Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam77
Toplam Ziyaret571975
Kitap Tanıtım Köşesi


Orhan Kemal
Diğer birçok Türk yazar gibi, hapishanelerde ezim ezim ezilmiş, kucağında yetiştiği toplum tarafından ödenememiş yazar.

Sarhoşlar - Türk edebiyatının en sevilen yazarlarından biri olan Orhan Kemal, öykülerini, romanlarını yazarken gerçeği içinde ele aldığı insanın, çıkışsızlığını, yaşam koşullarının ve kendi hatalarının başına açtığı işleri anlatırken asla umudu elden bırakmaz. Bu nedenle kimi zaman gülümsetirken kimi zaman göz yaşartan öyküleri okurda hiç silinmeyecek izler bırakır.

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize.


ISBN: 9752897564
Atatürk Geliyor Dediler
Öğretmenliğimin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı Gazilerimiz yetmişli yaşlarda idiler. Ben bu Gazilerimizi Cumhuriyet Bayramlarında okula davet eder, anılarını anlatmalarını rica ederdim. Hiç nazlanmadan gelirler anlatırlardı. Ama ne yazık ki, ne yazılı ne sözlü hiç birini kayıt altına almayı düşünemedim ve geçip gittiler. Bu yüzden daima içimde bir pişmanlık yaşarım. Galiba bu pişmanlıktan olacak nerede yaşlı birini görsem eşelerim. Konuşturur, kayda değer bulduklarımı not alırım.

Abdullah Yılmaz Sağlık , nüfus cüzdanında 1917 yazsa da kendisi 1915 doğumlu olduğunu söylüyor. Çünkü annesi, O bir buçuk yaşındayken 1917’de ölmüş, arkasından üç hafta sonra da babası.

“Babam Şuayıp, Pehlivan oğulları olarak anılır. Padişah Ordusunda, Muhafız Alayında Başçavuş olarak çalışmış. Sonra da Yemen’e vermişler. Ben, eniştemin yanında büyüdüm.

1936 yılında Nevşehir Ortaokulunu bitirdim. Ortaokulun ilk iki yılını Niğde’de okudum.

Niğde’de Arnavut Cafer adını taktığımız bir müzik öğretmenimiz vardı. Müzik dersini çok ciddiye alırdı. Bir gün beni tahtaya kaldırdı. Müzisyenin birinin hayatını sordu. “Kilise müziğini idare etmiş diyeceğim yerde, kilise çalgısını idare etmiş’ deyince hoca çok sinirlendi ve bana sıfır verdi. Baktım müzikten sınıfta kalacağım. Naklimi Nevşehir Ortaokuluna aldırdım.

Adana Öğretmen Okuluna sınavsız girdim. Üç yıl okuduktan sonra, öğretmen olarak 1939 yılında, Malatya Darende ilçesine bağlı Balaban Nahiyesine gittim. İlk Maaşım kırk yedi lira idi. Bekardım. 1, 2, 3 sınıfı bir arada okuttum. Seksen beş öğrencim vardı. 4. ve 5. sınıfı Başöğretmen okutuyordu.

“Hocam, ‘bekardım’ dediniz, çeşme başında hiç kızlara baktınız mı?”

“Hayır, dürüsttüm.”

“Çeşme başında kızlara bakmanın dürüstlükle ilgisi ne idi?”

“Kızlara bakmak, terbiyesizlik, ahlaksızlık sayılırdı.”

“Delikanlılığınız, öğrenciliğiniz tam Atatürk zamanına denk geliyor. Hiç onunla karşılaştınız mı?”

“Galiba 1935 yılında Niğde Ortaokulundayken ‘Atatürk geliyor’ dediler. Herkes İstasyona koştu. Vakit akşamdı. Elektrik olmadığından sokaklar karanlıktı. Mustafa Kemal Atatürk, tren penceresinden el salladı, öyle gördüm. Beden Eğitimi Öğretmeni Kemal Bey, ‘Yaşasın Çanakkale Kahramanı, ’ diye bağırınca, aynı şekilde halk da bağırdı. Gemici fenerleri eşliğinde trenden indi. Sonra da Halk evine gitti ve herkes evine dağıldı.

Atatürk’ü ikinci kez 1938 yılında Adana’da gördüm. Öğleden sonraydı. Geleceğini duyduk. Öğretmen Okulu ikinci sınıftaydım. Bu kez, yakından görmek istedim. İstasyona gitmek yerine, şehir ile istasyon arasındaki yolda bekledim. Çünkü istasyonlar o geleceği sırada çok kalabalık oluyordu. Araba ile yoldan geçerken, aramızdaki mesafe On metreden azdı.”

“Sizde ne izlenim bıraktı?”

“O an çok kısaydı. Araba hızla geçti.”

1963 yıllarında, Avanos’ta Ali Görücü adında, iki evli bir doktor vardı. Onun kayınvalidelerinden biri, seksen yaşında Selanik göçmeniydi. Bu kadın, zamanında Atatürk’ün komşusu imiş. Karlı bir kış günü Mustafa Kemal evlerinin önünden geçerken ona kar topu fırlatmış. O da Mustafa Kemal’ı annesi Zübeyde Hanıma şikayet etmiş. Bunun üzerine bir daha komşu kızına kar topu atmamış.

Cumhuriyet döneminde bir gün Atatürk İzmir’e gelir. Kadın da İzmir’de Ata’yı karşılamaya gider. Yol kıyında bir telgraf direğine yaslanıp Atatürk’ü beklerken Atatürk ile göz göze gelirler. Kadın kendini tanıtacağı sırada dili tutulur, konuşamaz. Bu hikayeyi bizzat kadından dinledim.

Okuttuğum sınıf ile kadının ziyaretine gitmiştik sadece bu anıyı dinlemek için. Yani önceden duymuştuk böyle bir kadının varlığını.

Anılar çok, ama hangisi kalıcı olur ben gidince bilemem. Şiirlerim var. Bir kısmı yerel gazetelerde yayınlandı. Bazısı kayboldu. Diğerleri duruyor. Yaşım bu. Onları yazdığın yerlerde benim için yayınlatırsan sevinirim.”

“Herkes gibi uzun yaşın sırrını sorayım Hocam?”

Dudak tiryakiliği yaptım, ama çok az. Kuşkusuz yine de zararı oldu. Irmakta yüzdüm. Dört kişi ırmakta beni suya basmaya uğraşırdı ama başaramazdı, yani güçlüydüm. Voleybol, futbol ve güreşle ilgilendim. Bağ bahçede çok çalıştım. Fakat çok yemedim. Kırk yaşından sonra devamlı bisiklete bindim. Yoğurdu severim. Çay ve kahveyi fazla kullanmadım. Kırk yaşına kadar sarhoş olduğum çok oldu. Ama sonra hatırlamıyorum, ölçülü gittim.”

“Öğrencilerini özler misin?”

“Seksen yaşına kadar evet özledim. Ama sonra pek değil.”

“Öğretmen, yazar arkadaşın biri, emekli olunca, özlemini dile getiren bir yazıya ‘yavrularım nerdesiniz’ diye başlık atmış.”

“Oo! Çok etkili bir başlık.”

“Hocam, teşekkür eder, ellerinden öperim. Diğer anlattıkların ve şiirlerin notlarımda.”

Hüseyin Seyfi
  
803 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Sivas Katliamı

Dünden Bugüne Sivas Katliamı

Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından biri, bundan 27 yıl önce 2 Temmuz 1993 tarihinde bir Cuma günü Sivas'ta gerçekleşti. Kendilerinden 400 yıl önce yaşayan Pir Sultan Abdal'ı anmak isteyen 33 ardılı, konakladıkları Madımak Oteli'nde Türkiye'nin gözleri önünde diri diri yakıldı. Katliamın yaşandığı otel ise hâlâ "Utanç Müzesi" yapılmadı. 

EVLERE PROVOKATİF BİLDİRİLER BIRAKILDI

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından 30 Haziran 1993'te anma etkinliklerinin 4'üncüsüne katılmak için yüzlerce aydın, sanatçı ve ozan Ankara'dan Sivas'a hareket etti. Sivas'a ulaşılmasıyla başlayan etkinliklerin ilk günü planlanan şekilde geçerken, "Şeytan’ın Ayetleri" adlı kitabı Türkçe’ye çeviren ve etkinliklere katılan Aziz Nesin üzerinden etkinliğin ikinci günü kentte kimi provokasyonlar başlamıştı.

Camilerde ve çevresinde bazı gruplar toplanmaya başlarken, anma etkinliği için gelen gruba saldırı olabileceği söylentileri şehirde yayılmaya başlandı. Halen kimler tarafından basıldığı açıklanmayan ve üzerinde "Müminlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)'ne ve O'nun temiz zevcelerine, Allah'ın beytine (Kâbe'ye) ve kitab'ı Kur-an'a alçakça küfredilmekte ve müminlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır" gibi halkı kışkırtıcı ifadeler bulanan ilanlar evlere bırakıldı. Bildiriler özellikle etkinlik için gelen yazar ve şairlerin kitaplarını imzaladığı Buruciye Medresesi etrafında dağıldı. Yerel gazeteler de bildiriyle aynı nitelikte manşetlerle çıktı.

1 Temmuz günü açık yapılan provokasyonlara rağmen şehirde ve etkinliklere gelenlerin konakladığı Madımak Oteli'nde fazladan bir önlem alınmamıştı. Aziz Nesin 2 Temmuz’da yaptığı basın toplantısında, yerel gazetelerin attığı manşetlere tepki gösterdi. Ancak İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirinin tahrik edici sorular yöneltmesi üzerine kentte hakim olan gergin hava daha fazla kendini gösteremeye başladı.

Şenlikler kapsamında Can Şenliği oyuncuları davul eşliğinde bir gösteri yapmak için çağrı yaptı ancak Çifte Minare etrafında Cuma namazı için toplanan grup bu çağrıyı, “Ezanı bastırmak istiyor zındıklar” diyerek provoke etti. Ardından "Sivas laiklere mezar olacak", "Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak", "Sivas Aziz'e mezar olacak" sloganları atarak Cuma namazından çıkan gruplar anma etkinliğinin yapıldığı Kültür Merkezi’nde bulanan yurttaşlara saldırdı.

Kültür Merkezi etrafındaki saldırıların durmasının ardından saldırganlar kalabalıklaşmaya başladı ve sayıları onbinleri buldu. Hükümet Konağını taşlamaya başlayan saldırganlar, Hükümet Konağına 500 metre mesafede olan Madımak Oteli’ne saldırdı. Otelin önüne gelen ve "Asker Bosna'ya" sloganıyla karşılanan bir grup asker, bir süre otel çevresinde bekleyip saldırganlarla görüştükten sonra ayrıldığı ortaya çıktı. Saldırganlar otelin önündeki arabaları ters çevirip, araçlardan aldıkları benzinle tutuşturdu oteli. Yangını söndürmek için gelen itfaiye ekiplerinin de su hortumlarını parçalayan saldırganlar yangının büyümesi için otelin kırık camlarından içeri benzinle ıslatılmış bez parçaları attı.

Bu sırada otel içinde kalanlar yetkilileri aradı ve oteldeki çığlıkları dinleterek yardım istedi. Dönemin Sivas Valisi, Emniyet Müdürü ve birçok yetkilisine ulaşarak önlem alınmasını istedi. Dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve parti liderleri de arandı. Yetkililerin "Korkmayın her türlü önlem alındı" demesine rağmen bahsedilen önlem bir türlü alınmadı. Hatta kimi iddialara göre, katliamdan sonra görevden alınan Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner'e olayların büyüdüğü haberi verilmiş ancak Öner'den "Müdahale etmeyin" emri alınmıştı.

Yaklaşık 12 saat sonra saldırgan gruba "müdahale edildi" ve yangın söndürüldü. İkisi otel görevlisi olmak üzere anma için gelen 35 kişi yaşamını yitirdi. Otelde kalan 51 kişi kendi olanaklarıyla otelden kurtuldu.

Alevi toplumunu hedef halan katliamda, yazar, şair, sanatçı, felsefeci, ozan ve çocuk yaşta insanlar yaşama gözlerini yumdu. Katledilenlerin her biri sadece Alevi toplumunun değil aynı zamanda Türkiye'nin de yetişmiş önemli değerleriydi. 

Yaşamını paylaştığı, eşi Muhibe Akarsu ile birlikte Madımak'ta sonsuzluğa uğurlanan, Ozan Muhlis Akarsu, Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal'dan etkilendiği sanatıyla Alevi toplumunun gönlünde yer etmişti. Yaptığı türkülerden kaynaklı 1980 Darbesi'nde hapse atılan Arkarsu, arkasında 100'ü aşkın plak, 4 kaset ve çok sayıda deyiş bıraktı. 

Araştırmacı-yazar Asım Bezirci ise, Sivas katliamı sırasında 67 yaşındaydı. Bezirci, üniversite yıllarında sosyalizm fikriyle tanıştı ve Türkiye Sosyalist Partisi'ne üye oldu. Bezirci, arkasında yayınlanmış 70 kitap bıraktı. 

Göğsünde taşıdığı ve türkülerini onunla söylediği "üç telli cura"nın son ustası olan, Alevi Bektaşi halk ozanı Nesimi Çimen de, 33 canın arasındaydı. Kirmançkî deyişleriyle de bilenen Çimen, Zeytinburnu'da bir gecekondu evinde yaşıyordu. Misafirleri arasında yol arkadaşları, Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney'in de bulunduğu çok sayıda sanatçı, ozan ve aydın bulunuyordu. 

"Nevroz" adlı kasetiyle ilk resmi Kürtçe kasetin sahibi olan ve Alevilerin "Şelpe" ezgisini ilk duyuranlar arasında yer alan Hasret Gültekin, 6 yaşında saz çalmaya başladı, 11 yaşında sahne aldı, 22 yaşında saz virtüözü oldu. 

Şair ve yazar Metin Altıok, ağır yaralı olarak kurtulduğu Madımak katliamının ardından kaldırıldığı hastanede yaşama gözlerini yumdu. 60'lı yılların genç şairleri arasında sayılan Altınok, yalın bir dille arkasında onlarca eser bıraktı.


Evrensel Gazetesi