Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam131
Toplam Ziyaret517884
Gazetenin Yararları

Senelerce seni ne hâlden
ne hâle soktuk.

Sineklik yaptık vurduk, perde yaptık gerdik. Açtık masaya serdik, katladık masa ayağının altına koyduk. Origami ile şapka ve oyuncak yaptık. Manav, balıkçı, pazarcı için kese kâğıdına, yemişçi için külaha döndürdük. Kasaba, bakkala manşetli, bulmacalı ambalaj kâğıdı yaptık. Yelpazenle serinledik, hurdanı sattık sebeplendik. Maçlarda minderimiz, kazalarda kefenimiz oldun. Raflarımız seninle kaplandı, taşınırken bardaklarımız sayende kırılmadı. Boya badanada kirden yerleri, mısır kestane yerken de sıcaktan ellerimizi korudun. Yasaklı kitapları da seninle kapladık. Uçaklar, uçurtmalar yaptık uçurduk, patronlar yaptık kumaş biçtik. Top oldun oynadık, ayakkabımız delinince pençe yaptık. Donmuş mazot tanklarımızı seninle açtık. Ayakkabılarımız formunu seninle korudu. İnşaatlarımızın, marangozhanelerimizin, tamirhanelerimizin vazgeçilmez malzemesiydin. Pilavımız seninle güzel demlendi. Yıkanan sebzelerin suyunu, kızartmaların yağını sen aldın. Güvertede, taraçada uçuştuğun, otobüste katlanmadığın için sana kızdık. Camlarımızı tertemiz yaptın, telefon numaralarını, notlarımızı tuttun. Kuponlarınla evlerimizi döşedin, vitrinlerimiz çanak çömlek, ansiklopedi ve kitap doldu. Sayende müzik setlerimiz, televizyonlarımız, kap kaçaklarımız oldu(!) Sobamız, mangalımız, şöminemiz senin aşkınla tutuştu. Sırtımıza VICKS sürülünce üstüne örttük, iyileştik. Baca deliklerini seninle kapadık, kedimizin, kuşumuzun pisliğinden seninle arındık.

Seni yeterince okumamış olmaktan da: - Aman canım okunacak ne var ki(!) dedik, kurtulduk. Velhasıl, okumak için daha az söylesek de her iş için: - Versene ordan bi gaste! dedik. Adını bile doğru söyleyemedik. Bak! Ne hâle geldik.

Kapatıldın açıldın, alındın satıldın. Okunman bazen suç oldu yasaklandın ama zaten pek okunmadın. Seni okumadığımıza kızmadın umarım.

Hoş, seninle bu kadar işimiz varken nasıl okuyabilirdik ki?



Öncel İPEKÇİ, Metin Yazarı,

6 Eylül 2012

Ses ve Resim Sanatçıları

Köşektaş Manzarası - 1980 - Tuval üzerine yağlıboya - 60 x 45.
Sizin hiç Köşektaş'la sevişirken çocuğunuz oldu mu?
Köşektaşlı resim sanatçısı Adnan Yalım'ın, 1980 yılının Temmuz
ortası ile Ağustos ortasını oluşturan zaman diliminde, bir
ay süren bir uğraşı sonrası, tuval üzerine yansıtmış
olduğu bir Köşektaş manzarası.
kosektas.net

 Köşektaşlı Ses ve Resim Sanatçıları

Bu köşeyi oluşturmaktaki amacımız, Köşektaşlı sanatçıların yaratıcılıklarını bu sütunlarda tanıtarak, iletişim ortamı yaratmak, oluşacak iletişim
ortamı ile onlara destek vermektir.

kosektas.net


    ♣ Köşektaşlı Müzik Sanatçıları


   ♣ Köşektaşlı Resim Sanatçıları

Musa Kâzım Yalım 


  Lütfen dikkat!

Bu sitede yayınlanan kaynakların her hakkı saklıdır. Kopya edilerek çoğaltılamaz, başka bir sitede yayınlanamaz!

kosektas.net


 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşektaş Hikayeleri


YARENLER

Köşektaş'ta Altına Bakmadık
Taş Bırakmadık
-
Aliağa Hikayeleri

Celalettin ÖLGÜN

Gerek Köşektaş’ta gerekse çevre köylerde görülmeyen nargile içme alışkanlığı Aliağa ile başlayıp Aliağa’yla da bitmiştir. Aliağa, özel nargile tütünü (tönbeki) bulabilir miydi, yoksa kağıtlara sarılan tatlısert tekel tütünü mü sarardı bilinmez, bir taraftan nargilesini tüttürür, bir taraftan da odasında, özellikle de kış günleri, komşuları ve sevenleriyle birlikte söyleşiler yapar, kubuz atarmış. Bu odalarda yolda kalmış yolcular, konuklar ağırlanır, sohbetler edilir, görapa alınırmış.

Kıştan çıkılıp havaların ısındığı bir gün, Aliağa, odasının önüne minderini serer, nargilesini yakar ve fokurdatmaya başlar. Eğitmen Yahya’nın üç kızdan sonra doğan, el bebek gül bebek edayla, nazla büyütülen beş altı yaşlarındaki oğlu Osman ile yaşıtı Rıza’nın Lütfullah, Aliağa’nın içtiği o fokurdakla ilgilenmeye başlarlar. Ucun kıyın yanaşırlar bilmedikleri bu uzun saplı fokurdağa. Aliağa onlarla hem ilgilenir, hem şakalaşır hem de arada bir nargileden çektirir. Üç beş çekmeden sonra Osman da Lütfullah da sersemleyip düşerler. Biraz sonra Eğitmen Yahya, oğlu Osman’ı suyla, ayranla ayıltır ve götürüp yatırır. Lütfullah da kusarak kendine gelir ama Aliağa’yı bir korku sarar. Bu korku da, onu sürekli söyletip işleten komşusu Sülü’nün de payı vardır. Sülü sürekli Aliağa’ya suçunun büyüklüğünü hatırlatmakta, Sabriye gelirse şöyle yap, böyle yalan söyle, diyerek onu telaşlandırmaktaymış. Aliağa da gelip gidenlere: “Şimdi Sabriye gelir de, edeceğini ettin, Osmanımı öldürdün!” derse ben ne yaparım! Jandarmalar gelip kolumu bağlar da, “Aliağa yarenlik ettiğin arkadaşların  bunlar mıydı?” diye sorarsa,  ben ne cevap veririm, diye söylenirmiş.

Aliağa: Ali Yılmaz.
Tatlısert tekel tütünü: Tekelin Bitlis tütününden elde ederek piyasaya sürdüğü sarmalık sigara tütünü.
Tönbeki: Aromasız, sert içimli, hakiki nargile.
Eğitmen Yahya: Yahya Doğan.
Rıza: Rıza Özdoğan.
Kubuz atma: Boş konuşma, dereden tepeden söyleşi.
Görapa alma: Hoş karşılama, iyi ağırlama.
Sabriye: Sabriye Doğan.
Sülü: Süleyman Çelebi.
Yarenlik
: Arkadaşlık, dostluk, ahbaplık.

Ekleme Tarihleri:
2006-04-16, 21:32:30
2012-01-28, 23:03:26
2018-10-11, 20:48:51