• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret441924
Köşektaş Hikayeleri


Yazıya yansıtılan hikayelerin eğlendirici niteliği yanında bir de bilgilendirici gücü olduğu herkesçe bilinen, tartışma kaldırmaz bir gerçektir. Aracı da, amacı da Köşektaş ve Köşektaşlılar olan Celalettin Ölgün hikayeleri, gerek yazım biçimiyle, gerek anlatım tarzıyla, gözlerimizi kendi öz benliğimize çevirmemizi, kendi kendimizle buluşmamızı sağlayan en kısa yoldur!

kosektas.net

PAŞALIK

Eski düğünlerin birçoğunda, sazantı yapma, oyun çıkarma adları altında, orta oyunu yapılırdı. Uzun boylu gençlerin içine girdikleri; deve donatılırdı. Bu düğünler, gelin, eşekçi, kalaycı, körükçü, kız kaçıran rollerini üstlenmiş delikanlıların özverileriyle yapılırdı. Deve, davul ya da tef eşliğine,  gelin  ile  damatın  akrabalarının evlerini dolaşır, evlerin önünde yatardı. Deve, ancak ev sahibinin uygun gördüğü armağan ile kalkardı. Sazantı oyununda, tümüyle doğaçlama konuşmalarla güncel olaylar işlenir, şakalar yapılırdı.       

Bu düğünlerin ilginç kişisi, bu adı nereden, nasıl aldı bilinmez, Alikkuzu imiş. Alikkuzu, düğünlerde: büyük zaferler kazanmış ordunun komutanı, paşa rolünü üstlenirmiş. Rol gereği yanında yaverleri, emir erleri bulunur, oyun sırasında: “Harp Divanı” kurdurur, izleyicilere ilginç cezalar verirmiş. Kimi ayaklarından asılır, kimi falakaya yatırılır, kimi de kağnı tekerine bağlanıp bırakılırmış.               

Böyle bir düğün ortamında; olçumluk yaparak herkese yalan yanlış bilgi vermesiyle bilinen; Atçı İbrahim, Alikkuzu’nun çıkardığı oyunu gerilerden izleyerek eğleniyormuş. Atçı, Alikkuzu’nun gözünden kaçmamış. Yaverlerine emir verip “Harp Divanına” getirtmiş. Bir sürü suçlamayla kurşuna dizilmesine karar  verilmiş. Atçı’nın ağzını açtırıp mantar tabancasını sıkarak cezayı yerine getirmiş. 

Derler ki; Atçı, ağzının ağrısından  günlerce yemek yemede sıkıntılar çekti. Alikkuzu da ortalıkta görünmedi.

Alikkuzu: Ali  Alkan, ölümü: 1981

Atçı: İbrahim Dündar, ölümü: 1964  

Sazantı: Orta oyunu

Olçumluk: Bilgiçlik

Hakkımızda



 

KOSEKTAS.NET
ARA - BUL - ÜRET - İLET - PAYLAŞ


Bilgisunum sayfamız kosektas.net'in düzenlemesi Almanya'nın Mainz kentinden yapılmaktadır.

Bize ulaşmak için buraya tıklayınız!


Düzenleyicimiz: Lütfullah Çetin

İletişim Adresimiz: kosektas@kosektas.com
Şebeke Adreslerimiz:
http://www.kosektas.net, http://www.kosektas.com/



Hedefimiz - Yayın prensiplerimiz ve yayın ilkemize sadık kalarak, periyodik olarak güncellenen, uzun ömürlü bir sayfa yaratmaktır.

Amacımız - Etkinliğimiz, becerimiz ve verimliliğimizle; köyümüz ve insanına kattığımız değerleri sürekli ve belirgin bir biçimde artırmaktır. Bizi biz yapan kültürel değerlerimizi aramak, bulmak, paylaşmak ve arşivlemek ve böylece köyümüz sayfasının şebekedeki varlığını sürekli kılmaktır.

Yayın İlkemiz - kosektas.net, İnternet Yayın İlkeleri`ne uymaya söz vermiştir!


KOSEKTAS.NET, inanç ve siyasi görüş bakιmιndan hoşgörülü ve
tarafsιz olmasιna karşιn, kimi konularda kesinlikle taraftιr!
Biz; dinciliğe, ιrkçιlιğa ve her türlü ayrιmcιlιğa karşıyız!



HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir! 



Şebeke: www.kosektas.net | İletişim: kosektas@kosektas.com | 31 Aralık 2003




Bir Bahar Önü

Köyümüzün seçkin öğretmeni Hüseyin SEYFİ'ye, yeni bir çalışmasından çıkarıp gönderdiği bir sayfalık bu tadımlık için, çok teşekkür ederiz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Elli altmış yıl öncesinden bir bahar önü

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

(Çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi)