüde, alttan alta neoliberalizm ile otoriter rejimler arasında asimetrik bir ilişki yürüdüğünü belirtiyor.

Ulus devletin altını oymak yerine ona yeni bir biçim veren neoliberalizm, popülist söylemler eşliğinde meşreplere göre “ümmet”in ya da “ulusal birliğin” oluşumunu hızlandırıp “Halk ne diyorsa o!” benzeri ifadeleri güç gösterisinden başka bir yeteneği bulunmayan otoriter siyasetçilerin diline pelesenk ediyor. İktidardakilere veya iktidar olma heveslilerine “siz halksınız, elitlerin hakkından gelebilirsiniz” çağrısı yapma imkânı tanıyan söylemin ileri evresi, tek tip toplum yaratma inşası. Hınç işte bu noktada doğuyor; “kürselleşmenin ‘kaybedenleri’ değil (...) başkalarının onlardan daha iyi durumda olmayı hak etmediğini düşünenlerin öfkesi” sağ popülizmin yakıtı hâline geliyor.

Fassin, sorunun çözümünün “iyi popülizm”de aranamayacağını baştan kabullenen, sandığa gitmeyen ya da gönülsüzce gidenlere (alternatifsizlikten yakınanlara) seslenen; yeni bir halk yerine, programı ve hedefleri bulunan bir sol inşa etmenin asıl amaç olması gerektiği görüşünde.
 
Popülizm: Büyük Hınç / Eric Fassin / Çeviren: Gülener Kırnalı, İlker Kocael / Heretik Yayın /

ISBN:

978-605-9436-40-3