• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam70
Toplam Ziyaret445231
Leylekler

Soğuk suyun akışı,
Serçelerin ötüşü,

Gökyüzünde şenlikti,
Leyleklerin uçuşu...


Lütfullah ÇETİN

Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde, havaların Nisan ve Mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için, soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri döner, beş altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.

Altı yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri katedip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi, hedefi hiç şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar, gagalarını tüylerine gömerler, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra, huzur içinde uykuya dalarlardı.

Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeğe başlardı. İşi bittiğinde ise, özlem içinde başını gökyüzüne çevirip, dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra, dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.

Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için, kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan, en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört veya beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra, anne ve baba leylek için telaş başlar, baba leylek, çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerdi.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek, kanatlarının altına alarak, yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.

Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.

Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz, başka bölgelerden gelen diğer leyleklerle, gökyüzünde birleşerek, seyredeğer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş, ve İsrail'e doğru yola koyulurlardı. 

Süllü amca: Süleyman Ceyhan

Lütfullah ÇETİN

17 Şubat 2004

Hakkımızda



 

KOSEKTAS.NET
ARA - BUL - ÜRET - İLET - PAYLAŞ


Bilgisunum sayfamız kosektas.net'in düzenlemesi Almanya'nın Mainz kentinden yapılmaktadır.

Bize ulaşmak için buraya tıklayınız!


Düzenleyicimiz: Lütfullah Çetin

İletişim Adresimiz: kosektas@kosektas.com
Şebeke Adreslerimiz:
http://www.kosektas.net, http://www.kosektas.com/



Hedefimiz - Yayın prensiplerimiz ve yayın ilkemize sadık kalarak, periyodik olarak güncellenen, uzun ömürlü bir sayfa yaratmaktır.

Amacımız - Etkinliğimiz, becerimiz ve verimliliğimizle; köyümüz ve insanına kattığımız değerleri sürekli ve belirgin bir biçimde artırmaktır. Bizi biz yapan kültürel değerlerimizi aramak, bulmak, paylaşmak ve arşivlemek ve böylece köyümüz sayfasının şebekedeki varlığını sürekli kılmaktır.

Yayın İlkemiz - kosektas.net, İnternet Yayın İlkeleri`ne uymaya söz vermiştir!


Köyümüz Bilgisunum Sayfası KOSKTAS.NET, ülküsel bir dünya yaratabilmek için savaşların olmaması, herkese yaşama hakkı tanınması, hiç kimseye cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, dil, din veya inanç, siyasi veya başka bir görüş, cinsel eğilim veya madde bağımlılığı gibi nedenlerle ayrımcılık yapılmaması, yaşama hakkının hayvanlara da tanınması, doğanın kirletilip, katledilmemesi gerektiğini savunmaktadır!


KOSEKTAS.NET, inanç ve siyasi görüş bakιmιndan hoşgörülü ve
tarafsιz olmasιna karşιn, kimi konularda kesinlikle taraftιr!
Biz; dincilik ve ırkçılık başta olmak üzere, eşcinsellere yönelik düşmanlık ve şiddete ve her türlü ayrιmcιlιğa karşıyız!



HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir! 



Şebeke: www.kosektas.net | İletişim: kosektas@kosektas.com | 31 Aralık 2003




Şiir Tanıtım Köşesi

Engin KORELLİ

Bir Kök-türk Kadını:
Güran Han`ım

Ben adınızı unuttuğunuz bir yerdenim
Kendinizi unuttuğunuz ve
Bir kitap yaprağında yeniden bulduğunuz, ya da
Bir resimde, belli mi olur
Boya fırçalarınızın üzerinde
Renklerinizi karıştırdığınız bir kavanozda
Bulanmış bir suyumdur belki de
Hiç pınar görmemiş bir su
Küçük bir kır köyünde
Demir oluklu bir çeşmeden
Akmamış hiç daha

Ben artık kendimi arasam bile bulamayacağım bir yerdenim
Sanki pencereden bakıyorum yaşamıma uzaktan
Başka kentler ve yerleşim yerleri tanımadım
Hiç bir zaman çıkmayı denemedim buradan
Öyle kaldım, sonsuzda boşluğu dolduran bir nesne gibi,
sormayın
Bir yaşantı ki, kimseye anlatmasını bile öğrenemedim

Kimseye fısıldamadan gelip geçtiğiniz bir çağda doğdum ben
Hiç haberiniz olmadan gelip geçen kış günlerinde
Sever misiniz kış günlerini bilmem
Ve ben
Hep bir beyazlık tadı dilinde
Okşanan atlar gibiyimdir yelemden
Siz bilmiyordunuz bunu

Ara sıra sormuş dahi olsanız
Duymamış gibisinizdir aslında
Ne söyleyen anlatmıştır onu doğru dürüst. Yani ben
Ne dinleyen anlamıştır onu. Yani siz
Aynen: diyalog yoktur, diyen fılozof gibiyizdir
Ne yazık ki, bunca zaman farkına varmamışızdır bunun

Bu nedenle gözlerim bomboş bir sonsuzluktur
Her keresinde ayrımsarım bunu
Bir yere, bir kişiye baktığımda
Bir daha görmemeşimdir çünkü onu
O aranıp durur orada, bense burada

Derler ki: bu bir aranış bile değildir
Ve aranış sayılması için ilk önce
Başka bir dil gereklidir

Üzülüyor muyum? Seviniyor muyum?
Ha bir kent, ha bir mağara olmuş biz şamanlara
hiç söyleniyor muyum?
Evet, ben şamanların kayalara çizdikleri resimler
Ağaçlara bağladıkları çaputlardan geliyorum.
Adı hiç bir yerde anılmamış mağaralardan
Ta bundan bin üç yüz yıl önce
İki avcının sırtını dayadığı bir duvardan geliyorum
Orhanların duvar yazıları gibi, çıtkırıldım bir tümceyim, dedim
Anlamadınız. Hiç kim yazdı bunları, diye sormadınız
Ve ben o duvar yazılarında anlatılan,
kuşatılmış bir köyden geliyorum
Her yanım ayrı bir renk
Uygurlar boyadılar beni, Gök Türkler‘in çocukları

Her kuytuya bir haber gönderip o zaman öncesinde
Her yöne ayrı bir renk verdirerek adamlarına
Doğuya kır rengi dediler ve o ara yeşil,
yaşıl bile olmamıştı henüz
Güneye al dediler; güneşi karşıladılar,
doru atlarını sürdüler orada.


Batı aktı.
Ve kuzeye gittikçe bir aklar toplamı, ki duyulmamış
Başı uçuk renkli bir attı, o ak
Ya da sakarı açık renkli bir at
Daha beyazı almamışlardı atalarımız Araplar’dan
Ve ak aktı

Kuzey ise karaydı
Ve saçının tek bir teli gibi
`Çeşmi siyahım`, diye, bir şiir yoktu ozanlarında
Ve sevdiklerinin gözlerine
`Kara gözlüm kar yağdırdın başıma`, diye dolanıyorlardı
Ya da, karada ölüm yok bize, diye savaşıyorlardı o zaman
Kara haberlere çok üzülüp,
Kimseye kara çalmıyorlardı, bilip bilmeden
Ve tarihde bir kara batak gibi
Kaybolup yeniden diriliyorlardı.

Ve ben bir kaya yazısı gibi o bozkırda
Rüzgar soluyorum karanlık kış gecelerinde
Ve yılgınlar ordusu geçiriyorum içimden
Tarla boylarında toygar kuşları
Oluk oluk oluk su taşıyorum boyalarınıza

Siz sızlanıyorsunuz, bir kenti yırtıp da arkanızda
Yeni gözler ediniyorsunuz korkularınızdan
Atları ve çobanları sürüyorsunuz bir yoksulluğa
Ha bire kaya diplerinde sindindirip bekletiyorsunuz
Her ne kadar Kök Türkler göçebe de olsa
Herkesin yetecek kadar aşkı ve toprağı vardı, diyorsunuz.

Ben demiyorum, yanılıyorsunuz
Erkekler ok yapımında ustalaşmıştı biliyorsunuz
Ve alıştırmada o kadar ustaydılar ki, bir kalbi vurmada
Her kalp bir kere vurulup düşürülmüştü dalından
Sizin kalbinizden başka.

Sonra bir avcı gibi, dolaştığım yıllar başladı arkanızda
Boyalarınız unutturuyordu biz yarenleri
Aşkınız boyuyordu gözlerimizi
Kendimizi yalnız buluyorduk obada.

Derilerden yapılmış kürk mantolarınız vardı
Yeni dikilmiş ayakkabılarınız
Bacağınıza taktığınız o yağıltınızla
Taşlar arıyordunuz içinizden geçenleri duyuracağınız

Ben uzaktan izliyordum, bozkırda bir yılgın gibi
Yıldızlar düşürüyordum tepenize
Yakınıyordum yalnızca yarenlerime
Ve siz, hiç ses etmiyordunuz.

Aşırı yellerden korunmuş, alçak bir ırmak kıyısında
Arabalarımıza yüklediğimiz yurtlarımızla
Güneş ve gök tanrıyı katarak yanımıza
Çıkmıştık bir gün yola

Uzun ve bitmek bilmeyen yolları geçerek
Dağları almıştık gerimize
Ben bir ara bakacak oldum, bu ne sonsuzluk, diye
Ve siz, iki kısrağın çektiği bir araba üzerinde
Kendinize dönmüş iç bileyerek
Gömülmüştünüz düşlerinize
Hiç bir Kök Türk kadınında olmayan
Kırık bir gönül yarası düşmüştü yüzünüze
Ne yapsam da yeğ tutamayacağım
Bir ırmak sızmıştı içinize.

Her devrin yer yüzü şeklinde bıraktık eskimiş yurtlarımızı
Çıkıp geldik iklimleri hiçe sayarak bu çağlara
Atlarımız argın ve susuz, atalarımız yorgun kaldı
Ilboylarımız son bir varoluş kavgasında
Yok oldular adamuslu tengrilerin arkasında

Bir boy bir boya üstün geldi, devirerek boyları
Şaman bayları vurulan boyunlardan da üstün kaldı
Bu kavgalar o günden beri silindiler taş üzerlerinden
Bozkırda kayalar bile parçalanıp dağıldı

Engin Korelli, 1997