Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret568922
Kitap Tanıtım Köşesi

Vatan Haini
Asil vatan haini kimmiş bilinsin istedim!
Can DÜNDAR

Berlin sürgününde, Türkiye'nin içine düştüğü karanlığın üstesinden geleceğine bir kez daha emin oldum. O hiç yıkılmaz zannedilen, ardında büyük acılar gizleyen duvar, bir günde yıkılıveriyır; 'hain'lerle, 'kahramanlar', hapistekilerle saraydakiler, bir anda yer değiştirebiliyor.

Biz de duvarımızın yıkıldığı, peşimizdeki gizli servise ait arşivin halka açıldığı günleri görecek, acıları devralanlara, eski karanlığı ibretle anlatıp umut aşılayacağız.

Can Dündar bu kitapta, ülkesindeki özgürlük mücadelesine Berlin'den destek olabilmek için, kimi zaman buruk bir gülümseyisle, bazen çok yorularak, ama umudunu ve kararlılığın her seferinde yeniden besleyerek verdiği çabayı anlatıyor. sürgünde bir gazetecinin hayatını, cömertçe, meslektaşlarını ve arkadaşlarını sakınarak, ama kendini sakınmadan paylaşıyor okuruyla...

978-3-9817400-6-6 (ISBN)
İnsan ilişkisi gibi var mı?
Kapadokya Peri Bacaları, vadileri, tarihi veya coğrafyası yanında çeşitli konularla kendini tanıtmaya başladı. Bir zamanlar Türkiye genelinde belediyelerin kendi yörelerini tanıtmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlemeleri, yöresel şenlikler, televizyon dizileri için çevrilen filmler gibi etkinlikler iç turizm açısından Kapadokya’ya hareketlilik getirdi. Asmalı Konak filminin hala etkisi sürmekte. Dizide gösterilen konakların önü, kayısı, kabak çekirdeği, zerdali kurusu, kuru üzüm gibi yemişlerin yanında Dicle’nin sürmesi, Sümbül Hanım’ın fuları ile adeta bir satış panayırı.
Sara, “sürme” yi sorunca, satıcı kadın, takılıyor,

“Kız senin gözün doğuştan sürmeliymiş. Sürme alıp nidecen?”

Sara, Kanada York Üniversitesi’nde finans tahsil ediyor. Babasının konumu gereği, İran asıllı , Türk vatandaşı. Sara’nın ailesi uzun yıllardan beri Türkiye’de.

Sina, erkek kardeşi Sara’nın. O da aynı üniversitede ekonomi ve siyaset öğrenimi görüyor. Baba Mansur Tasdiki, sebze tohumu ithali ve satış işi ile meşgul.

İki gün boyunca , istedikleri için Kapadokya gezilerinde beraber oluyoruz, onlara kılavuzluk ediyorum. Ailenin davranış, düşünce, konuşma, hal ve hareketleri uyumlu görünüyor. Kültürel açıdan birikimli oldukları belli.

İhlara vadisinde güzel bir lokantada öğle yemeği yiyiyor, sohbet ediyoruz;

Konu, dini rejime dayalı İran yönetimi, Zerdüştlük, Amerika yaşamı, İran -Türkiye karşılaştırması.

“Türkiye daha hızlı gelişiyor. İran, uzun süredir izolasyon yaşıyor. Bu durum İran’ı çok etkiledi. Silah ve savunma endüstrisi açısından İran belki iyi durumda.

Bilinçli dışa kapanma, insanlarda öz’e dönmeyi ve yaratıcılığı getireceği sanıldı. Ama tersi oldu.”

“Biliyor musun Zerdüştlük ve diğer dinler İran’da hızla yayılma eğiliminde. Şu anda İran’da tam iki yüz elli bin Zerdüşt var, ” diyor oğul Sina Tasdiki.

Anne Fariba Tasdiki,

“Zerdüştlük, Perslerde çok yaygın bir inanış idi. Türkler’deki Şamanlık gibi.

Ateşin kutsallığı ve temizleyici özelliği var bu inanışta. Üç temel felsefesi,

Pendare- nik ; iyi düşün,

Gaftare-nik ; iyi konuş.

Kerdare nik; iyi davran."

Bu sözler bende hemen Hacıbetaş-ı Veli’nin, “eline, beline, diline sahip ol” sözlerini hatırlatıyor.

Sara Tasdiki’ye, Kanada’da okul bittikten sonra, orada veya Amerika’da kalıp kalmayacağını soruyorum;

“Hayır, kesinlikle hayır’ diyor.

“Peki nerede?”

“Türkiye’de “ diyor.

“Niçin İran değil.”

“Ben Türkiye’de doğdum ve bir Türk vatandaşıyım” diyor.

Sara da, Sina da İlk ve orta eğitimlerini Türkiye’de almışlar. Türk eğitimi ile.

Kanada veya Amerika’daki eğitim farkını sorduğumda, Sina Tasdiki, "Üniversiteye girişte sınav yok. Bu yüzden üniversiteye girmek kolay.Fakat girdikten sonra mezun olmak çok zor. Türkiye’de tam tersi. Girişte zor bir sınav var. Ama girdikten sonra bir şekilde mezun oluyorsunuz.

Eğitim öğrenci merkezli. Öğrenci her zaman aktif. Ezbere eğitim yok. Tüm iş, öğrenciyi aktifleştirmeye ve yaratıcılığa yönelik."

Son zamanlarda Türkiye de bu sisteme geçme yönünde.Ama çok geç oturacağa benziyor.

Hemen daha bu yıl 2008’de sınıftaki olayı hatırlıyorum,
Sınıfta müfettiş var. Konu açık uçlu bir tartışma. Birinci sınıf öğrencilerini tek tek konuşturarak bir konu hakkında görüşlerini almak istiyorum.

Müfettişin araya girerek çocuklara, “Haftanın günlerini sayın bakalım” dediğinde bitiyorum. Bunlar, bakanlıkla bizim aramızda “köprü “ diyorum.

Ne kadar uzak!

Turizm gibi var mı?

En çok Kültür işini seviyorum turizmin, bir de insan ilişkisini.

Pendara nik, gaftare nik, kardare nik. Hüseyin Seyfi

  
493 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
19 Mayıs


19 Mayıs

Rüstem Şen'e saygılarımla!

İbrahim ÇÖL

Gece yarısı Mucur’dan sonra lacivert gökyüzünün yıldız aydınlığı ile Erciyes ve İsmail Sivrisinin önünde birden bire beliriverir hep aynı direklerde yanan sokak lambaları ile köyümüzün silueti. Yaklaşık yedi yüz kilometre yol gitmişim de bitmez kalan sekiz on kilometre…

Yorgunluk sakinlik karşılar hep. Arabanın ışığında dikilen ağaçları tanımaya çalışır gözler. Çocukluğumun sokak sıcaklığını ararım Karşı Mahalleden eve varıncaya kadar. 

Bu mevsimlerde alabildiğince sakin, dingin hava.

Sabah güneş vurmuş evlerin ardından. İliklerine kadar ısıtır kıştan sonra. İpek yumuşaklığı ile salınan ekinler. Sanki denizin rengi değişmiş gibi, yeşil yeşil, dalga dalga. Arada ekilmemiş boş tarlalar gümüş adacık. Anadolu bozkırı alabildiğine, bağlardaki seyrelmiş ağaçlar inadına yeşil. Kelilere açmış nazik gelincik çiçekleri nazenin. Adını tadını unuttuğum bir sürü çiçek ot kokuları ile buradayım der gibiydiler. Sanki bütün yeryüzü bezenmiş bürünmüş.

Film şeridi gibi geçiyorken anılar…

19 Mayıs kutlama programında Cumhurbaşkanına sunulmak üzere Samsun’dan çıkarılan Bayrak geçişleri canlandı gözümün önünde. Okulların yaz tatilinde olduğu bir gün sabahı Rüstem Öğretmen’in çağırdığını söyledi arkadaşlarım.
 
Öğretmenim, temiz atlet ve kısa şortla Bayrak taşıyacağımızı söyledi, yanına varınca. Yarın Uçkuyu’ya gideceğiz, dedi. Kızılağıllı atletlerden alacağımız bayrağı taşıyacaktık köyümüzün topraklarından geçen asfalt yolda. Atletimiz vardı ama şort ayakkabı giyip giymediğimizi de hatırlamıyorum. Aldık üçgen şekilli Bayrağı taşıdık biraz. Hâlâ bilmem Bayrağı ben mi yoksa Bayrak beni mi götürdü önümde giden arabanın arkasından. Homurtuyla geçen otobüslerden gazete atmaları için ne işaretler uydurduk sonraları bu kısa yolda.

Şimdi Köşektaş Kayasının yanından bakıyorum aşağılara, nereye gitti o hep akıp duran derenin suyu. Ne bahçeler sulandı, ne kavgalar edildi uğruna. Ne oyunlar oynadık bu suyla yetiştirilen sebze meyvelerle. Bazen çaldık kopardık kökünden, arabalar yaptık hayallerimize, bazen kılıç kalkan oynadık taze devramer kafalarıyla. Kışları yağan karın eksiğinden çıkardık kuyulardan havuç, turp, yerelması saçtık karlar üstüne.

Şimdi dünyanın en kıymetli halısı serilmiş rengârenk, asfalt ince bir süs üzerinden geçen arabalarla.  

19 Mayıs 2010, İbrahim ÇÖL 

Bilgi: 28 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirmiş olduğumuz bir güncellemede yayınlanmış bir yazıdır!