• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam64
Toplam Ziyaret484758
Lee Hodgson


Lee Hodgson’un Hikayesi
Hüseyin Seyfi

Yirmi yıldan beri fırsat buldukça günde ortalama 4-5 kilometre yürürüm. Bu yazıda yürümenin yararlarından bahsedecek değilim. Zaten o konuda birkaç yazım var.

Her zaman aynı doğrultu ve yerlerde yürümüyorum.

19 Temmuz sabahı yürüyüş güzergahım,  Avanos - Ürgüp eski yolu üzerindeydi. Tam tepenin zirvesine yaklaştığımda, anayol dışındaki kıraç arazi içinde bir karavana rastladım. “Ne var bunda?”  diyecek olanlara yazıyı okumaya devam etmelerini öneriyorum.

Karavanın dışında, konuşunca adının Lee olduğunu öğrendiğim 46 yaşında erkek bir İngiliz vardı. Karavan içinde, çalışmaya hazır durumda  singer marka, kolla çalışan 60-70 yıllık eski bir dikiş makinası göze çarpıyordu. Makine üstünde kırpık kumaşlardan yapılma para cüzdanları, öğrenci kalemlikleri, çantalar bulunuyordu. Bozkırın ortasında ben bir yabancı görmekten, Lee ise İngilizce bilen biri ile karşılaşmaktan memnunduk. Lee, elinde tuttuğu parçalara iğne ile dikişler atıyor, küçük süslemeler yapıyordu.  Böyle bir manzara ile karşılaşan her insan gibi LEE’ye sormadan edemedim. Önce ne için bu çalışmaları yaptığını sordum.

“Hobi” dedi.

Endonezya’da bir okul yaptırma projesi olduğunu ve onunla ilgili çalışmalar yaptığını, hayır kurumu oluşturduklarını anlattı. Projenin politik ve dinsel yönü bulunmadığını sorum üzerine söyledi.

Lee, ileri derecede topaldı. Bastonla yürüyor, otomatik vitesli eski bir Mitsubishi kullanıyordu. Musclardys trophy adı verilen çok berbat ve genetikle geçen bir kas hastalığı ile mücadele ediyordu. Ve o durumda hem seyahat ediyor, hem çalışıyordu.

“Bunları okul projesi için mi yapıyorsun?” diye sorunca güldü. Bu işle projemin gerçekleşmeyeceğini biliyorum. Her yerde satabilmek ve insanları inandırabilmek çok güç. Ama Çinlilere, özellikle yılbaşını kutladıkları ayda satış yapıyorum. Sadece bu parçaların geliri ile olmasa da şimdiye kadar hesapta belli bir miktar birikti.” Dedi.

Yalnız,  bu ıssız yerlerde korkup korkmadığını sordum.

“Hayır, korkum sadece yere düşmek. Düşersem hastalığımdan dolayı yardımsız kalkamam.” Dedi.

Hikaye uzun, gerisi bende.

Demem o ki, Avrupalı beyni ve felsefesi farklı. Vicdan ve temiz duygular içinde yaşama bağlılık ve yaşama asılma. Bunu, topluma katkı ve özveri olarak sunma.

Bizde nasıl?

Hüseyin SEYFİ

M. Kâzım Yalım

 

Musa Kâzım Yalım (Kâzım Hoca) - Hasaoğlan Köy Enstitüsü Mezunu, Emekli Öğretmen. Halen Ankara’da yaşıyor. Güzel sanatların hemen hemen her dalıyla ilgileniyor; kitap yazıyor, resim çiziyor, ud çalıyor, Cumhuriyet ve Radikal Gazeteleri’ nde misafir yazarlık yapıyor.
               


    ♣ Resimleri

 

 Portre - Musa Kâzım Yalım, Musa Kâzım Yalım tarafından Çizilmiş Bir Atatürk Portresi

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Örentarla'dan Köşektaş'ın Sol Köşesine Hayali Bakış, 1955

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Büngülgöz'den Sivri'ye Hayali Bakış, 70'li Yıllar

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Natürmort


 
 
 

Yorumlar - Yorum Yaz


Aziz Nesin'in Çocukları

Nesin Vakfına Bağış için
Hesap Numaraları

Hayır, tanıdığım Ali Nesin ve Ahmet Nesin’den, tanımadığım Oya Nesin ve Ateş Nesin’den söz etmiyorum.
Aziz Nesin’in çocukları” dendiğinde benim aklıma Trakya’da, Çatalca’nın yakınında bir dere yatağının kıyısında, daha yaklaşırken cıvıltıları kulağınızda yankılanan “çocuklar” gelir.
Bugününü değil, neredeyse ilk gününü bildiğim bir... Bir...
Haydi gel uygun kelimeyi bul bakalım gazeteci!..
Çocuk yuvası? I-ıhh...
Çocuk barınağı? Hiç değil...
Bir hayır hasenat yeri... Asla...
Peki ne?
Bir yaşlı, bir koca, bir ulu, bir ünlü yazarın gerçekleşmiş düşü” desem?
Belki...

Kitaplarının gelirinden başka hiçbir geliri, malı mülkü, varlığı varsıllığı olmayan Aziz Nesin, kendi zorlu çocukluk yaşamından miras çoğu acı, azı tatlı anılarından bir düş süzdü. Kimsesiz kalmış ya da ana babası pek yoksul küçük çocuklar için bir yuva düşü...
Çatalca yakınlarında cılız bir derenin kıyısında 10 dönümden biraz büyük bir tarla satın aldı. Dere kıyısına çadır kurdu. İçine bir yer döşeği, bir masa, bir tahta iskemle, bir de lüks lambası koydu.
Tan Oral’ın sadece çok iyi bir karikatürist değil aynı zamanda diplomalı bir mimar olduğunu biliyordu. Tan Oral’ı çağırdı, “düşü”nü anlattı.
Mimar” Tan Oral kolları sıvadı. Galiba iki buçuk katlı bir ev çizdi. Tan çizdi, Aziz Nesin bozdu, Tan bozulanı onardı, Aziz Nesin bir başka yerini bozdu. Tan Oral yeniden düzeltti.

Haydi biraz övüneyim.
Tam o aşamada Aydın Engin adlı bir haberci, o dere kıyısında, o çadırın içinde kısa pantolonu, atlet fanilası ile oturmuş, Tan Oral’ın çizdiği mimari projeyi yine bozacağı krokilerle boğuşan Aziz Nesin’i buldu. Çadırın içinde aman vermez sivrisineklerle birlikte boğuşarak bir röportaj başladı. Haberci o dönemde bir gazetede değil bir haber ajansında çalışıyordu. Röportajı Hürriyet gazetesine sundu ve birinci sayfadan hem de fotoğraflı yayımlandı.
Sonunda inşaat başladı. Haberci yine gitti, bu kez yaz günü temel kazan, harç taşıyan işçilerle bir röportaj daha yaptı. Röportaj o zamanki Vatan gazetesinde (işe bakın siz) yine birinci sayfadan fotoğrafları ile yayımlandı.
Sonunda inşaat bitti. Ardından o cılız derenin kıyısında çocuk kahkahaları, kuş cıvıltılarıyla yarışmaya başladı. Bu kez Alman televizyonu için röportaj yapmak üzere haberci yine oraya gitti. Aziz Nesin “Şiiri duyuyor musun gazeteci” diye sordu. Soruya gerek yoktu. Şiir her yanı sarmıştı. İkisinin de gözleri mi nemlendi ne?

Aziz Nesin öteki dünyaya göçene kadar gerçekleştirdiği “düş”ün mutluluğunu tada tada, orada çocuklarıyla yaşadı. Yine kendi deyimiyle “Burada taban demokrasisi var gazeteci” dedi ve ekledi:
-Alınacak hayvanları, odaların badanasının rengini, bahçeye dikilecek ağaçları çocuklarla birlikte kararlaştırıyoruz. Tam demokrasi. Mesela ağaçları tartışırken gözlerinin içi gülen bir kız ‘Makarna ağacı dikelim’ dedi, güldüm ve ağlamaklı oldum.
Aziz Nesin aramızdan ayrıldı, oğlu Ali Nesin görevi devraldı. Büyüttü, geliştirdi, en önemlisi bugüne dek yaşattı.
Bugüne dek...
Bugün artık Nesin Vakfı’nın şu anki arazisi dar gelmeye başladı. Araziyi genişletmek, çocukların sayısını daha da artırmak gerek. Bitişikte bir satılık arazi var. Orası da alınabilirse Aziz Nesin’in çocukları 22 dönümlük bir alanda koşacak, oynayacak, kuş cıvıltıları ile yarışacak, okula gidecek, sonra liseye, sonra üniversiteye. Tıpkı daha önceki ağabeyleri, ablaları gibi...
Bunun için 2 milyon TL gerekiyor. 400 bini toplandı bile. Haydi, Aziz Nesin’e selam yollayın. Gücünüzün yettiğince katkı yapın. İster 50 lira, ister 50 bin lira...
Çok kolay.

İş Bankası Parmakkapı Şubesi’nde Nesin Vakfı hesabı var.

Nesin Vakfına Bağış için
Hesap Numaraları

Aydın ENGİN