• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret493053
Şiir Tanıtım Köşesi



Hey!
Hiçiz tek tek her birimiz,
denizde damla
semada toz bile olamaz en irimiz
hepimiz her şey.
Kalk.
Silkin ve kalk ki
selam dursun düne
sevdasına geleceğin
gülsün her şafak.
Sen ki taştan cam yarattın,
sen ki sinsi karanlığı aydınlattın,
sen ki demiri makine
Ayı bir karış yol yaptın;
sen ki paraya taptın.
Yıllar şaşkın
yollar şaşkın
roller şaşkın,
savrulduk rüzgar gibi
bedeli yoktur insana aşkın.

Hayatın bozkırında
gülüyor yoksulca
ağlarken ölüler,
kaderin soykırımında
ölen kim
öldüren kimler
beyaz güvercin?
Dinsin
poyrazı ihtirasın
koşarken gizem dörtnala,
bekleme, bekleme yarını
hava hain
sır salkıyamıyor doğa.
Mevsim kayıp
Dersim kayıp
Taksim kayıp,
dağlandı sevdaları ömrümüzün
yetmez mi bunca ayıp?

Sende görürüz
mabedini renklerin,
sende buluruz
heyecanını kelebeklerin,
sende ararız
en alımlısını ahenklerin.
Sendedir
aşk, heyecan, merak; korku, şiddet, sır, sendedir;
bilesin, tılsımı tarihin
binlerce fosilleşen bedendedir.
Gel bizimle
gül bizimle
kal bizimle,
ağlarken kara bulutlar
yeşersin yeni umutlar
gün doğsun gölgelere.

Sırlarımı kendinde oku
yaş yaş, dönem dönem, satır satır;
bazen ılık bir sevgi
bazen soğuk bir korku
inan ki beni sana anımsatır.
Anımsatır ki hayat bir pınar:
Ne şan ne şöhret ne para;
yıllar önce uyarmış Hünkâr:
“Her ne arar isen kendinde ara.” 

Dr. Salim Çelebi




Babamın Elinde Üç Pilli Fener - Hüseyin Seyfi

www.kosektas.net

Selahattin Erorhan | Yöre: Sivas-Şarkışla | Kaynak Kişi: Aşık Veysel Şatıroğlu | Derleyen: TRT Müzik Dai. Bşk. THM Md.



BABAMIN ELİNDE ÜÇ PİLLİ FENER





Hüseyin Seyfi


Bize gönderdiği bu çiçekle her göze görünmeyen bahçemizi
süslemiş olan öğretmenimiz Hüseyin Seyfi'ye
çok teşekkür ederiz!
kosektas.net

Zeki Müren - Akşam Olur Gizli Gizli Ağlarım

Muazzez Türing - Geçti Dost Kervanı
 Aliye Akkılıç - A Kızım Sana Potin Alayım mı
Hacı Taşan - Bugün Ayın Işığı
A. Gazi Ayhan - Dayımın Oğluna Mektup
Nezahat Bayram - Kara Tren
Saniye Can - Bir Dalda İki Kiraz


Çocukluğumun köyünde şapalama karı hiç sevmezdim. Vıcık vıcık yapardı her yeri. Çamur belimize çıkardı yürüdükçe. Geceleri ay ışığı da olsa görünmezdi çamurlu gölekler. Basardık bilmeden çamur deryasına ve çorabımıza işlerdi çamur. Çünkü elektrik yoktu köyde. Yollara asfalt değil, kum bile dökülmezdi. Adını taşlardan alan Köşektaş sokakları yazın toz, kışın çamur içinde kalırdı.

(Parantez içinde Mahmut Makal ve Fakir Baykurt’u anmadan edemeyeceğim. Köyü, köylüyü onlar getirdiler ortaya, değilse kimsenin umurunda değildi aydınlık.)

Bu gün düşündüğümde, “dağlardan çıkan o güzelim taşlarla sokaklar, yollar, en azından çeşme başları döşenemez miydi?” Sorusunu sorsam büyüklerimize haksızlık ederim korkusu sarıyor içimi.

“Şartlar” diyorum kendi kendime, o günün hem maddi hem de düşünebilme becerisi. Hepsini özlem ve rahmetle anıyorum.

Elektrik yoktu. Geceleri el lambası ile dolaşılırdı. Delikanlıların elinde pille çalışan birer el feneri. İki pilli, üç pilli. Tut elinle, ışıtsın ışıtabildiği kadar; duvara tut, sevdiğin kızın penceresine veya  dağlara tut, güven el fenerine dolaş, dolaşabildiğin kadar gecenin ayazında.

Henüz ilkokul dördüncü sınıftayım. Babam Almanya’da. Bir gün, elimde kurşun kalem,  oturdum tandırın başına mektup yazdım babama. İyisinden bir el feneri istedim Almanya’dan üç pilli. Aradan yirmi gün ya geçti, ya geçmedi gece çat kapı çalındı. Açtık baktık babam! Ne ağlayacağımızı bildik ne güleceğimizi. Dışarıda diz boyu kar. Her taraf bembeyaz. Babamın elinde üç pilli el feneri. Fenerin sırtında kırmızı, küçük bir cam yanıp yanıp sönüyor trafik lambası gibi. Babam, elime feneri tutuşturdu, doğru konağa.

Elimde fener, yerde yumuşak kar, üstünde ben. Hoplaya zıplaya hızla konağın kapısını açtım. “Babam geldi” der demez konakta bulunan herkes ayağa fırlayıp bizim evin yolunu tuttu. Eve vardık. Anam yere döşekleri çoktan sermişti gelen misafirlerin oturması için. Soba yanıyordu. Tokalaşıldı, kucaklaşıldı özlemle. Babam gelenlere sigara tuttu, Alman sigarası. Biraz sonra tütün kokusu odayı doldurdu. Ama kimse  rahatsız olmadı. O zaman tütünler güzel kokardı. Doğal olduğundan belki. Çaylar içildi, sohbet edildi. Almanya soruldu. Anlattı babam Almanya’yı. İş koşullarından, çalışmanın güçlüğünden zorluğundan. “Kuluz, köleyiz, patates ve makarna yemeklerimiz, değilse adam gibi yaşasan para pul artmaz orada” dedi. Misafirler ayrıldı. Sıra sürprizin büyüğüne gelmişti. Bavul açıldı, bavuldan kırmızı bir radyo çıktı. Ne harika şeydi. Kehribar gibi tuşları vardı ve deri kaplamaydı radyo. Arkasından bir de masa saati.  Hiç aklımdan çıkmadı, üzerinde fosforlu mavi yazı ile “Peter” yazıyordu saaatin. Ya radyoya ne demeli? O radyo ile çok bağa gittik, bağ belledik. Sanki radyo yardımcımızdı ya da arkadaşımız.

Sabahın gün doğumu ile türkülerle kapı süpüren kadınlar. Muazzez Türing, Selahattin Erorhan, Hacı Taşan, Nuri Sesigüzel, Ahmet Gazi Ayhan, Nezahat Bayram, Saniye Can, Aliye Akkılıç,  Zeki Müren, Nurettin Dadaloğlu ve diğerleri. Bunlardan birine bir şey olsa sanki bir yakınımız gibi üzülecektik.

…“Yaşamın tadı tuzu vardı” cümlesini kullanmak “eskiliği” işaret etse de nostalji güzel şey. Nostalji olmasa efkar da olmaz. Ara sıra efkarlanmak, stres dağıtır. Kimine göre efkarın adı stres. Bana göre değil, yeter ki, efkarlanmasını bil!

Şimdi, radyonun, ya da babamın üç pilli fenerinin ne önemi var. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü çok kullanır oldum.

Yokluğu gören yaşlılar, “aman be, eski yıllar sıkıntılıydı, Allah bir daha o yılları göstermesin, şimdilerde rahatlık var…eskinin neresi iyiydi?” diyorlar. Bizler uzun boylu yokluk görmedik. Belki de eskiye özlem bu yüzden.

Haydi, eskici geldi eskici…

Daha çook eskilerim var taliplilerine.

Hüseyin Seyfi.


Ekleme Tarihi: 2011-12-27, 17:13:27

Yorumlar - Yorum Yaz


Şiir Tanıtım Köşesi

"Beyaz, ipek gibi kar yağdı"
Ataol Behramoğlu'na

F I S I L T I

O gece kar yağdı
Bir fısıltı gibi indi yere yumuşak
Ne gözleri doldurdu giden sevgili
Ne alkış istedi yeni gelen
 
O gece zehir yağdı gökten
İçen bir daha dönmedi
Teker teker yudular
Aramızdan ayrılanları

Dökülmüş bir şaraba sardılar
Testisi kırılmış, içi saçılmış
Mutsuz bir tarihe gömdüler
Henüz başlamamış
Başka bir çağa bıraktılar okunmak üzere

Bir fısıltı gibi akıp giderken kar
Ezberlenmiş bir tarih gibi unutuldu yar

Engin Korelli

Başkalarının Dili - Ekin YAYINLARI (Editör: Mehmet Düz) 2004- Ankara